Loose, Footloose!!!

April 7th, 2011
deniz

Persembe ogleden sonrasi gayet tehlikeli saatlerdeyiz. Ogle yemekleri yenmis… hafif hafif uyku bastirmaya baslamis… Bunyeyi uyandirmak icin cay-kahveye talim edilmis… Ama cumayi selamlamaya calisan bunyeyi uyandirmak o kadar kolay olmayacaktir. Bu durumda devreye ben giriyorum. Filmlerdeki dans sahnelerini birlestirerek super bi video hazirlamislar… Hadi bakalim ama uyanin, dans etmeye!!!

(Goremeyenler icin youtube link: http://www.youtube.com/watch?v=ZYL3j27sSH8 )

Terminator gizli isler pesinde!

April 6th, 2011
deniz

Ogle vakti, yemek sonrasi ictigim cayi ekrana puskurtmeme sebep olan kisa bir video…

Terminator gunumuz Cin, Pekin’e gelmis, ne yazik ki gizli amacini basaramadan enerjisinin cogunu tuketmis. Ehhh enerjisi bitmeye yuz tutunca careyi Apple magazasinin onunde telefon sarj makinesinin yaninda dilenmekte bulmus.

(Izlemeyenler icin Youtube link: http://www.youtube.com/watch?v=w8vqSJAOC7I&feature=player_embedded )

Duyabiliyor musunuz?!?

April 6th, 2011
deniz

Her gun apartmanda devam eden tamiratlar, ofisin onundeki yol yapim calismalari… Ofis binasindaki bakimlar… Bolum asansorunde haftada bir -nedense hep bana denk gelen- bozulmalar… Evde odamin tepesinde top sektiren canavarlar… Haftada bir, ya banyo kuvetinde ya da kombi kazaninda ortaya cikan su sizintilari…

Gecenlerde su videoya denk geldim de… Keske benim de evim benle boyle konussa!

(Goremeyenler icin  Youtube Link: http://www.youtube.com/watch?v=5ekUyxxpBt0)

Uzakdogudan esintiler – 1. Bolum

April 6th, 2011
deniz

Hazir filmlerden yaziyorum, son donemlerdeki favorilerimden de bahsedeyim dedim. Uzakdogu sinemasi denince ne yazik ki ozel kanallarimizin bosluk doldurmak icin yayinladigi absurd komedi-aksiyon tarzi-cogunlukla Jackie Chan’in oynadigi- filmler aklimiza geliyor. Ya da devlet kanalimizin ozensiz dublajlariyla katlettigi, eski zamanin Latin pembe dizilerine denk gelen Uzakdogu dizileri gozumuzun onune geliyor. Bunlar cidden uzakdogu sinemasini sevmemizi zorlastiriyor. Tabii bir de alisik olmadigimiz konusma dili, sanki animasyon karakteriymis gibi asiri mimikli ya da duygulari asiri hareketli oynayan oyunculari ve de bize garip gelen adetleri eklenince uzakdogu sinemasindan uzak durmaya calisiyoruz.

Oncelikle Uzakdogu=Kung Fu fikrini kafanizdan silip atin. Evet, “dovus sanatlari”ni anlatan bircok filme sahipler ama bence “romantik-komedi”,”romantik-dram” ve “dram” filmlerinde bircok Hollywood filminden daha basarililar. Ozellikle Kore yapimi filmleri seyrederken pecetelerinizi yaninizda hazir tutmanizda fayda var. Tabii o kadar cok film var ki hangi birinden baslamali derseniz, ben izlediklerime dayanarak nacizane fikirlerimi paylasmayi isterim.

(Aslinda daha once yazmam gerekirdi bu yaziyi, zira 1 hafta once tum arsivimin bulundugu 1TBlik HDD’imden yanik kokusu geldi, tahminim tum arsivi yaktim :/ ayy o hafta o kadar sanssizdim ki…. off off… hatirladikca afakanlar basiyor! O kadar aksilik yuzunden yanan arsive uzulemedim bile. Simdi izledigim ve begendigim tum filmleri hatirlamam zor ama iste aklimda yer edenleri yavas yavas yazayim dedim.)

1. I’m a Cyborg but That’s OK (2006) (IMDB: http://www.imdb.com/title/tt0497137/ )

I'm a Cyborg but That's OK

Ben bu filmden size daha once bahsettigime emindim, ama siteyi aradim taradim bulamadim :/ . Bu benim, Uzakdogu sinemasinin farkina varmami saglayan ilk filmi (Guney Kore yapimi). Konusunu bilmeden, sirf festival filmi oldugundan ve de yonetmeni Chan-wook Park’in filmlerini merak etmemden dolayi oturdum filmin basina. Yonetmen aslinda intikam serisiyle (Oldboy, Lady Vengeance, Sympathy for Mr. Vengeance,vs.) unlu. Yalniz bir gun kizininda izleyebilecegi bir film cekmek ister, iste o da bu film olur. Lakin o kizcagiz bu filmi tek basina cat diye anliyorsa, bravo derim! Bir filmi anlatmanin en zor kismi, yanlis birseyler soyleyip filme dair ayrintilar vermek…Acikcasi eksisozluge bakarsaniz, film hakkinda herkes bol spoiler’li yazilar yazmis. En guzel aciklamasi “delicesine bir aski anlatir” demek. Konusunu kisaca yazacak olursam, kendini savas robotu sanan bir kiz, kendine zarar verince bir akil hastanesine kapatilir. Kendini robot sandigindan yemek yemegi reddetmektedir. Hastanede kuculerek kaybolacagindan korkan, obsesif ve de baskalarinin yeteneklerini calabildigine inanan baska bir hastanin dikkatini ceker. Doktorlarin kiz icin yapamadik yardim yoksa bir baska deliden mi gelecektir? Delilerin yaptiklarina akil-sir ermez ya asklarina da ermez! Izlerken kah guleceginiz, kah uzuleceginiz bir film. Izledikten sonra yuzunuzde guzel bir tebessum, icinizde sicacik bir huzur birakacagi garanti. En yakin zamanda izlemenizi oneririm.

2. My Sassy Girl (2001) (IMDB: http://www.imdb.com/title/tt0293715/ )

My Sassy Girl

My Sassy Girl

Simdi hangi Uzakdogu filmleri forumuna girerseniz girin, bu film ilk onerilen ya da ilk izlemeniz gereken film olarak yazilir. Uzakdogu sinemasina dair ne kadar cekinceniz varsa (asiri mimik, asiri gosterilen tepkiler,vs.) bu filmle kirilir. Hatta yerine bol kahkaha ve eglence olarak size doner. Bu filme daha sonra Hollywood da el atmis ama benim icin en ideal arsiz, simarik kiz Jeon Ji-Hyun ve en sapsal, asik erkek Tae-Hyun Cha’dur. Soyle guzel bir romantik-komedi ve dram seyredeyim ben diyorsaniz filminiz bu Guney Kore yapimi. Biraz sapsal ama iyi niyetli erkek basrol oyuncumuz, Kyun-woo bir gun metroda korkutuk sarhos bir kizin hayatini kurtarir. Sarhos kizimiz tam kendinden gecmek uzereyken Kyun-woo’da “Sevgilim” der ve yere yikilir. Zavalli Kyun-woo metrodaki insanlarin ayiplayan bakislarina maruz kalinca kizin sorumlulugunu ustlenmek zorunda hisseder. Film, kizin Kyun-woo’ya yaptigi iskenceler, Kyun-woo’nun sakarliklari ve de kizin kendisi-gecmisi ile hesaplasmasiyla renklenir. Kimi zaman icinizin burkuldugu, gozlerinizin nemlendigi, cogu zaman kocaman kocaman gulumsediginiz cok cok tatli bir film. Bu filmden sonra Hollywood’un romantik-komedilerine ayni gozle bakamayacaginizi iddaa ediyorum.

3. A Moment to Remember (2004) (IMDB: http://www.imdb.com/title/tt0428870/)

A Moment to Remember

A Moment to Remember

O kadar Uzakdogulular romantik-dramdan iyi anliyor dedik, o zaman size bir Guney Kore yapimini tanitayim. Filme baslamadan once yaniniza pecetelerinizi alin. Ama merak etmeyin Guney Koreliler anlayisli insanlar, her daim acitasyon mantigiyla hareket etmiyorlar. Ama filmlerinde romantik-komediden romantik-dram’a oyle bir gecis yapiyorlar ki bir yumru yureciginize oturuveriyor. Daha sonra baska filmlerinde de hastasi oldugum erkek basrolumuz Woo-Sung Jung, asikken siz de asik olacak, caresizlik icinde cirpinirken sizin de iciniz aciyacak. Guzel Ye-jin Son, yavas yavas anilari tarafindan terk edilirken onu koruyup kollamak isteyeceksiniz. Ozellikle erkek basrol karakterimiz o kadar gercekci ki! Hani bircok insan icin “seni seviyorum” demek zordur ama erkekler icin sanirim bu daha da zor… Basrolumuz, bu kendince seven, icine kapanik, biraz cool, sevdigini soyleyemese bile gostermek icin cabalayan halleriyle kendinize cok tanidik gelecektir. O kadar cok sey var ki yazilabilecek film hakkinda… ne yazik ki yazamiyorum fazla aciklama olur diye :/ Lakin “affetmek” uzerine yazilmis replik vardir, unutulmayacak replikler kismina ilk siralardan girer.

SPOILER:” affetmek…zor degildir.
affetmek sadece… kalbinde sade bir oda bagislamaktir.
dedem boyle soylerdi.
gercek bir marangoz… kalbinde bir saray yapabilendir.
ama sen yaptigin evde, …tüm odalari annene ve nefretine vermissin.
ya sen neredesin? sense disarida titriyorsun.

affetmek… kalbinde kinine daha küçük bir oda verir.” (Filmdeki replik burda hani cok merak ediyorsaniz yaziyi secerseniz gorebilirsiniz.)

4. A Millionaire’s First Love (2006) (IMDB: http://www.imdb.com/title/tt0757157/ )

A Millionaire's First Love

A Millionaire's First Love

Her ne kadar cok banal bir ismi olsa da izlerken pecetelerinizi yaninizda hazir etmeniz gereken bir baska film daha. Lise ortaminda gecmesine bakmayin bu uzakdogulular bizim gibi erken olgunlasiyor. Ustelik senaryosu da klise dram senaryosu… gibi gozukse de goz yaslariniz pitir pitir dokulecek, eminim. Bir onceki filmle arka arkaya seyretmenizi tavsiye etmiyorum. Daha cok,”benim dram seyretme zamanim geldi” dediginiz anda seyredin. Zira “A Moment to Remember”dan sonra konusu yavan gelebilir. Lakin basroldeki ablamiz Yeon-hee Lee film boyunca cok cok cok sevimlidir. Bu filmin dram kismi daha agir basar, komedi kismi cok azdir, romantizm kismi da bayagi yogun. Lakin bu filmi kliselerle dolu olmasina ragmen bu yaziya sokan birkac sahnesi var, nasil anlatsam, sanki bi turlu yutkunamiyorsunuz. Hele erkek basrolumuz yapmis oldugu bir incelik var kii… acikcasi fikri calmakla-calmamak arasinda gidip geldiydim uzunca bi sure… Daha karar veremedim! Bu kadar konustum konusu ne kisaca diyecek olursaniz, Bin Hyeon’un canlandirdigi erkek basrolumuz, dededen zengin, sorumsuz, ukela bir genctir. Dedesi olunce, vasiyet olarak, belirledigi kucuk bir koy lisesinden mezun olma sartiyla tum parasinin torununa verilmesini istemistir. Torunu bu sarti gerceklestiremezse vasiyetten mahrum birakilacaktir.  Bu lisede, kendi halinde, caliskan ve ornek ogrenci olan kadin basrolumuz Yeon-hee Lee ile karsilasir, yavas yavas ona asik olurken hem kendini hem de kadinin sirlarini ogrenecektir.

5. Sad Movie (2005) (IMDB: http://www.imdb.com/title/tt0475711/ )

Sad Movie

Sad Movie

Sad Movie

Sad Movie

Isminin ve de afislerinin cok sey anlattigi bu film, farkli insanlari ve de bu insanlarin kesisen hayatlarini anlatiyor. Filmin iki afisini de cok basarili buldugumdan ikisini de ekledim. Ozellikle ikinci afisteki arka plan renkleri cok cok basarili… Bu filmde Guney Kore filmi, ustelik yukarida bahsettigim filmlerden taniyacaginiz oyunculari barindiriyor kadrosunda. Ben size ikinci afis uzerinden oyunculari hatirlatayim. Sol usteki aktor Woo-Sung Jung (A Moment to Remember’in erkek basrolu), sag usteki aktrist Su-Jeong Lim (I’m a Cyborg…’daki kadin basrol), sag ikinci siradaki aktor  Tae-Hyun Cha (My Sassy Girl’un erkek basrolu), diger oyunculari daha sonra baska filmlerde goreceksiniz ama simdilik daha bahsetmedik. Film o kadar sade, anlatim o kadar yalin ki, ben izlerken ne kadar vakit gecti anlamadim. Genelde boyle cok hikayenin anlatildigi filmlerde bir-iki hikaye cok one cikar, diger hikayelerin anlatildigi sahnelerde cok sikilirsiniz. Oysa bu filmde her hikaye ayni cizgide… Ismi “sad movie” diye oyle anime tadinda aglayacaginizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz, film siz farkinda olmadan gozpinarlarinizin dolmasina sebep olacak… Ehh sonrasi sicim sicim yanaginizdan kayan damlalar olacak. Iliskiler, cabalar, kaybedilenler ve ozlemler uzerine cok guzel bir film. O en basta bahsettigim asiri tepkilerin ve mimiklerin olmadigi cok saf bir film.

Fark ettiyseniz “dovus sanatlari”nin olmadigi filmlerle basladim tanitmaya… Daha dram ogeli bii suru Uzakdogu filmi var. Lakin hepsini ayni yazida yazarsam kendini tekrar ediyor sanirsiniz. Oysaki o dramlar arasindaki fark konularindan cok islenme tarzlari oluyor. Ikinci serimize biraz tarihi ogeli filmlerle devam ederiz. 😉

Austen’den izlemelikler

April 5th, 2011
deniz

Caaaannniiiimmm dostlar!

Umarim is-guc-enerji, ruhsal-mutluluksal-mantiksal uclemelerinizin hepsi iyi gidiyordur. Her ne kadar nefret etsem de “ayy cok yogunum cok yogunum” diyip duranlardan oldum. Vallahi tonlarca okumam,yazmam gereken seyler var. Lakin nasil bir duzen izlemeliyim, once isin neresinden baslamaliyim karar veremiyorum bir turlu. Hal boyle olunca da beklenenden yavas calisiyorum. Tabii bu kararsizlik “yaaaeeee ne yapsam da dalga gecsem” moduna sokuyor beni. Uzun zamandir yazmayinca, suraya iki kelam edeyim de biraz mola vermis olayim dedim.

Cook onceleri kara kapli bir “Jane Austen Complete Novels” kitabi aldigimdan bahsetmistim (Suradaki yazida gorebilirsiniz kitabi: http://5i1yerde.biz/2009/06/26/dare-to-read-it-aloud/) Neyse efenim, ben bu kara kapli kitabi bitirmeyi basardim 1 ay kadar once. Jane Austen zamaninda iddali, guzel yazim, sevilecek romancilik dendiginde agdali bir dil ve bol bol egzantrik sifat kullanimi anlasiliyormus. O sifatlari ozellikle gecebilirseniz, gayet akici ve anlasilir bir ingilizcesi oluyor (en azindan benim ingilizce seviyemde anlasilir oluyor, siz havada-karada anlarsiniz). Bu kitabin bitimi bir de King’s Speech filmiyle ayni doneme denk gelince, ben de donem filmi seyretme arzusu depresti. Jane Austen romanlarinin filmlerini seyrederek bu ise baslayabilirim dedim.

1. Pride and Prejudice: Jane Austen’in en cok bilinen romanidir. Bircok kez cekilmis, bircok filme konu olmustur. Jane Austen’in kendi yasaminin bir kesiti oldugu dusunulur. Tahminim sizin akliniza hemen Keira Knightley’nin oynadigi 2005 versiyonu gelmistir.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0414387/ ) Film guzeldir, romana da bayagi sadik kalinmis. Elizabeth rolundeki Keira’nin ilginc bir guzelligi oldugunu dusunuyorum. Lakin bu kadinin konusmasina sinir oluyorum. Ne dedigi tam anlasilmiyor, kelimeler yuvarlanarak cikiyor. Hatta youtube’da “ne dedi burda yahu” tarzi bir videosu da bulunmakta. Mr. Darcy’yi oynayan abimiz Matthew Macfadyen asik rolunde cok iyi ama kendini begenmis rolunde biraz zayif gibi… Bu filmde en begendigim Elizabeth’in guzeller guzeli ablasini, Jane’i oynayan Rosamund Pike… Zira bu kiz cidden guzel. Diger bahsedecegim Pride and Prejudice versiyonundaki kizi o kadar begenemedim kusura bakmasinlar!

.

Bence en ama en basarili Pride and Prejudice versiyonu BBC’nin mini dizi seklinde cekmis oldugu 1995 yapimi. Ustelik bu versiyon, bu senenin oscar kazanani, King’s Speech ile muhtesem oyunculugunu konusturmus olan Colin Firth’e dunya capinda un getirmis. Bu versiyonu izleyenlerin kalbinde bir tane Mr. Darcy vardir o da Colin Firth.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0112130/ ) Toplam 6 bolumden olusan bir mini dizi. Ingiliz Ingilizcesine bir duskunlugunuz varsa bu mini diziyle o sevdaniz tavan yapacaktir. Kitaba en sadik cevrim olarak geciyor. Colin Firth tam bir Mr. Darcy. Her ne kadar kendisi rolu almadan once, Mr. Darcy’nin daha yakisikli olmasi lazim diye, biraz tereddut etmis olsa da rolun hakkini basariyla vermis. Bu roluyle o kadar benimsenmis ki sonraki filmlerinde de bazi bazi bu durumla dalga gecmis (Mesela Bridget Jones’s Diary filminde de oynadigi karakterin adi Mark Darcy’dir.). Elizabeth rolundeki Jennifer Ehle, tam donem Ingiliz kizidir. Ustelik Elizabeth’in saflik-cokbilmislik gecislerini cok iyi canlandirmis. Ayrica kizlarin annesi Mrs. Bennet’i oynayan Alison Steadman o kadar iyidir ki arada sacini-basini yolmak istersiniz. Tabii suraya Colin-ve-Pride&Prejudice denince herkesin aklina gelen sahneyi koymazsak olmaz. Bircok filmde bahsedilmis bu sahne (SPOILER!!! Youtube: http://www.youtube.com/watch?v=hasKmDr1yrA ) Daha once izlemediyseniz bu versiyonu kesinlikle izleyin.

2. Emma: Kizlarin kendilerini teee o zamandan copcatanliga adadigini anlatan bir roman. Baskalarinin islerine burnunu sokmaktan kendisine dikkat etmeyen yaramaz bir kizi anlatiyor. Bu romanin da cevrimi coktur, hikaye eglenceli olunca… Ustelik Gwyneth Patrow’dan Alica Silverstone’a, Kate Beckinsale’e bii cok unlu oynamis cesitli cevrimlerinde…

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt1366312/ ) Ben acikcasi 2009 yapimi -gene- 4 bolumluk BBC Mini dizisi olan versiyonunu tavsiye edecegim. Saniyorum su aralar CNBC-E’de gosterilecekmis. Yakalayabilirseniz izleyin. Romani okurken hayal ettigim Emma tipki Romola Garai’nin tipindeki  bir kizdi. Ustelik Mr. Knightley rolundeki Jonny Lee Miller’la da cok iyi uyusmuslar. Ben dizideki tum oyunculari cok begendim. Ama aklimda en cok kalan Mrs. Bates roluyle Valerie Lilley ve Mr. Elton roluyle Blake Ritson. Bu ikili irite etme ve de acindirma konusunda cok ama cok basariliydi.

Bir de bu diziyi seyrettikten sonra su melodiyi uzunca bir sure aklimdan cikaramadim. cok hosuma gitti. Bi yerlerden duzgun bir halini bulabilsem keske… (Tekrar youtube’a baglaniyoruz. SPOILER!!! Youtube: http://www.youtube.com/watch?v=avl8SekpF5Y) Soyle kafa dagitmak ve de eglenceli romantik birseyler ariyorsaniz seyretmek icin vakit kaybetmeden seyredin derim.

3. Sense and Sensibility: Bu roman Jane Austen’in ilk yayinlanan romaniymis. Acikcasi hikayesi yukaridaki iki romana gore biraz daha karanlik.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0114388/ ) Bu romanin Emma Thompson’li, Kate Winslet’li Hugh Grant’li, Alan Rickman’li bir filmi var, 1995 yapimi… Gayet de guzel. Emma Thompson harika bir performans gostermis. ehh Ben azicik Alan Rickman sesi duysam yeter yahuuu… seklinde yaklasmistim ama pek bi hayran kaldim filme… Filmi izlemeye baslamadan once karakterlerin kimler tarafindan canlandirildigina baktim. Kate’in romantik, ask bocugu rolunu almasi… Emma’nin oturakli ve duyarli rolunu canlandirmasi… Cidden de kendi karakterlerine uygun rolleri almislar dedim.

.

.

Lakin filmi seyrettim yetti mi?!? HAYIIIRRR… Hazir mini-dizileri seyretmeye basladik devam edelim ayni yerden dedim. BBC sagolsun bu kitaba da el atmis ve 2008 yilinda 3 bolumluk bir bini dizisini yapmislar

(IMDB LINK: http://www.imdb.com/title/tt0847150/ ) Iyiydi iyi olmasina… Izlerken begenmistim ama simdi tek bir karesini hatirlamiyorum. Cok etkilenmemisim galiba… Bi David Morrisey’i hatirliyorum. Tam bi “Colonel” olmus adam… Hos diger tarafta Alan Rickman’da cok iyiydi. Duyarli Elianor rolundeki Hattie Morahan’i Emma Thompson’la karsilastirmak kizcagiza biraz haksizlik olur diye dusunuyorum. Lakin ablaya duyarli ol demisler, 3 bolumun 2.5 bolumunde soguk olmakla karistirmis olayi. Ucari ve duygusal Marianne rolunde Charity Wakefield en az Kate Winslet kadar basarili bir rol cikariyor.  Yalniz Colonel disindaki erkek oyunculari (ki Dominic West’i severim.) begenmedim. Hugh Grant’in canlandirdigi Edward Ferrars’i Dan Stevens’inkine tercih ederim. Bana gore fazla sapsal bir potre cizmis. “Ayy ben mi yaptim, ben miyim, sen kimsin?!?!?!?!?” havalarinda birsey olmus! Bir diger itirazimda 1er saatten 3 bolumluk dizi cekiyorsun, bazi yerleri oyle hizlica toparlaman gerekir miydi, bilemiyorum?!? Gene de guzel bir versiyon, sanirim en sevdigim Jane Austen hikayesi olmamasindan kaynakli bir itiraz etme istegim vardi.

4. Persuasion: Bu da Jane Austen’in son romani… Bilmiyorum neden ben -belki digerlerine gore kisa ama oz olmasindan- bu hikayeyi pek begenmistim.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0114117/ ) 1995 yapimi Persuasion’i ne yazik ki seyredemedim. Oysaki basroldeki Ciaran Hinds’i pek begenirim. Yok Alan Rickman degil kendisi cok benzese de… Nereden biliyorsun diyenlere de Rome dizisinin koskoca Gaius Julius Caesar’ini ben tanimiyacam da o mu beni taniyacak demek isterim :)  Bu versiyonu seyretmedigim icin yorum yapamayacagim ama izleme listeme eklenmis durumda…

.

.

.

Benim izledigim versiyonu 2007 TV filmi hali…

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0844330/ ) Dedigim gibi hikayeyi pek sevdigimden bu filmi cok begendim. Oyuncularin hepsine hayran kaldim. Anne Elliott rolundeki Sally Hawkins muhtesem bir is cikarmis. Karakterin caresizligini, kararsizligini, magduriyetini cok basarili bir sekilde gostermis. Captain Wentworth roluyle Rupert Penry Jones da beni etkilemeyi basardi, yarali ama gururlu ruhunu ben her sahnesinde gordum. Tabii seyirciye zaman zaman “ahhhhhh…. ne guzeeelll” dedirtmek icin donem kurallarindan cikmislar, bu bazi kisilerin yorumlarina yansimis ama olsun. Ben gercekten begendim, o zaman zaman ki kisimlarda “ahhh…yaaaa…” dedim. 😀

Filmin suprizi de Buffy’imizin Giles’i, Merlin’imizin Uther’i Anthony Head’in de bu filmde rol almasi :) . Ayy bir de demeden gecemeyecegim “Captain….Captain…” :)

5. Mansfield Park: Acikcasi bu romanin neden daha iyi cekimleri yapilmamis bilemiyorum. Hos bas karakterin, Fanny Price’in ara ara kendisiyle, icinde bulundugu durumla celismesinden kaynakli olabilir. Ya da diger romanlar kadar populer olmamasindan olabilir.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0178737/ ) Aslinda 1999 versiyonu, guzel baslamis bir film ama bazi bazi eksikleri oldugunu dusunuyorum. Fanny Price’i oynayan Frances O’Connor cidden kitabi okurken hayal ettigim kiza benziyor ama bir yerden sonra donuklasiyor. Jonny Lee Miller gene bir Jane Austen uyarlamasinda basrolu kapmis, Edmund Bertram rolunde iyi ama sanki eksikler var gibi… Arada James Purefoy’da dahil oluyor oyunculara… Ama izlerken hep birseyler eksik… Saniyorum filmin metniyle alakali bir sorun bu?!? Gene de basarili bir film, diger versiyonundansa bu versiyonu gonul rahatligiyla seyredebilirsiniz. Ama iste tam anlamiyla Jane Austen uyarlamasi degil, daha cok Jane Austen’den etkilenilmis gibi gibi… Romantik bir film olarak gayet basarili.

Gene ben bu kitabin baska uyarlamasi yok mu yaa seklinde bakindim ve 2007 TV filmi versiyonunu buldum.


(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0847182/ ) Olmamis! Otur, sifir! Diyorum su noktada… Aslinda afiste bakislariyla bizi kesen sari sac – siyah kas kombinasyonlariyla Billie Piper’i gordugum an vazgecmeliydim izlemekten… Ama iste Emma’da Mr. Elton’i basarili bir sekilde oynayan Blake Ritson burda Edmund rolundeydi, onun hatrina seyredeyim dedim. Cik olmamis olmamis… Fanny Price roluyle Billie her ekrana girdiginde tum konsantrasyonum dagildi durdu. O disler… kotu Ingilizce… hele o kaslar… Olmamis olmamis… Kusura bakmasinlar!

.

.

6. Northanger Abbey: Son olarak da pek de Jane Austen cizgisinde olmayan bir roman… Ilginc fantastik ogeler vardir bu romanda…

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0844794/ ) Ne yazik ki bu filmi izleyemedim daha… daha dogrusu ITV’nin Mansfield’ini begenmeyince bu romani da batirmislar midir diye korkumdan izleyemedim.

.

.

.

.

.

Youtube videolarini bilerek link verdim, hani videoyu koyarsam spoiler falan anlamaz izlemek istersiniz, sonra aaa filmden sahneymis, bak adam oluymus ogrendik simdi breh breh dersiniz diye yaptim. Jane Austen’i izlemeye Pride and Prejudice ile baslarsaniz, bence en basarilisi odur. Yani sonra digerleri biraz yavan gelebilir. Hikayeler bir noktadan sonra ayni geliyorsa sasirmayin… Jane Austen boyledir. Bir de soylenilene gore kendi hayatinda yakalayamadigi mutlulugu hep roman karakterlerine vermistir. O yuzden romantik komedi turunde filmler ya da mini diziler bunlar… romantik dram degil!

Teknolojinin boylesi!!!

December 1st, 2010
deniz

Iki gundur, daha dogrusu soguklar iyice bastirdigindan beri Londra’daki ultra-modern-teknolojik (!) lavabolara daha da bir killanir oldum. Batinin en gelismis ulkesi… Refah duzeyi en yuksek ulkesi… Gunesin batmadigi ulkeee (bu da ne ironik laftir, cogu zaman yagmurlu gunler yasayan bir ulke icin)…. Gel gor ki lavabolarin… ahh o lavabolarin!!! Adina facebook’ta gruplar kurulmus lavabolarin… Ayy ben susayim fotograflar konussun!

Birinci lavabomuz ofisimin oldugu binadaki bi tuvaletten… Sicak su icin yukardaki kazani kullaniyoruz, soguk su icin asagidaki muslugu… Kazanin vanasi da hemen altinda… Tahmin edeceginiz uzere zincirli siyah tutamac sifona ait! Yani onu cekince sasilacak, baska bi antikalik ortaya cikmiyor! 😛 Bu domuz gribinin yaygin oldugu donemde su mavi uyari levhasini her yere astilar. Yalniz her gordugumde, bas harflerini yukaridan asagi okuyunca anlamli bir kelime cikmali gibi geliyor…. Hic sanat ruhlari yok yaaa!!! Bi de boyle gerizekali gibi siralamayi karistirmayin seklinde listelemisler!!! Cik cik…. :)

Ikinci olarak evimin dehset mutfak lavabosunu sunuyorum size!!! Gormus oldugunuz gibi, karistirmamaniz icin “H for Hot, C for Cold”… Her bulasik yikama seansimda bu musluklara, sicak-soguk su sistemini iki muslukla cozen elemana eeennn derin saygilarimi sunuyorum! Gene de bazen yemek yaparken falan bakiyorum da… cok komik nan… yani bir boru parcasiyla su iki suyu birlestirip tek bi musluk takmak ne kadar zor olabilir ki… Sonucta banyodaki lavabomuz normal bi sisteme sahip!!!

Yaa bu Ingilizler babamin da dedigi gibi InceLazlar resmen yaaa… Bi ara da size okul binalarinin arasindaki baglantilari cekip yollayayim… Resmen Lazlar yaaa!!! ehuehueheh 😀

Nice Yıllara + Nice Yıllara (2. yaşgünümüz)

November 30th, 2010
musa

Ellerim kaşınıyor, daha doğrusu parmaklarım kaşınıyor… yazmayı bu kadar çok özleyeceğimi tahmin etmezdim, oysa bak işte şimdi oturmuş, yarınki doğumgünü yazısını bir gün öncesinden yazıyorum.

Deli değilim ama divaneyim işte.. sessiz geçen 2010 da tek ses olsun ve “nice yıllara” dileyim istedim

Yazdığımız yazı sayısında 100 barajını aşmısız ve ben bunu kaçırmışım bakın, yorumlar ise 500 ü geçmiş… fena çalışmamışız anlayacağınız.

ve hemen 2. yıl pastamızda gelsin, sonra hep birlikte üfleyelim ama

Mutlu Yıllar

2 adet mum olduğuna dikkat çekerim ayrıca.

Sessizlik uzun oldu ama sene sonuda geldi.. 2011 e geri dönüyorum.

Sizleri çok seviyorum.

Acep bizim evde de bir zaman makinesi mi var sorunsali!

November 22nd, 2010
deniz

Oglen vakti yasadigim soku hemen sizinle paylasayim dedim. Videonun tamamini agzim acik seyrettim! Sonra ayna aldim elime kendime baktim iyice… Valla cocuklugumdan beri kendi gozumde pek degismedigim icin pek birsey cozmedi bu yaptigim. Soyle bi etrafima baktim, hala Londra’dayim falan… Dedim belki cocuklugumda da Londra’daydim. Sonra boyle soguk soguk terledim, dusunsenize o kadar lise, universite giris sinavi hazirligi, sinavin kendisi, universite, yuksek lisans bitirmissin, doktoranin son demlerine yaklastigina inaniyorsun. Birgun uyaniyorsun meger hepsi ruyaymis! Korkunc yaa… Korkunc otesi! Sonra dedim bi sakin ol, bi daha izle su videoyu… 90’lara donmus olamayiz!!!

(Linki goremeyenler icin: http://www.youtube.com/watch?v=i1CTh4yiTzE )

Sonra dikkatli seyredince, elemanlarda eksik var, sonra sesler kalinlasmis falan… Bi de “Kid, Boy” adiyla essek kadar adamlar cikip dans ediyor gorunce… yok artik dedim. Resmen adamlar cocukluguma isinladi beni yaa!!! Gene guzel bea, yani tee ne zaman dinledigimiz/bildigimiz/kafamiza kafamiza kazinmis sarkilari boyle dinlemek!.. Hos NKOTB’un elemanlarina ne olmus oyle yaa… Vokal kus gibim kalmis! Bi de kiz sesli elemanlari vardi, o ortadan kaybolmus mu ne?!? Ben goremedim. Tee hallahimm ne eglendim yaa oglen vakti! Bir de yakin vakitte “Hot Tub Time Machine” diye bi film seyretmistim, ustune tam tuz-biber oldu!

Sen gelmez oldun, ahh postaci ya da kargocu ya da her kimsen!

November 19th, 2010
deniz

Sabahin korunden beri postaci yollari bekliyorum canlar… Ayy gene ne aldin demeden siz, valla bu sefer baskasinin paketini bekliyorum diye yapistirayim. Ev arkadasim Almanya’ya gittiginden ve de 1 hafta buralarda olmayacagindan kargoyu karsilar misin diye bana sordu… ben de “hee, of course yahu” dedim. Yalniz bi soz vermeden once bi programima baksaymisim, bi bolumden gelen postalari okusaymisim iyi olurmus. Bugun 3 tane seminer varmis. Burda seminere girme zorunlulugu yok ama hocalar gozunde iyi gozukmek icin onemli tabii… Ilki 12:00 – 13:00 arasiydi, kacti. Ikincisi 14:00 – 15:00 arasi kismette o da yok gibi… Ucuncusu de hemen arkasindan 15:00 – 16:00 arasi… Valla bu postaci/kargocu neyse iste hep 11:00’den once gelirdi, ne oldu anlamadim. Aslinda isime de geldi dogrusu, haa evde yatislardayim haa seminerde!!!

Sabah uyandigimda su sarki kafamdaydi, simdi evde hazir kimse yok… bagira bagira soyluyorum. Cok komik nan… 😀

Anlayacaginiz postaci yolu beklemek zor kardesim, cook zor! Hos siz simdi “sen gelmez oldun” sarkisini bekleyeceksiniz ama deeegggiiiiilllll…. Burdan buyrun!

(Linki goremeyenler icin: http://www.youtube.com/watch?v=375ENQbru8s )

hatta

Haydin hep beraber soyluyoz:
Daring duck of mystery,
Champion of right,
Swoops out of the shadows,
Darkwing owns the night.
Somewhere some villain schemes,
But his number’s up.

(3-2-1) Darkwing Duck (When there’s trouble you call DW)
Darkwing Duck (Let’s get dangerous)
Darkwing Duck (Darkwing, Darkwing Duck!)

Cloud of smoke and he appears,
Master of surprise.
Who’s that cunning mind behind
That shadowy disguise?
Nobody knows for sure,
But bad guys are out of luck.

‘Cause here comes (Darkwing Duck)
Look out! (When there’s trouble you call DW)
Darkwing Duck (Let’s get dangerous)
Darkwing Duck (Better watch out, you bad boys)
Darkwing Duck!

Psycho Killer!

November 19th, 2010
deniz

Birkac gundur boyle abuk-subuk uyuma sorunlariyla ugrastiktan sonra dun aksam 00:30 civari yatip uyku duzenimi iyilestirmeye karar verdim. Lakin saat 02:00 civari, fosur fosur uyurken, bir tarafim mi acik kaldi nedir uyandim ve kendimi bir seyi sorgularken buldum. Izninizle aciklayayim sorguladigim seyi abilerim ve ablalarim!!!

Simdi aranizda denk gelip de Mersin’deki Cennet-Cehennem’i gorenler olmustur! Icinizde en azindan birinin gordugune eminim. Kisaca anlatayim, Cennet-Cehennem Mersin’in Silifke ilcesi sinirlarinda… Cehennem bildigin kooocaaaman bi cukur. Yanlis hatirlamiyorsam, cehenneme inmek icin merdiven yok, cukurun duvarlari ic-bukey oldugundan sadece iple falan iniliyor… Vakt-i zamaninda cuzzamlilari, veba, vs. gibi salgin hastaliga yakalananlari bu cukura indirip, olume terk ediyorlarmis. Bayagi derin bir cukurdu… (ya da ben cok kucukken gormustum, benim gozumde buyumus olabilir.)

Cennet ise Cehennemin biraz ilerisinde 450 kusur basamagi (hee… internetten kopya cektim, ben 1000 basamak diye sallayacaktim) indikten sonra ulasilan bir magara… Saniyorum teyzemler vardi yanimizda, bir de tamirat mi vardi nedir?!? Biz cennete gidememistik! Cehennem’e de tepeden baktik zati… (bir nevi arafta kalma durumu… eheheuhe) Hayal meyal hatirladigim, birisi magaranin girisinde limon agaci mi ne varmis demisti, hurma da olabilir. Terden sicaktan oluyormussun inerken ama magaranin icin acayip sogukmus. Bir de su akintisi varmis derinde… ben nedense bu su yolunu Kleopatra ile Sezar bulusmak icin kullaniyormus diye anlatilan bir efsane var diye hatirliyorum. Internette bulamadim boyle birsey, ben salladim sayin!

Bir de bu Cin’deki, Nepal’deki budist, vs. tapinaklari aklima geldi. Hani filmlerde goruruz ya yuzlerce basamaklari tirmandiktan sonra ulasilan tapinaklardan bahsediyorum(bknz. Shaolin Temple, Kill Bill’den hatirlarsiniz belki?!?) . Tapinaga girdikten sonra meditasyonla falan nirvanaya/cennete/gercege/tanriya ulasilir.

Simdi bu ikisini karsilastiracak olursak, Turkiye’deki surumde… cennete/tanriya/gercege ulasmak kolay, oradan geri donmek zordur. Nepal/Cin surumunde ise tam tersi ulasmak zor, ulastiktan sonra cikmak daha kolaydir. Ne de olsa merdiven inmek, cikmaktan her zaman icin daha kolaydir. Bir tutarlilik beklerdim yaa… ne bileyim biz de Agri’nin tepesine kondursaymisiz Cenneti?!?

1-2 saat bunu dusundum gece gece… sonra dedim ki bence tanriya/cennete/gercege/artik ne ariyorsaniz ona ulasma olayi aslinda cok cok basit bir yontemi olan birsey olmali. O kadar basit ki hic kimsenin aklina gelmiyor iste!!! Soyle dusunun bize dort islemi ogretirler once… sonra integral/fonksiyon/vs. ogreniriz. Sonra onumuze bir soru koyarlar, biz ilk, en zor yontemlerle cozmeye calisiriz. En basit cozum en son aklimiza gelir. Boyle bir durum soz konusu olmali bu arayis konusunda da…

Evet yaa… gece gece erdim abilerim ablalarim. Demislerdi zati bu doktora ogrencisi olma durumu “part-time psycho, part-time philosopher” diye…

Ehh buraya basligimaz uygun Rock Band oyununda bagira bagira (daha dogrusu cirlaya cirlaya) soylemesi zevkli sarkimizi da koyalim: