Archive for the ‘Persembe Yazilari’ Category

Karşıdan Bakabilmek

Thursday, August 2nd, 2012

“ne gemiler yaktım, o kadar yandı ki canım, sonunda karşıdan baktım, ne göreyim! Kendime yıldızlardan bile uzaktım”

Sezen Aksu'ya ait satırlar bunlar, yine az ve öz anlatmış en karmaşık duyguları. Yine dile gelmeyeni kelimelere sarmış, müzikle paketleyip sunmuş bize. Yaşına aldırmadan “yeniden başlamalıyım” demiş, beyaz bir sayfa acmış kendine…

Yeniden başlamak zor belki ama arada durup kendine bakmak mümkün.

Yaz ortasında, Teoman ve Şebnem eşliğinde, iki yaz arasında olan bitenin hesabını çıkarttım. Ne kadar çabuk gecmis zaman hiç anlamamışım. Oysa bu ülkeye geleli daha bir sene bile olmadı, değil mı? Öylesine dolu, bir o kadarda zordu ki.. sanki yıllar gecmiş gibi geliyor bana.

“neden olmasın?” demiştim buraya gelirken, onca sefer vazgeçip dönmek istedim ama yapamadım, onca savaştan mağlup çıkmışken inat ettim… Her sabah sürünerek kalktım yataktan belki ama bir sekilde devam ettim.

Sezen in dediği gibi kor ateşlerde yürütmedim belki ama değiştim; değişmişim… büyüdüm, büyümüşüm… Bir sabah aynada başka bir adama bakarken buluverdim kendimi, eski acıların izleri eski yerlerinde duruyordu belki ama yeni izlerde eklenmişti aynadaki yüze. Beni en çok korkutan ise bakışları idi; o gözler eskisi gibi bakmıyordu artık ve bir daha eskisi gibi hiç bakmayacaktı.

Kendimi en son bıraktığım yerden çok uzakta bulmuştum. Yerimde bambaşka bir adam duruyordu. Hangi ara zaman akmıştı, nasıl fark edememiştim ben bunu…

Sonra beni asıl şaşırtanı fark ettim; bu adam gerye dönüp bakmıyordu artık, hatta eski defterleri rafa kaldırmıştı coktan. Gözünü ufuk çizgisine dikmiş bakıyordu öylesine.. Beni korkutan bakışlarla günesin doğuşunu izliyordu.

Evet hala ülkesini ve sevdiklerini özlüyordu belki ama bu adam artık kendine farklı bir rota çizmişti; onca senenin ardından artık akademiye dönmek istemiyordu. Hatta gizliden ve belkide açıkça bambaşka bir ülkede bambaşka bir hayatın düşlerini kuruyordu.

34 üncü yaşımda bambaşka bir Musa buldum, yılı basta korkutmada bu beni, biraz daha karşıdan bakınca kendime; gurur duydum yeni halimle. Geri dönmemeyecek kadar çok ilerlemiştim son bir senede; umutluyum ve de mutluyum. Malum kimse artık doğumunu yazısı yazmıyor, yazamıyor bu sayfada. En iyisi kendimi yine ben anlatayım dedim.

Çok özledim sizleri…

Loose, Footloose!!!

Thursday, April 7th, 2011

Persembe ogleden sonrasi gayet tehlikeli saatlerdeyiz. Ogle yemekleri yenmis… hafif hafif uyku bastirmaya baslamis… Bunyeyi uyandirmak icin cay-kahveye talim edilmis… Ama cumayi selamlamaya calisan bunyeyi uyandirmak o kadar kolay olmayacaktir. Bu durumda devreye ben giriyorum. Filmlerdeki dans sahnelerini birlestirerek super bi video hazirlamislar… Hadi bakalim ama uyanin, dans etmeye!!!

(Goremeyenler icin youtube link: http://www.youtube.com/watch?v=ZYL3j27sSH8 )

3. boyutta algi hesaplasmasi…

Friday, January 15th, 2010

Londra’da farkli farkli insanlarla yasamanin en guzel yani, gozlerinizin bazi seyler farkli algilamaya baslamasi oluyor. Bizim kurallar ve gercekler olarak kabul ettigimiz bazi seyler, aslinda en bastan dogru sorularla sorgulanmasi gereken seylermis. Mesela ben bunca zamandir ayni konular uzerine okuyup-calismama ragmen, tesaduf ve olasilik konularinda felsefe yapabilecek konuma daha gelemedim. Aslina bakarsaniz bu olgulari sorgulamadim bile. Ve bir haftadir, su bilgisiz halimle, tesaduf olarak nitelendirecegim olaylar sonucunda “algi”yi sorgulamaya basladigimi soyleyebilirim.

Tesaduf 1: Dusununki ev arkadasiniz felsefeye asik bir tip doktoru… Kutuphanesinde nasil kitaplar olmasini beklersiniz? Hmm… Binlerce tibbi terimleri iceren ve kaotik hastalik isimlerine ev sahipligi yapan kitaplar mi?!? Bilemediniz… kutuphanede olmayan tek sey tip kitaplari… Guzide koleksiyonu daha cok felsefe (ki ona baska bir zaman girecegim) ve sanat (ozellikle tablolar ve potreler uzerine) kitaplari iceriyor. Bu koleksiyonlar arasinda bir kitabi gosterdi bana… Oncelikle asagidaki resmen bir bakin:

Blaze

Blaze

ya da bu resme bir bakin (bu resim oda arkadasimin duvarinda asili duruyo):

Fall

Fall

Ama bence bu en guzeli:

Breathe

Breathe

Resmin isminden de anlasilacagi gibi insanda derin derin nefes alma hissi uyandiriyor. Bu resimlerin bir kismini e-postalarinizda gormussunuzdur. Op Art denilen bir sanat koluna aitler. Bu eserlerin yaraticisi da 1931’de Londra’da dogmus olan Bridget Riley. ısmini daha once duymus muydunuz? Kadin bence bir dahi… op art denilen 1950lerde yayginlasan sanatin en onemli isimlerinden biri… Bridget Riley’in eserleri “bakmak” ve “gormek” uzerine degil. Daha cok ” mind’s eye” yani zihnin gozu… yani algimizi tetikleyenler uzerine… Alginizin size nasil suprizler hazirladigiyla ilgili…

Tesaduf 2: Daha ben Bridget Riley’in eserlerini sorgularken… bir de guzide dizimiz “Fringe” de algi konusuna el atmasin mi?!?! Yuksek duzeyde manyetik alanlar cidden algimizi etkiler mi? Evet bangir bangir bagiriyorlar manyetik alanlarin kansere vs.’ye sebep oldugunu ama algimiz acaba nasil etkileniyor bu alanlardan… Bakiniz “FlashForward”a manyetik bir alan “black-out”a sebep oluyormus. Bu diziler sayesinde hepimiz birere quantumcu olup cikacagiz… Iste o zaman algimiz nasil acilacak sasarsiniz! :)

Tesaduf 3: Wittgenstein ismini duymus muydunuz? Soyle sorayim.. bildiginiz felsefeciler icinde Wittgenstein ismi var midir?!?! Kendisi 20. yuzyilin felsefecisi ilan edilmis. Dunyanin sozcuklerle algilandigini bu yuzden de dilin sadelesmesi gerektigini savunmus ve onun uzerine yani dil bilimi uzerien felsefe yapmistir. “Dunya oldugu gibi olan herseydir” gibi insani dumura ugratan ve “dunyamin sinirlari dilimin sinirlaridir” diyerek algimizi sadece beynimizle degil dilimizle de iliskilendiren bir dehadir kendisi… Evet en kisa zamanda biraz daha birseyle okumayi planliyorum kendisi hakkinda…

:)

Wednesday, December 30th, 2009

Efendim fazla soze gerek yok… Hep beraber nice seneleri eskitiriz umarim. Bol kahkahali, eglenceli, saglikli bir yil gecirmek dilegiyle… Sozu asagidaki videolara birakiyorum:

Ilki ozellikle Ipekcim icin geliyooo… Icimizdeki cocuklarin hic buyumemesi dilegiyle:

(goremeyenler icin link: http://www.youtube.com/watch?v=PN37QU7yoj4 )

Ikincisi de ozellikle ablam icin geliyooo… Icimizdeki deli-dolu rockcinin atesinin sonmemesi dilegiyle:

(goremeyenler icin link: http://www.youtube.com/watch?v=xbMEI2zVfMI )

Ucuncusu (nerden nereye dedirten haliyle) ozellikle Musa icin geliyooo… Her zaman, her yerde muzip olabilmek dilegiyle:

(goremeyenler icin link: http://www.youtube.com/watch?v=TuPitU2nJD8 )

Sonuncusu da ozellikle Muzaffer icin geliyoooo… Kendisinin anlayacagini saniyorum (size de ufak bi ipucu Led Zeppelin diyeyim)… Eski-yeni herseyden, her zaman tat almayi bilmek dilegiyle…

(goremeyenler icin link: http://www.youtube.com/watch?v=lvlpiphOgXY&feature=related )

Ee her isin bir ekstrasi olur… Bu video’da aksam aksam beni koltugumdan dusurmustur… Eklemeden edemeyecegim:

(goremeyenler icin link: http://www.youtube.com/watch?v=s4_4DOEvQ4E )

Seneye gorusuruz canlar… :)

(continued) Haaaallelujah…

Thursday, December 24th, 2009

Eveeett… Artik yeni evimdeyim ve bunun serefine hemen olaylari anlatayim. Hah, oncelikle coook tesekkurler iyi dilekleriniz icin… :) Gelelim son iki gun raunduna…

Okuldan eve gecince toplanma islemine kaldigim yerden devam ettim. Onu buraya, sunu oraya tikistirmaktan bi hal geldi. Valla herseyi yerli yerine sokunca 2 orta boy (yaklasik 50x50x50cm), bi daha irice boy (yaklasik 70x70x50cm), bi kucuk boy (yaklasik 50x50x30cm) ve bi 19” TV kolisiyle, iki kompartman icine uygun bagaj ve 2 buyuk ivir-zivir torbasi ve iki kucuk sirt cantasina sigmayi basardim. Emir de bi battal boy, bi ondan azicik kucuk bavulla bi sirt cantasina sigmis.

Aksam tum bu tikistirma islemlerinden sonra kiralik araba arama islemlerine basladik. Tekrar Emir’in hizlica aramasi sonucu 6 kisilik, 6 buyuk bavul + 3 handbag alan bir MPV arac kiraladik. Ben o aracin parasal islemlerini yaparken bilgisayarda, sevgili “eski” ev arkadasimi tepemize dikilmis… “Biri geliyormus, Emir mi Emre mi Erdogan mi? Siz mi onerdiniz? Taniyor musunuz?” gibisinden sorular soruyormus. Alakam olmadi, zira ben cevap vermeyince bayagi bozulmus… Emir sonradan soyledi cidden dinlemiyordun yahu adami diye… Dedim “yeteri kadar dinledim ben onu hah!”. Zati sonunda Emir’den “yok biz tanimiyoruz, biz tavsiye etmedik!” sert ve ters bi cevap alinca vazgecti uzaklasti gitti…

Neyse bugun sabah saat 10:00 aracimiz kapimizdaydi. 5 dakikada tum esyalari sigdirdik.. ki ben gece boyunca esyalara baktikca buyudu de buyuduler gozumde… En son sabah, “hayiiiirrr, iki sefer yapmak zorunda kalicam, keske 8 kisilik araci tutsaydim” diye soyleniyordum. Meger arac kocaman birseymis… Rahat rahat sigdik yani… 45 dakikalik yolculuk sonunda yeni evimizde, Holborn’daydik! Valla, Emir cok sagolsun hicbir sey tasimadim sayilir. Bizim daire 7. katta (sans iste! :) ), lakin iki asansorden simdilik birtanesi calisiyor o da cift katlarda duruyo… Digeri de bu onumuzdeki donemde bitecekmis ama! Biz once 8. kata tasidik esyalari , oradan da 7. kata indirdik. Emir yapti yani… ben cidden az tasidim.

Bu kapiyi acmanin guzelligini anlatamam arkadaslar… Evin kapisini acinca yuzumuze vuran sicak havanin guzelligini hiiiccc anlatamam… Emir 1 saat icinde yerlesti odasina… tabii benimki biraz daha uzun surdu. Sebebi cok esyam olmasindansa eski dolabimin biraz daha buyuk olmasi… Eski dolap 3 kapiliydi, bu ise 2 kapili.. oyle olunca neyi nereye koyayim bilemedim bir turlu… Diger odami adam akilli hic olcmemistim ama bariz bu oda enine-boyuna daha buyuk…Hadi enine kismindan emin degilim ama boyuna kesin daha uzun… 2 kisilik yatagin ayakucuna bi yatak daha atabiliyorum. Oyle dusunun. Zati yatak durumum super… cift kisilik yatak + bi kisilik yatak (su an yatagin altinda duruyo) + bi kisilik sisme kamp yatagi (sisme deyip gecmeyin, asiri basarili birsey… Emir de Gurkan’da onayi verdi) var…

Hah… Evin belki de en aksayan yani, banyosu… Banyo ve lavaboyla tuvaleti ayirmislar… Yani tuvaletinizi bi yere yapip, elinizi yikamaya banyoya geciyorsunuz. Lakin bu durumun soyle bi avantaji var… Banyoda birisi varken tuvalet icin beklemiyorsunuz. Banyo bayagi kucuk… Ama bundan sonra gezi planlarimi banyoda yapiyorum. Dus perdemiz dunya haritasi da! :) Mutfak malzemesinden anladigim kadariyla Chris ve Yelena cok mutfak kullanici degil. Zaten cogunlukla Anestis (Silia’nin erkek arkadasi) yemek yapiyormus. Ama Firin, mikrodalga, ocak her birsey var… bi tek aspirator yok… Yalniz pencereyi acinca koku disari cikiyor.

Penceremden British Museum’un catisi gozukuyo… Sonra BT Telecom Tower gozukuyo… Karsi apartmanla da aramizda bi araba park yeri var.

new view

(Resim kaynaklari cesitli internet siteleri… daha sonra kanli canli benim cektiklerimi goreceksiniz)

Neyse biz bir saat kadar yerlestikten sonra okula gitmeye karar verdik. 10 dakika arkadaslar… avare avare gitmemize ragmen, 10 dakikada okullarimizdaydik… Emir bi ara donup, “abi tamam hadi Leyton’a donuyorsun diyeceksin diye odum kopuyor” dedi… Cok guldum lafina… Hatta evin serefine, yolumuzun uzerindeki Sainsbury’den aldigimiz biralari icerken de “hala bu evdeyim inanamiyorum” dedi.Ben de “ickilerden sonra yollayacam seni Leyton’a” dedim. :) Evden cikip da iki dakikada sehrin tam merkezinde olmak, her yerde her ihtiyaca gore birseyler bulmak, bankan, yemek yerin, okulun, her ama herseyin on dakikalik yuruyus mesafesi icinde olmasi… ruya gibi.. Umarim birazdan yattigimda Leyton’da uyanmam!!!

Super arkadaslar… bakin disariyi dinliyorum, ne islik var ne sarki, ne paldir kuldur ayak sesleri… acaba wcye gidecek mi… aman o gelmeden mutfaktaki isimi halledeyim… yok yok yok!!! Super otesi… Tabii ki bu evinde aksayan yanlari olacaktir ama biz en zorlu evden geldigimiz icin viz gelir tirs gider!!!

Binlerce defa soyledim ama gelin gelin gelin… Sizleri burada agarlamayi heyecanla bekliyorum. 😉

Bir ihanet hikayesi!!!

Thursday, December 17th, 2009

Efendim, grubumuzun bazi uyeleri gizli gizli isler cevirmekte… Kac zamandir cesitli kaynaklardan alinan haberlere gore iki uyemiz birlik olmus… cok cok fena isler pesindeler. Ben sahsen sonlarini pek hayirli gormuyorum. Aldigim bazi haberleri de…”Olabilir canim, yapabilirler.” seklinde masumane hareketler olarak dusunup hicbir ses cikarmamistim. Lakinnnn… dun cok guvenilir bi kaynaktan aldigim haberle sarsildim, sasirdim, ne yapacagimi bilemedim. Iste burda… simdi sizinle bu haberi paylasiyorum ve bu ikiliyi blogta bu olayi kanitlamaya davet ediyorum!

Evet… dun Turkiye saatiyle aksam yemegi zamanlarinda sevgili M.A.A., bu ikili tarafindan alikonmus, evlerine goturulmus ve bir guzel balikli bir ziyafet cektirilmistir. Buraya kadar hersey normal gozukse de… Sofrada servis edilen birsey… iste bu yazinin konusu olmus, bir ihanet sebebi olmustur. Sofrada servis edilen “Karides Guvec” nerden cikmistir! Nasil yapilmistir… Hemen, acilen kanit istiyoruz!!! Fotograflarla belgelenmesini istiyorum!!! Bu kinama yazimin bu ikili tarafindan acilen okunmasi ve gerekli belgelerle cevap verilmesini istiyorum.

Goruldugu uzere… arastirmaci gazeteciligin bir basarisi daha bu ihanetin ortaya cikarilmasiyla saglanmistir! Iddaa ediyoruz ki, bu basin olayi Watergate Skandalinin ifsa edilmesi gibi hak ettigi yeri bulacaktir.

Saygilar!

😀

Oldu olacak bu is… gibi gibi… galiba.. sanirsam!

Thursday, November 19th, 2009

Caaannniimmmm arkadaslar,

Bu yazinin konusu dunden belli… Hahah! Kelime oyunu da bu kadar olur. Cidden dun aksam yasanilanlar bu yazinin konusunu belirledi. Efendim, bildiginiz uzere kac zamandir, aman “gidelim buralardan… dayanamiyorummm…” muhabbetlerindeyim. Cok sevgili Silia’cim, Yunan Ablacim, tam da bu bunalim zamanlarinda super bi teklifle geldi karsima… Kendisi ve erkek arkadasi aralik basinda oturduklari evden cikacaklarini… Bu yuzden yerlerine birilerini baktigini… eger kaldigim yerden sikayetciysem, oraya tasinmak isteyim istemedigimi sordu. Istersen bi arkadasimi daha getirebilecegimi de ilave etti. Ben verilen haberin sokunu atlatinca… yahu dedim Silia’cim “mind-reader” misin nesin?!?!? Tasinmam mi tasinirim tabii… Nedir fiyati, kosulu seklinde ayakustu bir muhabbet yaptik. Lakin dogru zamanlarda susmasini bilmeyen ya da cok iyi niyetli bu arkadasiniz, sanki kendisini kurtarabilmis gibi… Emir’i de ortamdan kurtarma planlari yapmaya basladim. Bir de tabii, bu konusmanin yapildigi gunun aksamina Emir’in sinirlerinin hoplamis olmasi, sakinlestirme konusmasi yapilirken, cikalim abi burdan teklifi yapmasi, o arada benim de agzimdan “hmm bir tasinabilecegimiz adres olabilir”in cikmasi… zincirleme reaksiyon gibi bir olaydir!

Neyse biz pespembe hayaller kurarken, acep ne zaman tanisabiliriz yeni ev arkadaslarimizla heyecani yasarken… Evde kalanlardan birinin calisma arkadasinin da odalardan biriyle ilgilendigini ogrendik. Bizim hayaller de Londra havasi gibi aninda degisti tabii… Tam o aralarda sizleri ayaga kaldiran bi e-posta atmistim. Sagolsun herkes cok ugrasti, ozellikle de Cem… Cem’den gelen e-postalardan biriyle de studio daire tutabilme olasiligi da cikti… Neyse kesin olarak en gec aralik’in 2. haftasi yeni bir yere tasinacagiz kararini aldik. Ya studio daireye ya da olursa Silia’nin dairesine.

(Su noktada neden ikiniz bi daire cikmak icin bakmadiniz diyebilirsiniz. Aslinda baktik. Lakin 2 kisilik bir daire diye arastirdiginizda, genelde karsiniza ciftler icin evler cikiyor. Mesela buyuk bi studio ve cift kisilik yatak seklinde…)

Gecen pazar gunu, cok sevgili sahsiyetin bardagi tasiran son hamlesiyle (ayrintilari yazayim mi yazmayayim mi bilemedim, siz yaz derseniz yorum olarak eklerim)… Silia’ya bir imdat e-postasi yolladim. Sagolsun, aninda cevap yollamis. Hatta evde kalanlara da iletmis e-postami… Carsamba gunu bulusalim diye haber gonderdiler. Vee biz (Emir ve ben), dun aksam saat 21:00 gibi bulustuk olasi ev arkadaslarimizla (Chris ve Yelena)…

Biz Emir’le 20:00 gibi bulustuk, birseyler yiyelim diye… okuldan evin bulundugu yere dogru yuruduk, yemeklik birseyleri bulusacagimiz yere yakin bulalim bari dedik. Abartmiyorum 15 dakikada evin oldugu yere vardik. Genelde cevresi Londra Otelleriyle cevrili… Genc ve hareketli bir yer. Etrafta bir suru yiyecek mekani, pub falan var… Yollarda surunenlerin yemegi Subway’imizi kemirdik, bulusma mekani olan “Queen’s Ladder”a oturup birer birayi huplettik. 2. biraya gecerken baktim saat 21:00e geliyor. Silia’cigimi aradim, dedim biz oturduk, biralari goturuyoruz. Neyse once Silia ve bir arkadasi geldi… Sonra da asil tanisilmasi gerekenler Yelena ve Chris… (Musacim Chris Almanmis, Yunan degil. Yelena’da da bir Fransizlik mi var nedir…. Hahahaha!) Cok tatlilardi. Chris biraz daha cekinerek konusuyordu. Sanirim kendi arkadasindan kaynakli bir bekletme oldugu icin cok rahat degildi. Yelena’ya ise hemen kanim kaynadi. Gayet guleryuzlu, eglenmesini bilen biri gibi geldi. Aaaa yalniz Silia’nin orada olmasi inanilmaz bir lutuftu. Kendisi konusmayi alip goturdu. Bakti bir duraklama oluyor konusmada, hemen cevirdi lafi…

Neyse, biralardan sonra bizi eve goturduler. Canlarim soyle soyleyeyim… Su an kaldigim yer ne kadar acikhava cehennemi ise… Bu ev de o kadar cennet.

Fact 1: Pimapen ve cift camli pencereler

Fact 2: Duzgun calisan bir kalorifer, dolayisiyla sicacik bir oda

Fact 3: Ucan-kacan hasere girisi yok

Fact 4: 7. kat ve guzel bir manzarasi var…. Acik bir parka bakiyor

Fact 5: Yatagin altinda fazladan bir mat… Misafirler icin kalacak yerde var yani. (Silia, ben geldigimde burada yaticam diye  yapistirdi hemen…)

Fact 6: Sirin kucuk ama full-fonsiyonel bir mutfak.

Fact 7: Binanin altinda camasirlarini kurutabilecegin bir dukkan

vallahi evden cikmayi canim hic istemedi… Coook guzeldi. Bina biraz eski gorunuslu, asansorde heyecanli bir asansormus, lakin Siliacim “merak etme! iceride telefon cekiyor” seklinde beni rahatlatmaya calisti!!! :)

Gelelim sorunlara… Aralik ortasinda 6 aylik kira + depozito(1aylik kira) yatmis olmasi gerekiyormus. Hmm, babama sirtimi dayayarak cok buyuk bir sorun olmayacagini tahmin ediyorum bunun… En buyuk derdimiz, odayla ilgilenen diger sahsiyet… Onun hakkinda da ben biraz bastirarak, bizim de su anki ev sahibimize cikmadan 1 ay once haber vermemiz gerekiyor, o yuzden en gec bu pazartesi haber verirseniz cok iyi olur dedim. Silia’nin bugun ilettigine gore bizi sevmisler. Ve diger sahsiyetin de 6 aylik kirayi  odeyebilmesi cok zormus. O yuzden buyuk olasilik odalar sizindir dedi. Pazar gunune haber iletmelerini saglayacakmis!

Eve donus yolunda Emir, sanirim bugun bitecek bu is diye cok heyecan yapmis, kesin haberin gelmemesinden dolayi biraz bozulmustu. Bir de nedendir anlamadim, Chris’ten pozitif elektrik alamadigini soyledi. Studio daire daha iyi olacak herhalde… sen su arkadasinin tanidigina sorsan ne kadarmis falan diye de ekledi!..

Simdi bu noktada, ben azicik durakladim…

Soyleyin bakalim fikirlerinizi… Flatshare mi yasamak?!?!? Studioda tek basina mi yasamak?!?!? Acikcasi evet, studio’da kimsenin agiz kokusunu cekmeyeceksin, tek basina ohh ne rahat.. falan filan da… Flatshare’de de bi cevren olacak… Muhabbet edebilecegin, dilinin gelismesine yardimci birileri olacak…. Ustelik iki evin bulundugu noktalari soyle asagidaki haritadan gorebilirsiniz.

Flats-London

Bilemedim yani… Hos fiyatlar ayni olmayacaktir. Studio daire daha pahali olacaktir, ama ne bileyim… bi kere ev arkadasindan cektik ya… gene ayni sorunlar olmasin. Bekliyorum onerilerinizi canlarim…

Ultimate …

Thursday, November 12th, 2009

Vallahi arkadaslar, bugun bir turlu ayilamadigimdan midir? Nedir? Yazacak konu bulamiyorum. Sabah, “ben uyandim, haydin evahalisi sizde kalkin” tarzi hareketlerle koparildim guzel ruyalarimdan… Buuutttuuunn guuunn… turev-integralle kafayi siyirma noktasina geldim. Simdi de yanip, sonen imlece bakip bakip ne yazsam diye dusunuyorum.

En iyisi ben size, bir turlu istedigim gibi sonuc vermeyen turevlerimden bahsetmeye baslamadan, yeni ogrendigim bir durumdan bahsedeyim. Gecen yazilarda anime-manga olaylarina sardirdigimi soylemistim. Bunlari takiben gecenlerde “Batman & Supermen: Public Enemies” anime-filmini seyrettim, Emir sayesinde… Neyse sonrasinda benim Spider-Man’im depresmisti. Dedim kendi kendime… acaba arasam bu Spidey’nin “comic book”larini bulabilir miyim? Arayan dervis hesabi.. istedigimden de fazla fazla comic book buldum. Neyse ben “comic book”lari karistirirken, Marvel’in “Ultimate ..” serilerine rastladim. Zati o sirada bende film koptu biraz… Marvel Ultimate dunyasi kazan, ben kepce… daldim daldim cikamadim. Neyse nedir bu “Ultimate …” serileri diye biraz bakinca su bilgilere ulastim:

Efendim, Marvel 1960’larda basladigi serilerin cok karistigina ve yeni kusagin bu serilere ortadan dalamadigina kanaat getirmis ve 2000 yilindan itibaren ellerindeki serileri yeniden, yenileyerek yayina surmeye karar vermis. Ilk olarak “Ultimate Spider-Man” gelmis. Arkasindan onu, “Ultimate X-Men”, “The Ultimates” ve “Ultimate Fantastic Four” izlemis. Tabii serileri yenilerken  oldugu gibi basmamislar. Biraz daha gunumuze uyarlanmis… Mesela  Peter Parker, bir gazetede fotografci olarak degil, webmaster olarak calismaya baslamis. Ya da “Radioaktif bir orumcek” tarafindan degil, “genetigi degistirilmis bir orumcek” tarafindan isirilmis. (Selam olsun sana Fringe!)

Ultimate Marvel

“Ultimate … ” serileri yeni yeni okuyucu kitlelerine ulasmayi basarinca, Marvel kelimenin tam anlamiyla oldurucu bir darbe indirmis ve “Ultimatum” adli bir seri cikarmis. Anladigim kadariyla teker teker kahramanlarimizdan kayiplar verdigimiz bir dunya yaratmislar. Vallahi trailer’i pek saglam…

“Heroes will fall… Legends will die” diyo… Gerisini siz dusunun :)

Remember, remember the fifth of November

Friday, November 6th, 2009

Remember, remember

The 5th of November

The gunpowder treason and plot

I know of no reason

Why the gunpowder treason

Should ever be forgot

But what of the man?

I know his name was Guy Fawkes…

… and I know in 1605, he attempted

to blow up the Houses of Parliament.

But who was he really?

What was he like?

We are told to remember the idea

and not the man.

Because a man can fail.

He can be caught,

he can be killed and forgotten.

But 400 years later…

… an idea can still change the world.

I have witnessed firsthand

the power of ideas.

I’ve seen people kill

in the name of them…

… and die defending them.

But you cannot kiss an idea…

… cannot touch it or hold it.

Ideas do not bleed.

They do not feel pain.

They do not love.

And it is not an idea that I miss.

It is a man.

A man that made me remember

the 5th of November.

A man that I will never forget.

V For Vendetta

Bu sozlerle basliyordu “V for Vendetta”… Dusunceleri ugruna olume gonderilmis bir kahraman gibi bahsedilmisti… Alan Moore gene duzeni aksayan bir dunya yaratmis. Ve bu sefer kahramanini 1600’lu yillarin Ingiltere’sinden secmisti. Oysa gercekten de kimdi bu Guy Fawkes?!?!?! Kendisi gibi dusunceleri de mi artik tarihin tozlu sayfalarinda kaybolmustu???

Guy Fawkes, 1600’lu yillarda Kral James I’in Ingilteresinde yasayan Katoliklerden biriydi. O donemlerde Katolikler kraliyet tarafindan baski altinda tutuluyorlardi. Daha fazla bu baskiya dayanamayan (yaklasik) 13 genc, baskiya karsi siddetle cevap verelim politikasini benimsedi. Kararlastirilan planlari, Parlamento binasini havaya ucurmakti. Plan derinlestikce… cok fazla masum insanin hayati tehlikede olunca… grubun bu plandan caydigi soyleniyor. Lakin Guy Fawkes planina sahip cikmis ve parlamento binasinin altindaki kilere yigilmis barut ficilarini ateslemek uzereyken yakalanmis! Ciddi iskencelere maruz kalarak idam edilmis?!?!

Kimileri bu girisimi Fransiz ihtilalinden tam 183 yil once gerceklestirilmeye calisilan Ingiliz versiyon bir Fransiz Ihtilali diyor. Kimileri ise deli sacmasi bir plan oldugunu soyluyor. Guy Fawkes, 1605 yilinda parlamentoyu patlatmayi basarsaydi; bu, dusuncelerin ve eylemlerin ozgurlesecegi bir devrime goturur muydu Ingiltere’yi, yoksa bambaska bir kaosa mi suruklenirdi Ingiltere, ya da sadece Katolik bir Ingiltere kralligi mi tarih sahnesine yerlesecekti, ne yazik ki bilinemeyecek.

Yalniz zamanimizin getirdigi tuketicilik, Guy Fawkes’in dusuncelerini de kendisini de tozlu tarih sayfalarina gommus gibi gozukuyor. Her sene 5 Kasimda parlamento binasinin mahzenlerinin didik didik arandigi soylentisi bir yana… Her sene “Yasasin parlamento binasi havaya ucurulmadi, Guy Fawkes idam edildi ve yasasin Kral/Kralice” olmedi manasiyla Londra’nin dort bir yaninda havai fisek gosterileri yapiliyor.

Bu sene baktim arkadaslar da toplanip, bir yerde havai fisek gosterisine katilmayi planliyor. Beni de sayiinnn diye atladim. Lisanstan arkadasimla onun yurdunda bulustuk, arkasindan insanlarin yurt onunde toplanmasini bekledik… Een sonunda metroya kadar yuruduk ve metroya binmeyi basardik… Aman Allah’im, boyle metro olmaz olsun… Konservelere tikilmis sardalyalarla acayip empati yaptik. Bir ara dedim iki buklum, beli teslim edecegim ama… Grubun icinde gene en iyisi bendim. Neden mi? Zira grubun tamami Zone 1’in disina cikmamis. Birkaci aa iyi duruyorsun falan diyince… bu benim gunluk mesafem ayol seklinde ezikligimi gosterdim. Herhalde o dakikadan sonra herkes de benimle acayip empati kurmustur. Neyse bir sekilde metrodan gitmemiz gereken Clapham Common’a vardik. Biz vardigimizda coktan baslamislardi gosteriye… Lakin bu sene bi tatsizdi herhalde… gecen sene saatler surmustu bu havai fisek gosterisi… Bi 30 dakika sonunda bitti…Neyseki gayet Turk usulu parkta bira icmece olayi cidden cok iyi oldu!

Gercekte kim ve nasil biri olursa olsun sanirim Guy Fawles’in soylenebilecek en iyi soz bir pub duvarina yazilmis olanlar:

“Guy Fawkes,

Parlamento Binasına dürüst biçimde giren ilk ve tek adam…”

5th November 2009

Kaotigim…Kaotiksin…Kaotik…

Thursday, October 29th, 2009

Efendim, basliktan da anlayacaginiz uzere cok kaotik bir yazi olacak…Konudan konuya atlayayim da sizin de beyniniz sulansin diyorum… Nasil iyi di mi?!?!?! Haydin baslayalim…

1. Dizi Kusagi…

1.1. Fringe: Dogruya dogru… bu dizi, Turkiye sularina girdiginde “vay anam… J.J Abrams yaparmis… Gene ucak ayol…cok ilginc olacakmis… Bilim var abi, bilim” seklindeki karsilamalara pek anlam verememistim. Zira o zamanlar, dizilerden dizi begen modumda degildim. Lakin… Oturdum, ikinci sezonun baslamasiyla biii guzel izledim bastan sona… Vallahi cogu zaman bilim adina gecen konusmalara “yok artik!” seklinde tepkiler vermis olsam da… dusununce neden olmasin yahu… zamaninda dunyanin yuvarlak oldugu bile tartisiliyordu… Simdi kaniksanmis bir gercek! Ne yani, simdi bile aramizda mutasyona ugramis canlilar yasiyor! Neden olmasin… ne-den!!! seklinde eglenerek izledim diziyi ve guncel programini yani 2. sezonunu yakaladim… Lakinnnn… sen gel, hele hele 2. sezonu tam toplarlamisken… tam heyecani tavan yapmisken… Baseball arasi ver! Olacak sey mi?!?!? Kac haftadir heyacanla beklemedeyim!

1.2. True Blood: O nasil vampir dizisidir… O nasil bir alik basrol oyuncusudur… O nasil sinir bozan bir telepatiktir! Antipatik olur olsa olsa… Yanimda olsa, vampir korumasi var demem… iki tokat yapistiriveririm. Dizinin olur-olmadik yerlerinde, bir yatakta guresme sahnesi konmasi ayri bir olay! Bi roportajda True Blood’in Vampir Bill’isi, Twilight’in Vampir Edward’i icin eften-puften bir vampir… cok zavalli demisti. Iyi de… canim Bill’im.. sen de bir samaroglani olmus cikmissin… Neler neler beklemistim oysa ben senden… Yazik ki ne yazik… Neyse 2. sezonu cok merakta birakarak bitirdiler, 3.yu beklemek sart oldu. Onumuzdeki seneye kadar!!!

1.3. Merlin: Biz kendisine 32dis-tekmili birden Merlin diyoruz. Bu kadar icten gulen bir Merlin kirk yil dusunsem aklima gelmezdi! Dizinin yaradilisi, ya Kral Arthur’la Merlin yastas olsaydi nasil olurdu durumu uzerine kurulu… Bence mantik guzel… Sonucta, buyucudur.. agir abi olmali imaji yikilmis… Buyuyu ogrenip hatmedene kadar sakarlik uzerine sakarlik yapan Merlin ortaya cikarilmis… Pek de basarili olmus! Lakin bence gorsel sov olacak diye araya sokulan ejderha derhal ortadan kaldirilsin… Cok yavan bir gorselliktir kendisi… Ustune ustluk… nerede Richard Gere’in Lancelot’lugu… nerde Julia Ormond’un  Guinevere’si… nerede bunlarin tipi kayik Lancelot’u ile… Ugly Betty’den bile cirkin, melez Guinevere’si… Tamam Sean Connery’inin Arthur’u da ayri bir karizmaydi ama bu yeni yetme Arthur’a laf soyleyemeyecegim… Amerikan Futbol takimindan firlayip gelmis… yakisikli… manken gibim cocuk ayol!!! Hehe :) 1. sezonu annemle oturup seyrettik diye… 2. sezonu da beraber izlemeye sakliyorum… Allah’tan ortada cok dizi var!

1.4. Supernatural: Canim…canim… canim.. diyorum. Yahu bir dizi bu kadar mi eglenceli, bu kadar mi heyecanli, bu kadar mi rahatlatici olur! Hos, dunyanin sonunu getiriyorlar dizide ben burada rahatlatici diyorum. Lakin arkadaslarim… Tamamen geyik olsun… eglence olsun… zaman dolsun dusunceleriyle basladigim bir diziye bu kadar baglanacagimi tahmin etmemistim. Birbirinden yakisikli iki ana karakter… check… Tam bir klasik, mukemmel bir araba… check… birbirinden guzel konuk hatunlar… check… Mukemmel muzikler… check… Vampirdir, kurtadamdir, dogaustu bir ton yaratiktir… onlarla kavga dovustur… check… Yalniz bu dizinin en mukemmel noktasi olan, birbirinden harika, zeka urunu diyaloglardir… iste buna 5-10 tane check…

Bu aralar dunyanin sonunu getirecez diye hristiyanlardan bayagi tepki goruyorlarmis… Daha musluman alemi tarafindan ciddiye alinmiyorlar galiba??!?!? Hos, o kadar cok sey oldu ki… arada bir de “Zulfikar”i da gorursem sasirmayacagim. Canim adamlar vampirle, shapeshifter’la, kurtadamla bogusuyor laf etmiyorsunuz da… araya 2-3 melek, Lucifer dahil olunca mi batiyor?!? Yalniz bi Lucifer secmisler… (Kendisini Lost’tan, Dexter’dan veya Prison Break’ten taniyabilirsiniz) Yolda gorsem, na ha Lucifer der, ruhumu orada teslim ederim!!!

Daha izlemediyseniz, mutlaka izleyin derim. 5 sezonluk bir dizi olacak… Su an 5. sezondayiz zati… 2 bolum sonra, “CSI Miami’den Horatio’nun”, “Knight Rider’dan Kitt’in” taklitlerinin yapildigi ve cesitli sit-com’larla dalgalarin gecildigi bir bolum yayinlanacak… Kacirmamanizi siddetle tavsiye ederim. Ahh ahh bu dizim de baseball kurbani bu aralar!!! Nedir bu persembe dizilerinin cektigi ayol!

1.5. How I met your mother: Iste bir bas yapit… Coupling’den sonra sikilmadan saatlerce seyredebileceginiz nadir komedilerden biri… Bu dize dair tek sikayetim… Odamda kulaklikla dinlerken, gonlumden koptugu gibi kahkaha atamamak… daha cok yastiklara bogularak gulebiliyorum… Daha son sezonu seyredemedim ama… eminim ki birbirinden eglenceli bolumler beni bekliyor!

Daha bii suru dizi var da… Simdilik burada keseyim bunu! Gelelim ikinci konuya…

2. Moda…

Bilindigi gibi oyle moda takibi yapan… bi ton ayakkabisi… biii ton elbisesi olan biri degilim. Kaldi ki yaban ellerde biii ton kiyafetinin olmasi, ayri bir eziyet! Lakin ben bu Londoner’lari acayip takdir ediyorum. Hani Burcin’imin daha once dedigi.. “artik sokak modasi, modayi belirliyor” lafi tam yerinde bir deyis. Bizim sokaklarimizda bence asla goremeyecegimiz renklikte… gariplikte insanla dolu Londra! Zaten sokak modasi konusunda da Londra, Milano ve Paris birbirleriyle yarisir olmus. Sizlere birkac ornek fotograf gostermek isterdim ama… elin birine, bi fotografinizi cekebilir miyim demek garip kacacaktir diye dusundum. Yalniiizzz.. bu olaylarinda bir raconu, bir bilenleri varmis… Bunlardan en unlusu, FaceHunter adli bir abimiz… Kendisinin blogu su:

http://www.facehunter.blogspot.com/

Dunyanin dort bir tarafini gezip, sokakta gordugu ilginc insanlari ve kiyafetleri fotografliyor bu abimiz. O kadar populermis ki… Insanlar blogunda yayinladigi takvime gore, nerede olacaksa.. takip-takistirip… FaceHunter abimizin pesinde kosturuyorlarmis.

Peki siz sadece Londra sokak modasina mi bakmak istediniz?!?! O zaman su asagidaki sitelere de goz atabilirsiniz:

http://ftp2.dns-systems.net/~sams/LSF/new_map.html

(Bu sayfada Covent Garden’a tiklarsaniz, Holborn civari benim okulun civari oluyor!)

http://london.youcatwalk.com/

http://stylescout.blogspot.com/

3. Ekonomi…

Hahah… merak etmeyin, krizden falan bahsetmeyecegim! Zira arkasindan konuyu domuz gribine baglayip, harakiri yapmam gerekir. Ben bu yurtdisindaki HSBC’nin bankacilik anlayisini pek bi seviyorum. Bankaya giriyorsun, eger islemlerini kendi basina yani… bankamatiktir, internet bankaciligidir ya da telefon bankaciligidir halledebiliyorsan kimse karismiyor sana… Baktin halledemiyorsun… Kapinin hemen yaninda 2 kisi ilgiyle seni bekliyor. Yanasiyorsun mesela birisine… diyorsun ki hesap actiracagim… Tabii diyor, beni izleyin.. O seni alip gerekli memura teslim ediyor. Arkasindan da ne icersiniz, getireyim diyor. Adamlardaki musteri veli nimetimizdir anlayisi super… Hemen islemler yapiliyor, hafif bir sohbet ediliyor… kisisel kartlarini bile teslim ediyorlar memurlar… Belki de ikidir bana boyle denk geliyor bilemem…. Ama ben cok memnunum bu kapida karsilanma olayindan! :)

4. Sikayet bolumu…

Ben diyorum ki… Sabahlari burun – bogazlarin kaldirimlarda temizlenmesi yasaklansin! Evden cikip, metroya gidene kadar sergiledigim zeybek performansi, sabahci komsularim tarafindan ilgiyle izleniyor! Baslar asagi.. kaldirimda bir o yana bir bu yana ziplaya ziplaya ilerlerken, yanimdan gecen arabalardan gelen kahkaha seslerini cok net duyuyorum. Ayip ama aaaa!!!

Ispanya’da sevgili Ayca, yerdeki siyah yuvarlak lekeleri gosterip, bunlarin hepsi sakiz dedigin de.. once “hadi canim sende! o kadar sakiz atilir mi yere!” dalgasini gecmis.. sonra soyledigim herseyi geri alip… “ciddi ciddi sakiz yahu bunlar” seklinde kalmistim… Vallahi cok ayip!

Daha bir suru sey gelmisti aklima yazilacak ama bakiyorum, cidden kaosa dogru surukleniyorum. O yuzden burada bitiriyorum. Burada yazima son noktayi koyarken, sepet sepet yumurtaaa… sakin beni unutmaaa-yin diyorum. :)