Archive for the ‘Pazartesi Yazıları’ Category

1516, Flanagan’s ve 3G

Monday, July 13th, 2009

Nasil baslik ama? Hem gizemli hem de etkileyici degil mi? Kusura bakmayin son dönemde basiklarimi seçerken çok düsünüyorum; ilginç olsunlar diye ugrasiyorum. Bu baslikta ayrica hosuma gitti nedensiz!

1516 Brewing Company” Viyana 1. bölgede, ya da eski kent merkezinde, kendi birasini kendisi üreten, içeride devasa bira tanklarinin oldugu, her daim kalabalik müthis bir mekan.

Ilk adim bir adet “sampler” istemek; açiktan koyuya dogru farkli renk ve tada sahip 6 minik bardak ta bira geliveriyor önünüze. Hepsini denedikten sonra istediginizden büyük boy “Vienna Style Larger” isteyip devam ediyorsunuz. Gecenin köründe 1516 ya aç ve bitap ulasmis birisi olarak belirtmeliyim ki yemek menüsüde gerçekten basarili.

Flanagan’s ise tam da 1516 nin karsisinda yer alan, 2004 yilinda avrupa nin en iyisi seçilen güzel mi güzel bir Irish Pub. Kocaman ahsap masalari, enfes müzikleri ve irlanda ya inat “soguk” servis ettikleri Guiness leri ile sahane bir yer gerçekten.

Flanagans

Bir aksam da ikisine birden gidilebiliyor olmasi ayri bir güzellik elbette… Hatta eve dönmeye niyetlenip 1516 ya gitmek, oradan çikista biraz dolasip eve dönelim dedikten sonra Flanagan’s a girivermek ve sabahin 4 ne kadar oturmak apayri oluyormus.

Bütün bu bar muhabbetini nasil 3G ye baglayacagimi merak ediyorsunuz degil mi? hemen anlatayim!

Çok sevdigim ve çok özellikli sahane bir cep telefonum var, görenler biliyor kendisini pek bir seviyorum. Ama buraya ilk geldigimde aldigim hat, Türkiye yi aramasi acaip ucuz idi ama gps simi bile desteklemiyordu. Bende geldigimden beri avusturya operatörlerinin web sayfalarini karistiriyorum elbette. Bir tab da operatör sayfasi, digerinde google translate… almanca dan çevir çevir okudum. Sonunda kendime yine oldukça uygun ücretlere sahip post-paid bir hat begendim: hem de 3G li.

Cuma sabahi 1. bölgedeki operatörün subesine gidip USIM kartimi edindim. Her ay ödedigim telefon parasindan 17 oyro fazla ödeyip hem ayni türkiye arama ücretlerine hem de kotali ama cep telefonu için limitsiz sayilacak bir data paketine sahip oluverdim. Detaylarini kendi blogumda yazacagim. ama o günden beri çok egleniyorum inanin.

Ben cuma aksamina geri döneyim, unutmadan yeni hattim açili açilmaz enfes bir telefon sakasi yaptim ki… dillere destan oldu. Malesef, güzel bir masa basinda toplanmisken anlatacagim hepinize.

Cuma aksaminin bir kismini havalani otoparkinda geçirdikten ve bilardo oynama planlarimiz suya düstükten sonra sevgili yunan arkadasim ile yiyecek birseyler bulup evlerimize dagilalim diyorduk ki… bir mesaj ile bütün aksamin akisi degisiverdi. Leo, 1516 ya daha önce gitmis ama adresini bilmiyordu. Ben hemen telefonumdan google ladim ve adresi ögrendim, arabadaki GPS e girdik adresi… ve 15 dakikada oradayiz. Anlayacaginiz çok ciddi bir ekip çalismasi idi…  

Cuma gecesi 4 te bitti, cumartesi ondan bile uzun sürdü. Bu kadar yogun bir haftasonundan sonra detoks moduna geçtim, dinlenip sakin sakin çalisiyorum. Ama siz gelince insallah geceleri de bos durmayacagiz. 

Tinker Bell Store ve Tazecik Çilekler

Tuesday, July 7th, 2009

Evet bugün sali ve ben yazimi yazmakta geç kaldim. Tamam itiraf edeyim en bastan ve rahatlayayim dedim, dün çok yogun bir haftabasi geçirince aksamin kalan saatlerinde ekran basinda yalniz olmaktansa muhabbet etmeyi tercih ettim. Iki tane milkshake kapip Leo nun yanina geçtim… hmm evet dondurma ve milkshake mevsimi çoktan geldi. Komik olan buradaki McDonalds in orta boy shake satmamasi; ya küçücük ya da kocaman!

Haftasonunda Leo nun bir yunan arkadasi ile birlikte sarap, peynir ve ekmek keyfi sürmeye viyana nin güneyindeki minik kasabaya gittik. Masadaki konular son yüzyilin agir sorunlari idi ve bende 2 komsu bulmusken fazla fazla konustum. Bu sehin beyaz saraplari meshurmus, ben ki kirmizi tutkunuyumdur çok begeniyorum. Birkaç dilim güzel mi güzel peynir, iki dilimde sert ekmek: insan bir aksam yemeginden daha ne bekleyebilir ki, degil mi?

Dönüste Leo nun arkadasinin sehrin bir kösesinde biraktiktan sonra hem sohbet ediyor, hem de gps in yol tarifine göre 11. bölgeye dogru gitmeye çalisiyorduk ki: ben bir vitrin gördüm ve Leo nun kolunu çekistirmeye basladim. Garibim önce pek bir sasirdi ama sonra benim hayran hayran baktigim vitrini görünce kenara çekti. Iste böylece Tinker Bell Store adini verdigimiz ve yerini gps e bu isimle kaydettigimiz dükkani kesfettik.

04072009294

Önce minik bir çocuk olun sonra da kocaman bir dükkan hayal edin: içine sevdiginiz bütün kahramanlarin kostümlerini ve oyuncaklarini yerlestirin. Iste tam da ona bakiyorsunuz. Nasil anlatsam bilmiyorum: yukaridaki resim bir parça yardimci olacak muhtemelen. Ama neredeyse yok yok, Kaptan Hook tan Batman e hersey var, maskeler, isin kiliçlari, peruklar… neler neler. Sirf vitrine bakarak çok eglendigimizi düsünürsek içeride nasil bir zaman geçirebilecegimizi tahmin bile edemiyorum. Marliyn Monroe un efsanevi beyaz elbisesinden tutun da Chicago da Kathlyn Zeta Jones un giydigi o isiltili elbiseye kadar hersey var.

Hepinizin merakla bekledigi soruya cevap vereyim hemen: neden Tinker Bell?

Vitrinlerden birisi “çok özel kostümler” için ayrilmisti: hemsire, rahibe ve daha neler neler. Bunlardan birisi ise Peter Pan daki meshur minik peri kizi Tinker Bell kostümü idi, kanatlari ile üstelik :)

Gülmekten yerlere yattiktan sonra bu kesfe en yakisan adin o oldugu da kesinlesmis oldu.

Taze meyvelere dadandim bu siralarda ve nutella kavanozuma veda ettim sonunda. Çok da iyi oldu kanimca, bol bol blackberry tüketiyorum… mmm nasil da güzeller. Hafif mayhos tadlari ile… Sonunda dayanamayip çilek te aldim bu sabah, ve benim o “çilekleri güzelce dilimle üzerine biraz seker koyup dolapta beklet” tarifime uygun çilek tatlimdan da hazirladim. Hiç mi üsenmedim hemde.

07072009297

Bu hazirlanmis hali… Dolapta beklerken biraz çilek suyu salacak, çok da bekletmeden soguk soguk yenecek. Bu tatliyi ne kadar çok sevdigimi nasil anlatsam size: belki en son 1 kilo kadar çilekten yapip hepsini bir seferde tek basima yedikten sonra midemi az kalsin kaybettigim ani anlatsam yeterli olabilir :) 

Sabaha karsi

Tuesday, June 30th, 2009

Saatime bakıyorum; evet 03:48.. güzel ve yalnız ülkemde 04:47.. atlantiğin karşı kıyısında akşam 8:47.

Okyanusun bu yakasında yeni gün çoktan başladı ve birazdan: 4 ya da 4:30 gibi viyana da gün ağarmaya başlayacak. Beyaz geceler gibi olmasada sabah erken başlıyor bu şehirde. 5 te ortalık fazlasıyla aydınlık oluyor, köşedeki simitçi (ah keşke simitçi olsaydı ama kruvasan, kek ve çörek satan Anker) sabah 6 da açılıyor, sokaklar ise 7 de kalabalık olmaya başlıyor.

Aynen bizim ülkemiz gibi değil mi? Sabaha karşı açık bir fırın ne güzel olurdu şimdi :)

Avusturyalıların cidden disiplinli bir hayatları var, herkes erkenden yatıyor.. ve sabah erkenden kalkıyor. Şehrin sessizliği içerisinde saat 10 dan sonra gürültü yaparsanız polisi arıyorlar.. ciddiyim.. geçen akşam aşağıda parti yapan gençleri karşıdaki apartmandaki teyzeler fazlasıyla “polizei” diye taciz ettiler. Polis geldi mi bilmiyorum ama teyze çok içten bağırıyordu.

Şehrin genel sakin ve sessiz halini, az önce yürüyerek geçtiğim sokakların güvenli huzurunu sevsem de bu sessizlik bazen sinir bozucu olabiliyor.

Bugünü nasıl geçirdim hiç anlatmayım aslında! Akşam 11 gibi yunan arkadaşım Leo nun telefonu ile uyandım; beni kendi ve benim daha önce kaldığım yerdeki partiye çağırıyordu. Neredeyse bütün öğleden sonrayı ve akşamı uyuyarak geçirdiğim için önce ayılamadım.. sonra Goran ve Ana da telefonu alıp ısrar edince üzerime birşeyler geçirip yola düştüm.

Leo nun odasının açıldığı terasta oldukça enternasyonel bir insan topluluğu karşıladı beni; gece boyunca gidip gelenler olsada milletleri sayayım size: Yunan, Türk, Hırvat, Hint, Sloven, Sırp, Alman, İsveç, İspanya, Suriye… minik bir birleşmiş milletler gibi idi.. Ortada ise şarap, peynir ve çerez vardı. Birde fotograf makinaları.

30 Haziran yani yarın ya da bugün buradaki üniversite öğrencileri için dönem sonu. Özellikle değişim öğrencileri için tamamen ayrılık vakti. Bu ilginç partinin bir sebebi de bu idi.. Gidenlere hoşcakal demek içindi.

Ortada dolaşan tekila şişesini ve Leo nun arşivinden çıkardığı uzo sunuda unutmamak lazım. Bol bol içtik, bol bol eğlendik ve fazlasıyla resim çektik. dilerim hiçbiri facebook a ulaşmaz!

gecenin sonuna doğru üst katlardan taciz sesleri gelince: “polizei” duyduk yine.. Dağılmaya karar verdik. Bu bahsettiğim yer her ne kadar öğrenci yurdu olsada; masadakiler yukarıdakilerin avusturyalı olduklarını düşünmekteler. Yinede sabahın 3 üne kadar iyi sabrettiler, çünkü bir ara bir nevi sandalyeleri deviren güreş müsabakası da oldu, yere uçana çin malı nargile de. Çok şükür kimse yanmadı ya da yaralanmadı.

Planlanmayan ama çok eğlenceli geçen bir gece idi…

Geçen cuma akşamı olan veda partisinde, evet bol bol parti var bu sıralarda, çektiğim bir videoyu youtube a yüklediğimi söyleyince herkes minik bir şok geçirdi. Hatta bir ara bilgisayarın başına geçtim; tam da yüklediğime inandırmıştım onları. Özellikle video da çılgın dans figürleri sergileyen Leo ile sonunda türk-yunan iddiasına tutuştuk. Video yu youtube a yüklerden ben ona 200 oyro ödeyeceğim ama video 10bin hit alırsa o da bana 1000 oyro geri ödeyecek! O kadar alkol den sonra çok normal değil mi?

Sonunda giden herkese veda ettim ve evime ulaştım. THY tartışması ile eğlendim… kahvemi yaptım ve keyifle yudumluyorum. Kendime gelmeye çalışıyorum. Biraz dinlenip çalışmaya devam edeceğim.

Son bir not: viyana da ingilizce den türkçe ye tercüme yapacak resmi yetkili bir çevirmen yokmuş. Of ki ne of! Bir ara türkiye ye yollayıp çevirtmeyi bile düşündüm, ama sanırsam yazının almancasını almam daha mantıklı olacak.

Hepinize ayrı ayrı sevgilerimi gönderiyorum. O kadar anlattım başkalarını ama sizleri çok özledim inanın. Ayrı ayrı burnumda tütüyorsunuz. 

Tuna nin kiyisindaki sehir; Viyana

Monday, June 22nd, 2009

Mart ayinin son gününde, günes batmadan önceki saatlerde THY nin kanatlari altinda geliverdim Viyana ya, orta avrupa nin küçük ülkesi Avusturya nin aristokrat baskentine. Belki bu kente ikinci sefer ayak basiyordum, belki öncekinden biraz daha büyük bir valizim vardi yanimda, ama ilk defa dönüs biletimi almadan gelivermistim. Uçaktan gördügüm manzarayi, havalanindaki o ilk adimlarin heyecanini, telasini ve farkliligini anlatmam mümkün degil.

Simdi arada geçen neredeyse 3 aydan sonra, yeni arkadaslar edinip yeni sokaklara alistiktan sonra farkli bir gözle bakmaya basladim ve artik neden dünyanin en yasanasi kenti olarak seçildigini anliyorum. Avusturya li larin gururla kurduklari bir cümle bugünlerde; “Viyana bu sene Zürih i geçerek birincilik koltuguna oturdu”.

Mozart.Pembe

Viyana ya ilk geldigim günlerde sehir merkezindeki kitapçilarin ingilizce kitap arsivlerini karistirarak kendime bir sehir rehberi satin aldim. Bol yazi ve az resim felsefeme dayanarak seçtigim rehberimin açilis cümlesi “süphesiz her ziyaretçinin Viyana dan dönüste evlerine götürmek istedikleri yegane sey kentin toplu tasima sistemidir” idi. Ilk basta diger büyük avrupa kentlerinden ne farki var desemde, ilk haftamin sonunda bende ayni kaniya vardim. “Güven” esasli bilet sisteminin konforuna, tikir tikir isleyen sefer saatlerine ve kenti ag gibi ören “mükemmel” sisteme alistiktan sonra; dönüste cebime koyup yanimda getirmeyi öyle çok isterdim ki.

Nerede ilk defa okudum, ya da ilk defa kim bana “Viyana nin kenar mahallesi olmadigini” söylemisti hatirlamiyorum. Beni en çok etkileyen de bu olmustu. Kimi ufak kimi büyük 23 bölgeye ayrilmis olan kentte belki çok güzel ve pahali evlerin oldugu semtler vardi ama hani o adini anarken bile insanlarin çekindigi tek bir yer bile yoktu. Dünya savasindan bu yana sürdürdükleri “sosyal sehir” anlayisi ile insa ettikleri evlerde düsük bir kira bedeli ile kalabilme olanagini herkese sunduklarini, Karlsplatz da yasayan evsizlerin “gerçekten evsiz olmayi tercih ettikleri” için evsiz olduklarini ise daha sonra ögrendim. Simdilerde göçmen nufusunun yogun oldugu bir semtte yasiyorum belki, ama günün herhangi bir saatinde disari çiktigimda kendimi daha önce hiç hissetmedigim kadar “güvende” hissediyorum. Özellikle kendi ülkemin aksine, kösedeki ilkokulda okuyan çocuklari okul çikisinda kimsenin karsilamadigini gördükten sonra.

Mozart.Sari

Bebekler için tipki arabalarda oldugu gibi bisiklet koltugu oldugunu, dünyada takim elbisesi ilebisiklet üstünde ise giden insanlarin yasadigini, yaya geçitlerinde dört tekerleklilerden daha çok iki tekerleklilere dikkat etmem gerekebilecegini de ilk defa Viyana da ögrendim. Yaya geçitlerinde kendinizi yola rahatlikla “gözünüz tamamen kapali” atabilirsiniz, aliskanlik yapmasi ve ülkenize dönüste ezilme tehlikesi ile karsi karsiya kalmaniz disinda malesef hiçbir tehlikesi yoktur.

Her ne kadar zevkime ve standartlarima uygun bir kirtasiyeci kesfedemedim henüz ama sehir merkezinde binbir çesit ve renkte semsiyeler satan enfes bir minik dükkan kesfettim. Bir tane bile büyük alisveris merkezi olmayinca kentin her tarafina yayilmis irili ufakli magzalari kesfetmeye, ve her magzanin, kafenin, bankanin ve marketin farkli açilis-kapanis saatlerine hala alismaya çalisiyorum. Pazar günleri ve tatil günlerinde marketlerin kapali oldugunu, diger günlerde aksam 7 de kapandiklarini ise “aç kalarak” tecrübe edince mecburen ögreniverdim. Aksamin geç bir saatinde caniniz güzel bir beyaz sarap çektiginde “eger kapanmadi ise hala” kösedeki bardan baska seçeneginiz olmadigini; aksam “mojito” hazirlamak için bile günes henüz tepedeyken hazirlik yapmaniz gerektigini de ögreniverdim. Avusturya lilarin ne kadar “planli” yasadiklarini ise buradaki hocamin haziran basinda eposta göndererek “önümüzdeki dört ay boyunca” her hafta toplam kaç saat ofiste olacagimizi sormasi sayesinde anlayiverdim.

Enfes güzellikteki çesit çesit parklari, seyrine doyum olmayan muhtesem imparatorluk dönemi binalari, havlamayi unutmus halleri ile bana “köpekleri bile egitimli” dedirten köpekleri, hiçbir zaman eksik olmayan turistleri, bol köpüklü ve hafif sert melanj kahvesi, her yasta incecik ve sik olmayi basaran insanlari, ülkemin nefis tatlilarina olan özlemimi gidermesi mümkün olmayan çörekleri ve kekleri, kirmizi tutkunu beni bile beyaza çeviren güzel saraplari ile Viyana benim uzun zamandir özlemini çektigim “keyifli ve huzurlu” bir siginak oluverdi.

PS: Bu yazi ile baska bir web sayfasinda karsilasirsaniz sakin sasirmayin. Hayir çalinti degildir, sadece bir tasla iki kus vurma sevdasidir.

Hayallerim, Zaferlerim ve Yenilgilerim

Monday, June 15th, 2009

Birgün kendi hayat hikayemi yazarsam başlığı bu olacak, kararımı verdim sayılır; Hayallerim, Zaferlerim ve Yenilgilerim!

Oldukça iddialı bir başlık olduğunun farkındayım. Hayat öykümün bu kadar iddialı olduğunu söyleyemem belki ama her insan gibi benimde hayallerimin olduğunu ve bunların bir kısmını başardığımı bir kısmında kaybettiğimi söyleyebilirim değil mi?

Evet, geçen hafta oldukça renkli bir yazı ile “pazartesi yazılarına” başlamış olsam dahi; bu hafta malesef içimden renkli bir yazı yazmak gelmiyor. Neden diye soracaksınız hemen.. Çünkü 2009 un ortası yani doğumgünüm yaklaşıyor ve ben her sene başında ve ortasında yaptığım gibi 6 aylık değerlendirme raporlarımı oluşturmaya başladım yine.

Bu sene biraz erken başladığımın farkındayım; garip olan da bu aslında. 30 uncu doğumgünümde bunları düşünmüyordum ama bir sonrakinde hafif bir “yaşlanıyorum” krizi ile kendimi ve hayatımı düşünürken buluverdim.

Son 15 seneden başladım önce, liseye döndüm ve o zamandan bu yana yaptığım “tercihleri” ve bu tercihlerin sonuçlarını düşündüm. Yeniden başlasam hangilerini tekrar seçeceğimi, hangilerinde farklı davranacağımı düşündüm, ve bu farklı seçimlerin beni bugünlerde nasıl etkileyeceğini. Geçmiş ile uzun bir hesaplaşma oldu ve sonuçta çıkan en ilginç durum ise arkadaşlarım ve sevdiklerim konusunda oldu. Acı ve tatlı ne yaşanmış olursa olsun yine aynı insanlar ile tanışmayı tercih edeceğime karar verdim. Belki de geçmişime hatalar zinciri olarak değil de, öğrenilen tecrübeler zinciri olarak bakmaya çalışmamın bir sonucu.

İkinci aşamada ise gelecek 10 seneyi düşündüm; 10 sene sonra 41 yaşıma nerede, nasıl, hangi durum ve şartlarda ve hangi hayallerimi gerçekleştirmiş olarak basaağımı hayal ettim. Uzun zamandır ilk defa 6 aydan uzun vadeli hayat planı yapabildiğim için mutluyum. Hedef koyabildiğim için ve tekrar gerçekten hayal kurabildiğim içinde keyifliyim. 10 senelik gelecek planımın asıl zor ve önemli kısmı beni bekliyor hala; nasıl? sorusu beni bekliyor hala.

Oturup bir liste yaptım: hayatta yapmak istediğim 100 şey nedir diye kağıda döktüm. Kah arka arkaya maddeler ekledim, kah saatlerce düşündüm ama sonunda 100 madde çıkıverdi. İnanılır gibi değil aslında… işte bu yüzden böyle iddialı bir başlık seçtim sanırsam. Hepimizin hayatta ufak ya da büyük öyle çok umudu ve hayali var ki, belki yüzlerce belkide binlerce… ama hepimizin var.

Gelecek 10 sene nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyorum; hata yapacağımı ve düşüp yeniden kalkacağımı biliyorum… ve birde kesin olarak bildiğim ve emin olduğum, 41 inci yaşgünümde nerede olmak istediğimi biliyorum artık.

Bir muffin hikayesi

Monday, June 8th, 2009

Günlerden birgün, belkide bugün… yazar çizer bir adam içi bosalan kahve kavanozunu tazelemek için yollara düsmüs. Orta avrupa nin en aristokrat kentinin en renkli caddesinde buluvermis kendini. Havada yagmur habercisi bulutlar varmis; birde bulutlari aldatan nemli bir sicak. Cadde gün ortasi kalabaligini yasiyormus.

Küresel kahvecinin önüne gelip pencereden içeri bakinca, dünyanin her yerindeki kahve dükkanlarini benzer koltuklar ile dösemenin getirdigi “aliskanlik” hissini yakalamis yeniden. Belki bu kentte ona tanidik gelen az anlardan birini yakalamak için geliyormus buraya; dostlari ile oturup sohbet etmenin hayallerini kurarak.

Kahve çekirdekleri ile dolu o kocaman paketi alip koklamis… dünyanin en güzel kokularindan biri bu olmali diye düsünmüs, her seferinde oldugu gibi. Sonra kasaya dogru uzanan kuyrugun en arkasina geçivermis; bir yandan da tatli dolabini göz ucuyla süzmeye baslamis. Belki birgün o çok sevdigi brownie cheesecake’i o dolapta görür müyüm, yoksa güzel ülkeme dönünce yiyeceklerim listesine mi eklemeliyim diye geçirmis aklindan.

Tam kafasini yandaki o cicili bicili kupalarin dizili oldugu dolaba çevirecekmis; o’nu görmüs… Hakkindan askla bahsedilen, tutkuyla anilan, istahla beklenin “blueberry muffin”

Küçük bir kahkaha kabarmis içinde belki, ama o sadece kendi kendine gülümsemis ve aklinda bu hikayeyi yazmaya baslamis iste tam o anda.

Disari çiktiginda çok ama çok mutlu imis, çünkü hem kahvesi hem de tutkulu bir muffin’i varmis artik.

08062009277

Biraz daha yürüdükten sonra metro istasyonuna ulasmis. Merdivenlerden agir agir inerken bir anons sesi duymus: ne oldugunu tam anlamasa bile metroda duydugu anonslarin tek bir sonucu oluyormus hep; kalabalik trenler.

Gelen tren belki kalabalik imis, belkide istasyondan onunla birlikte çok insan binmis trene ama ne tuhaftir ki vagondaki tek bos koltuga o oturmus. Hayir ne kapinin yaninda dikilmis hemen binmek için ne de koltuk kapmak için yarismis. Eski imparatorluk baskentinde, ayakta yolculuk etmek nedenini hala çözemedigi bir sekilde tercih ediliyormus.

Sonunda evine ulastiginda günesi bulutlardan kurtulmus buluvermis. Sessizce ve merakla çantasinin içine uzanip paketi çikartmis… ve özenle masasina yerlestirmis.

08062009279

Sonra daha fazla beklemeye dayanamayarak içeri bir göz atmis; ve iste orada kendinden emin bir güzeli merakla ve askla onu beklerken buluvermis. Önce naz yapmis ve çekmis gözlerini üzerinden, sonra… yeniden göz atmis paketin içerine…

08062009280

Artik uzun süren bu hasretin bitmesini beklemeye gücü kalmayinca, güzeller güzeli muffin’i yeni yuvasina tasimis özenle..

08062009281

Oturup seyretmis önce, malum “güzele bakmanin” kiymetli oldugunu söyler dururlarmis hep ona.. o da kirmamis ve seyretmis önceleri… sonra.. sonra her turkulu askta oldugu gibi ihtiras girmis aralarina. Sonra da kiskançlik baslamis.. Atesli bir tartismanin sonunda ise elini kana bulamis ve sevdicegini yaralamis!

08062009283

Önce gözyaslarina bogulmus, elinde suç aleti ile kalivermis “askinin” basinda… o orada özenle yerlestirdigi yuvasinda iki parça yatarken.. içinden mavis mavis berry parçalari akarken disari… beklemis sessizce!

Sonra göz yaslarini silmis, zor olsada üzüntüsünü ve acisini yüreginde sonsuza dek saklamasi gerekiyormus. Bu yüzden en zor olan ile yüzlesmis.. önce hayir desede baska çaresi yokmus artik. tutkuyla sevdigi biricik muffin’ini ve asklarini yasatmanin tek yolu kalmis geriye.

Bir kahve yapmis kendine önce… baska türlü yapamayacagini bildigi için biraz da baileys eklemis kahvesine!

08062009284 

Bu tutkulu ve ihtirasli ask hikayesinin sonu yine ask ile yazilmis; iki sevgili tek bir bedende bir olmuslar.