Archive for the ‘musa yazmiş’ Category

Mutlu Yıllar Bana

Wednesday, December 3rd, 2014

Malum ben doğum günlerimi bir ay boyunca kutlarım ama aralık başında nereden çıkardı yine demeyin hemen; çünkü doğum günü sahibi ben değil bu sayfa.

Bu sayfanın hikayesi 2008 de başladı; günlerden pazar ve aylardan kasım idi; ve ben Perde dedim. Hayat bir oyun bizde oyuncular değil miyiz aslında?

30 Kasım 2008

Perde kapalı son iki senedir.. hayat devam ediyor perdenin arkasında.. telaşlarımız, dertlerimiz ve hüzün ve sevgilerimiz yansımıyor buraya.

Yinede öksüz kalmasına kalbim dayanamadı ve doğum gününü en azından bir minik şarkı ile kutlayım istedim.

Mutlu Yıllar – Cem Adrian dan gelsin

Bence yeryüzündeki en hüzünlü aşk şarkılarından biri.. keyifli dinlemeler

 

DENIZ: YORUM KISMI KAPALI OLUNCA BEN DE “EDIT”LE ORTAMA DALAYIM DEDIM! SAYFAMIZIN DOGUMGUNUSU KUTLU OLSUN! BAYAGI BI ANI BIRIKMIS BURALARDA! GECEN 2 SENEDE BIR BU KADAR DA ICIMIZDE BIRIKTIRMISIZDIR… BI KAVUSABILEYDIK BIRBIRIMIZE! :/

2012+1

Friday, December 28th, 2012

Mayalar haklı çıktı bana kalırsa, takvimler 2012 de bitti ve bundan sonraki yıllar 2012+1, +2… diyerek devam etmeli… böylesine hızlı ve dopdulu geçen bir yıl hatırlanmalı aslında.

Nasıl girmiştim ben 2012 ye? Eskinin yükleri ve yeninin beklentileriyle.. bir başıma.. herşeyden uzakta… yepyeni bir ülkede, bir bambaşka işte…

Daha Mekke’ye geleli 1 ay bile olmamıştı ve ben neler bekliyordum 2012 den, oysa o bana neler getirdi. Hayat gerçekten sürprizlerle doluymuş.. en beklemediklerini, en olmaz dediklerini, en olmayacak zamanda karşına çıkartıyormuş. Birileri yukarıda oturmuş bana gülüyor olmalı şimdilerde.

Kolay mıydı? Aksine belkide hayatımın en zor yıllarından biriydi; düşe kalka ilerlediğim, zorlandığım, defalarca vazgeçip yeniden başladığım, çekip gitmeyi düşlediğim ama yinede inat edip kaldığım bir sene oldu 2012.

Kaçmış mıydım? Evet, hem de nereye doğru koştuğumu bile bilmeden kaçmıştım, yepyeni yüzler arasına sığınmış, kendime yeni bir ev bulmuş ve temiz bir sayfa açmıştım. Eski dünyamın önyargılarından ve etiketlerinden uzakta, yeniden varolmak , yeniden kendimi kabul ettirmek zorunda kalmıştım.

Ne beklemiştim? Aslında hiçbirşey beklemiyordum, sadece denemek ve görmek istiyordum. İleride birgün geriye dönüp kendi kendime “neden başka yönlere kürek çekmeyi hiç denemedin? dememek için çıkmıştım yola; beni nerelere sürükleyeceğini, kimler ile tanıştıracağını bilmiyordum.

Ne bulmuştum? Anlatması en zor olan bu olmalı, neler bulmadım ki? Önce kendimi buldum, çok önceleri kaybetmiştim kendimi aslında.. arap çölünün ortasında ortaya çıkıverdi ansızın. Sonra eksik olanı; diğer yarımı, buluverdim..

Muhteşem insanlarla tanıştım; kimi deli, kimi hınzır, bazısı sakin, bazısı susmak bilmeyen.. ama özünde güzel insanlarla tanıştım, yeni dostlar edindim. Sabahtan akşama deliler gibi çalışmayı denedim, çok yoruldum ama yine devam ettim, bu çılgın tempoda durup gülümseyebilmeyi, şaka yapıp gülebilmeyi, en yanlıştan doğruları ayıklayabilmeyi öğrendim.

En önemlisi hayata daha önce hiç görmediğim, bilmediğim bir pencereden bakabilmeyi öğrendim.  Yeniden başlayabileceğimi, yeniden tutkuyla sevebileceğimi ve yeniden öğrenebileceğimi… öğrendim.

Bu sene rotamı değiştirebileceğimi gördüm, aslında yaz ortasında çoktan dümeni başka limanlara doğru kırdığımı farkettim. Son on senedir peşimde sürüklediğim bavullarımdan kurtulmuştum, yeniden özgür hissettim. Hemde dünyann en kısıtlı ve kuralcı ülkesinde. İronik değil mi?

Dünyanın en tatlı ablalarına, ve en güzel kızkardeşlerine sahibim belki ama herdaim bir abim olsun istemiştim; 2012 bana onu getirdi. İlk tanıştığımızda yuvarlak bir masada yan yana oturmamızdan pek memnun olmamıştı belki ama zamanla en sevdiklerim arasına yerleşiverdi.

Amin Maalouf ‘un doğduğu toprakları gördüm bu sene.. akdeniz in en doğu ucundaki güzellikleri keşfettim. Şehir romantiği ruhum gönlünü kaptırdı bir kente daha; deniz kokusunu içine çekti, yağmurunda ıslandı, caddelerinde dolaştı, gecelerinde eğlendi, kafelerinde soluklandı… aşık oldu.

Zaitunay Bay

2012 giderken bana dünyanın en güzel ayrılık hediyesini verdi; kalbim bir başka atıyor bu günlerde. Bir başka hayaller kuruyorum; aslında onca seneden sonra ilk defa yeni bir yıla girerken gelen yıla dair düşler kuruyorum.

Her yazının sonu aynı oluyor ama ben sizleri çok özledim. Bir soluklansanız aslında ve sizlerde yazsanız neler yaptığınızı… öyle güzel olur ki.

Karşıdan Bakabilmek

Thursday, August 2nd, 2012

“ne gemiler yaktım, o kadar yandı ki canım, sonunda karşıdan baktım, ne göreyim! Kendime yıldızlardan bile uzaktım”

Sezen Aksu'ya ait satırlar bunlar, yine az ve öz anlatmış en karmaşık duyguları. Yine dile gelmeyeni kelimelere sarmış, müzikle paketleyip sunmuş bize. Yaşına aldırmadan “yeniden başlamalıyım” demiş, beyaz bir sayfa acmış kendine…

Yeniden başlamak zor belki ama arada durup kendine bakmak mümkün.

Yaz ortasında, Teoman ve Şebnem eşliğinde, iki yaz arasında olan bitenin hesabını çıkarttım. Ne kadar çabuk gecmis zaman hiç anlamamışım. Oysa bu ülkeye geleli daha bir sene bile olmadı, değil mı? Öylesine dolu, bir o kadarda zordu ki.. sanki yıllar gecmiş gibi geliyor bana.

“neden olmasın?” demiştim buraya gelirken, onca sefer vazgeçip dönmek istedim ama yapamadım, onca savaştan mağlup çıkmışken inat ettim… Her sabah sürünerek kalktım yataktan belki ama bir sekilde devam ettim.

Sezen in dediği gibi kor ateşlerde yürütmedim belki ama değiştim; değişmişim… büyüdüm, büyümüşüm… Bir sabah aynada başka bir adama bakarken buluverdim kendimi, eski acıların izleri eski yerlerinde duruyordu belki ama yeni izlerde eklenmişti aynadaki yüze. Beni en çok korkutan ise bakışları idi; o gözler eskisi gibi bakmıyordu artık ve bir daha eskisi gibi hiç bakmayacaktı.

Kendimi en son bıraktığım yerden çok uzakta bulmuştum. Yerimde bambaşka bir adam duruyordu. Hangi ara zaman akmıştı, nasıl fark edememiştim ben bunu…

Sonra beni asıl şaşırtanı fark ettim; bu adam gerye dönüp bakmıyordu artık, hatta eski defterleri rafa kaldırmıştı coktan. Gözünü ufuk çizgisine dikmiş bakıyordu öylesine.. Beni korkutan bakışlarla günesin doğuşunu izliyordu.

Evet hala ülkesini ve sevdiklerini özlüyordu belki ama bu adam artık kendine farklı bir rota çizmişti; onca senenin ardından artık akademiye dönmek istemiyordu. Hatta gizliden ve belkide açıkça bambaşka bir ülkede bambaşka bir hayatın düşlerini kuruyordu.

34 üncü yaşımda bambaşka bir Musa buldum, yılı basta korkutmada bu beni, biraz daha karşıdan bakınca kendime; gurur duydum yeni halimle. Geri dönmemeyecek kadar çok ilerlemiştim son bir senede; umutluyum ve de mutluyum. Malum kimse artık doğumunu yazısı yazmıyor, yazamıyor bu sayfada. En iyisi kendimi yine ben anlatayım dedim.

Çok özledim sizleri…

Çöl Tilkisinden durum raporu

Saturday, November 12th, 2011

1 ay değil sanki 1 yıl geçmiş gibi, oysa dündü sanki Ege de yine aynı masada oturmuş ve Deniz in “Çöl Tilkisi” esprisine gözlerimden yaş gelircesine güldüğüm :)) Hala hatırlatıkça gülüyorum, biraz tebessüm ile her hatırladığımda ne kadar çok özlediğimide hatırlıyorum aynı zamanda. Hepinizi ayrı ayrı ama çok çok özledim. Bu satırları yazarken aklımda ılık (tamaam yaz ortası ve soğuk) Ankara gecesi ve o doyumsuz muhabbetleriniz var, elmayra gibi sizleri kocaman ve sımsıkı kucaklamak geliyor içimden ve hemen şimdi :)

Çöl Tilkisi

Özlemek hayatın parçası mı? Çok uzun zamandır benim için malesef öyle.. Upuzun yıllar önce canım bitanem hülyalı ablamı üniversiteye yolladığımız o ilk gün girdi hayatıma bu duygu ve bir daha da hiç peşimi bırakmadı. Şimdilerde hayatıma yeni yeni yüzler katmak istemememin başlıca sebebi de bu aynı zamanda. Daha fazla özlemek istememek, daha fazla merak etmek istememek.. Biliyorum sevdiklerimle kurduğum bağ benim hem en büyük zaafım hem de en büyük hazinem.

Ailem 2 parça; antalya edirne hattında mekik dokuyor bu sıralarda. Benim uzakta olmama hala alışamadılar, hem de kabullendiler. En zoru yeğenlerim, daha dün minik prensesimin sesini duydum telefonda, bu sene ilkokula başladı ve bana büyük bir keyifle telefonda z harfine gelmeden artık “dayı” yazabildiğini anlattı.. ağlasam mı sevinsem mi bilemedim.

Sevdikerim ayrı bir konu; uzun süre ankara da bekçilik yaparken herkesi tek tek yolladım neredeyse. Uğurlamalar ve karşılamalar hayatımın bir parçası olmuş iken ben ilk kaçışımı yapıverdim.. sonra da kürkçü dükkanına geri döndüm (tilki gibi yine) ama ikinci kaçış geldi ve kendimi cidden çölde buldum şimdilerde. Bereket Günseli ve Muzaffer var Ankara da, cidden birileri olmalı orada.. yani uzun süre boş bırakmamalıyız, hani biz yokken birileri alıp kaçırırmış gibi gelecek size ama.. tam anlatamadım belki.. Bir ev bu çatı olmalı belki orada ama ondan da önemlisi dönünce kocaman bir gülümseme ile seni karşılayacak birileri olmalı. Aklıma bu saydığım ikiliden daha iyisi gelmiyor nedense.

O yüzden şimdilerde geri dönmenin düşlerini kurup minicik küçücük keyifler yaratıyorum kendimce. Benim gizli sımsıcak sığınağım düşlerimde sevdiklerimle buluşuyorum, adeta gizli bir kaçamak gibi, bir günah gibi…

Çok özlem az durum raporu oldu değil mi? Çöl Tilkisi derki; ilk rapor evini çok özleyen bir adamdan geldiği için lütfen kusurumuza bakmayın. Ama beni ihmal de etmeyin.

PS: Yukarıdaki resim gerçek bir çöl tilkisine ayittir

33 ve Saymaya Devam

Saturday, July 16th, 2011

Kenan dan “Tutamıyorum Zamanı” çalıyor arka fonda;

Mekan Ankara; ılık bir yaz gecesi..

Uzun süren suskunluğumun ardından yeniden merhaba, özlemişim bu sayfayı. Çok öksüz bıraktık değil mi?

Ben 2 ufak ayar yapıverdim blogumuza;

1) Mobil arayüz ekledim, cep telefonu ile 5i1yerde ye geldiğiniz zaman daha sade ama kullanışlı bir arayüz çıkıverecek

2) Tweet hesabını bağladım, post lar artık tweet lenecek (tamamen otomatik)

Neyse gelelim bu yazının (ve günün) anlam ve önemine.

Malum en yaşlınız benim.. Evet karşımda olmasanız bile haklısın der gibi salladığınız kafalarınızı görebiliyorum. En azından yorum kısmına “senin ruhun genç” gibi satırlar eklerseniz sizi bu suçunuzdan dolayı affedebilirim :)

Evet o müthiş gün tekrar geliverdi; (hangi gün dememeniz sizin lehinize olacaktır) evet benim doğum günüm geldi. Hem de bu sene çok ama çok şeker bir sayı ile karşınızdayım; 33

Şaka gibi aslında ama gerçek, bazen düşünüyorum da, yok o kadar olamam diyorum. Ama devlet kayıtları “kapı gibi” malesef :)

Oysa daha gün gibi odtü deki odamın kapısına “29 again” kartını astığım yaz günü. Ne geçti aradan; “kocaman bir 3 sene” mi? Ben neden anlamadım, nasıl geçti bunca sene? Sanki hiç geçmemiş gibi. Oysa öyle çok şey yaşadımki arada. Korkmayın burada arada olan biteni anlatarak sizleri öldürmeye hiç niyetim yok.

Bugünün teması “33 ve its complicated”. Facebook taki ilişki durumumu “espri” amaçlı değiştirdim bu sebeple. Lütfen atlamayalım hemen. Cevaplar için akşam 19:30 sonrasında benim kişisel bloguma bakıvermeniz yeterli olacak.

Tamam çok ısrar etmeyin; hemen size özetleyim :) 33. yaşıma basıyorum ve hayat bilinmezlerle ve de sürprizlerle dolu. Fakat ne karamsar ne de umutsuzum. Tersine ben meraklıyım, umutluyum ve en önemlisi mutluyum. 34’te hangi plakalı şehirde olurum bilmiyorum ama emin olduğum sizleri yine özlüyor ve seviyor olacağım.

Nice mutlu yıllar bana :) İyi bakın kendinize, özellikle uzakta olan siz 2 dilber.

Nice Yıllara + Nice Yıllara (2. yaşgünümüz)

Tuesday, November 30th, 2010

Ellerim kaşınıyor, daha doğrusu parmaklarım kaşınıyor… yazmayı bu kadar çok özleyeceğimi tahmin etmezdim, oysa bak işte şimdi oturmuş, yarınki doğumgünü yazısını bir gün öncesinden yazıyorum.

Deli değilim ama divaneyim işte.. sessiz geçen 2010 da tek ses olsun ve “nice yıllara” dileyim istedim

Yazdığımız yazı sayısında 100 barajını aşmısız ve ben bunu kaçırmışım bakın, yorumlar ise 500 ü geçmiş… fena çalışmamışız anlayacağınız.

ve hemen 2. yıl pastamızda gelsin, sonra hep birlikte üfleyelim ama

Mutlu Yıllar

2 adet mum olduğuna dikkat çekerim ayrıca.

Sessizlik uzun oldu ama sene sonuda geldi.. 2011 e geri dönüyorum.

Sizleri çok seviyorum.

4 günde 3 tane..

Thursday, January 7th, 2010

Ocak ayim oldukça kalabalik, gerçi nisan kadar olmasada yogun bir dönem yasiyorum :) Hangi konuda diyelnler hemen bu yazinin sonuna hizlica göz atabilirler…

Çok ama çok eminim az konusurdu, ya da Günseli den konusmaya firsati kalmiyordu, ya da ben yanlis hatirliyorum. Öyle çok zaman geçti ki, ya da öyle çok zaman geçmis gibi geliyor ki… emin degilim simdi.

Simdi derseniz, Günseli yi hala susturamadik ama artik kim daha çok konusuyor derseniz ciddi bir tartisma içerisinde bulabiliriz kendimizi :)

Ama önce az biraz nostalji yapalim ve zaman tünelinde eskiye dogru akalim birlikte.

Krater_Golu

Ben eksilen saç tellerimi saymaya baslamadan önce siz bu fotografa bakip birkaç çiglik atabilirsiniz birlikte :))

(Hatta ekrana biraz daha yakindan bakasaniz Fatma nin küpelerini bile görebilirsiniz)

Hatirladiniz degil mi? “obsidyen” toplamaya gitmeden az önce çekilmisti bu resim. Gezilerin gezisi Kapadokya dan kalan az buçuk resimden biri. Bizim o zamanki teknoloji durumumuz cidden tartisilir imis, kamera var ama fotograf makinasi yok :) Toplasan 15 tane anca kapadokya fotosu çikti arsivden, çogunda da insan yok. Gerçi popo izlemek için video muz var ama ..:))

Kapadokya deyince aklima; saç kurutma makinamdan asmali konaga (ve elbette 2 çuval patatese) kadar onca ani geliyor… ama ileride otobiyografimi yazarken bu geziyi en basta “kizlar” ile tanistigim gezi olarak kisisel tarihimin sayfalarina kaydedecegim.

Her zaman aklimdadir benim, birisi ile ilk defa ne zaman ve nerede tanistim ya da ne zaman hayatima girdi diye. Bu siralarda gerçi “ilkleri” degilde “sonlari” animsiyorum bol bol… özledigim için tüm sevdiklerimi en son ne zaman gördügümü düsünüyor, bir sonraki sefer nasil karsilasacagimizi gözümde canlandiriyorum.

ipek ile san francisco havalaninda, deniz i evde hasta yataginda, günseli ve muzaffer i asti de benim bavullarim ile…

Kapadokya dan öncesi var miydi, belki vardi.. ama canlanmiyor gözümde. Otobiyografi olunca istedigim gibi yazabiliyordum degil mi? Simdi düsününce Kapadokya ya asirlar önce gitmisiz gibi geliyor ya…

Iste o gezide tanistim Deniz ile (sonra da ne yapsam kurtulamadim). O zamanlar daha az konusurdu ama, vallahi, simdi ben bile inanamiyorum ama cidden öyle idi. Sonra arada film koptu ve ben Kafes te karsimda hiç susmayan bir Deniz ile basbasa buluverdim kendimi.

Arada ne oldu ne bitti derseniz: sözü Kayahan a birakmam lazim “..siyah beyaz film gibi biraz…”

Gerçekten film gibi ama; yeri gelmis plaja battaniye tasimistir otelden gizli gizli, yeri gelmis yanimda “yenge” olmanin agir yükünü omuzlamistir, ya da çantasindan keser, pense vs çikartip tamirat yapmistir…. birde benim odada fare maceramiz var ki…

.. ama Deniz her zaman orada olmustur. Her kafami çevirip baktigimda ya da her elimi uzattigimda Deniz i hep yanimda bulmusumdur. Kimi zaman en derin sohbetleri odtü ile armada arasindaki kisa mesafeye sigdirdik ama kimi zamanda kafes ten kovuluncaya kadar hiç durmadan konusupta mevzulari bir türlü bitiremedik.

iyiki varsin Deniz, iyiki varsin.. ve çok özledim seni. Dün aksam üzeri coffeshop company nin bir subesinin önünden geçiyordum (home in vienna yaziyordu ya tabelalarinda) durup içerideki bos masalara bakiverdim.. sonra pencere kenarindakine seni beni ve kahvelerimizi yerlestirdim… özledim.

Dogum günün kutlu olsun canim. Nixe yillari birlikte kutlayalim hep birlikte… saglikla ve keyifle elbette.

Dogum günü takvimimde ocak ayinda 6 canim var, son 4 günde ise 3 tane.. yeni yila merhaba diyenler klübü kurarsaniz eger, bir sevgili üyeniz daha var. Hayatimin aski 6 yasina basti geçen sali günü 😀

DipNot: Biliyorum çok sevmeyeceksiniz bu haberi ama ben uzunca bir süre blog’larima yazmama karari aldim. Yazdiklarinizi okumaya, herbirine yorum yazmaya ve teknik bakim hizmetlerine devam edecegim elbette, ama yeni senede yeni bir post beklemeyin benden.

Hapsuran Panda

Friday, December 4th, 2009

Bu videoyu görmediyseniz eğer (45 milyondan fazla kişi izlemiş).. mutlaka izleyin. Ben sandalyemden düşüyordum az kalsın.

(link http://www.youtube.com/watch?v=FzRH3iTQPrk)

Asıl olay bundan sonra kontrolden çıkmış, binbir çeşit başka video türetmişler bunun üzerine.. ben bir tanesini seçtim:

(link http://www.youtube.com/watch?v=4CohQXD00Vs)

Keyifli seyirler.

Birinci Yasgünümüz Kutlu Olsun – Paylasmak Güzelmis

Monday, November 30th, 2009

Bugün, 30 Kasim.. bizim birinci yasgünümüz.

Toplam 68 yazi ve 329 yorum ile ilk senemizi doldurduk.

Bday

 

Bu keyifli yolculuk boyunca “okuyan, yazan, düsünen, üreten ve paylasan” herkese tesekkür etmek istiyorum.

Dilerim sizde benim gibi bu senenin sonunda “iki çift elin, bir çift elden”… “bes çift elin ise, iki çift elden” daha güzel seyler üretip ortaya koydugunu; ama en önemlisi paylasmanin ne kadar keyifli ve güzel oldugunu düsünüyorsunuzdur.

Kisisel sanal arsivimizin 68 sayfalik ilk bölümünü tamamlarken, birgün bu sayfalara geri dönüp keyifle ve kahkahalar ile okuyacagimiz anlari yine birlikte paylasmamizi diliyorum.

Keyifle ve umutla kalin.. Nice Yillara.

Mavi Noel

Tuesday, November 24th, 2009

Biraz erken bir noel yazısı olacak belki ama, 1–2 ay önce öğrenip çok hoşuma giden bir video yu sizinle paylaşmak istiyorum.

Yeryüzünde yaşamış en güzel sese sahip 2 numaralı adam, Elvis Presley inin en sevdiği noel şarkısı “Blue Christmas” imiş. (Dipnot; bir numarayı söylememe gerek yok değil mi?)

Öncelikle aşağıdaki video yu izleyip şarkıyı dinlemeniz gerekiyor;

(Youtube linki: http://www.youtube.com/watch?v=4Y_tDuXysa8

….

….

İzlediyseniz devam edelim hemen; kim bu Martina McBride ve kim oluyorda koskoca Elvis ile düet yapabiliyor? Hemen bir wiki sayfası sunalım size (tiklayiniz).

Farkettiniz mi? … Etmediyseniz .. alıntı yapıyorum sayfadan;

Martina McBride (born July 29, 1966, in Medicine Lodge, Kansas) is an American country music singer and songwriter.

1966 doğum lu mu? “Elvis hangi sene ölmüştü?” sorusu sizinde benim gibi aklınızdan geçiyorsa hemen cevaplayım; 1977 (kaynak)

Şimdi sizinde kafanız benim gibi iyice karıştı değil mi?

Cevaplar için başka bir video daha izlemeniz gerekiyor -eğleniyorsunuz ama kabul edin şimdi-

(Youtube linki: http://www.youtube.com/watch?v=vpvLvnRpD_Q)

Müthiş değil mi?

Benden başka kim ister Elvis ile oturup şarkı söylemeyi? Evet, havaya kalkan elleri görelim lütfen… :) Cidden kargaları kaçırtmayacak bir sesim olsaydı çok isterdim, yeşil perdenin önünde bile olsa Frank Sinatra ile aynı sahneyi paylaşmayı.

PS: Bütün bu video ları kendi başıma keşfetmedim. Youtube ve wikipedia delisi bir arkadaşımdan epey bir destek aldım.