Archive for the ‘ipek yazmiş’ Category

Hemen test edilir, onaylanir!

Friday, July 30th, 2010
Ahanda super deneme yaptim..deniz kizim acayip guzel bi seymis bu tabii calisirsa:)

“Hallice”

Sunday, December 28th, 2008

Bu akademik hayatin, dolayisiyla bir butun oldugum bilgisayarimin, hayatimda yarattigi zorluklarin yaninda getirdigi cok guzel bir sey de var: bloglar..Hicbilmedigim insanlardan ogrendigim bir suru bilgi, garip bir sekilde paylastigim bir suru his, keyifle okudugum yazilarin, cizgilerin icine gomulmus hayatlar ve tabi ki kek borek tariflerim!

Teknolojinin, kotu kullanildigi zaman cok tehlikeli ve soyutlastirici olduguna inansam da dogru kullanildiginda acayip bir paylasim yeri oldugunu da inkar edemem. Itiraf ediyorum, internetsiz yasami unutali cok oldu!! Iste onun nimetlerinden biri de yine internette gezinirken buldugum bir site: “Hallice” (hep merak ederdim bu internet sorfu ne ola ki diye, bumus heralde, gerci benimki daha cok bloglar arasinda gezinmek gibi bir sey ama neyse artik!). Halime Keskin in -bana gore- birbirinden guzel cizimlerini yayinladigi bir portfolyo sitesi diyebiliriz. Guzel olmasinin yaninda cok da seker, kendine ozgu, insani gercekten keyiflendiren cizimler. Gariptir ve ne alaka bilemeyecegim ama, cocuklugumdan beri hayatimin cizgi filmleri olan Clementine bi de Dady Long Legs (Judy ve Uzun Bacak) i izlerken ve Hallice’ nin cizimlerine bakarken ayni seyleri hissediyorum (ne hissettigimi wallahi tarif edemeyecegim, cok guzel bir sey ama!!), ve icimi burkan cizgilerde bile gulumseyebiliyorum. Biraz onceki azicik mutsuz ve umutsuz durumumdan kurtulur muyum diye actim baktim ki Hallice “Mutlu yillar” diyor, bu dedim bir isaret olsa gerek..Umarim bu yil guzel bir yil olur, Hallice umarim hakli cikar..

Gunun anlam ve onemi icin: http://www.youtube.com/watch?v=0O3Mp4fkPiY

Yine gunun anlam ve onemini ifade eden asagidaki resmin kaynagi icin: http://hallice.blogspot.com/

Yalniz

Sunday, December 28th, 2008

Bazen cok yalniz hissediyorum kendimi. Oole kalabaliklar arasindaki yalnizliklar falan gibi degil, harbi yalniz, kelimenin tam anlamiyla yalniz. Sanki hicbir sey yok gibi. Camdan disari baktigimda gorebilecegim bir isik yok. Sokakta yuruyen insanlar yok. Calan telefonlar yok. Sabah telasi, aksam yetismesi, kosusturmaca..hicbiri yok. Disarda akip giden bir dunya yok, varsa da benim haberim yok. Sanki terkedilmis gibiyim, ben ve icinde yasadigim sehir, ulke, her neresi ise. Bi zamanlar eve girmeye zaman bulamayan ben senelerdir evden cikmadan, disarda havanin sogudugundan, isindigindan, mevsimlerin gecip gittiginden habersiz gunler, haftalar geciriyorum. Baska hayatlari izliyorum, baska hayatlarin varligina sasiriyorum. Ozluyorum, bu ulkenin ya da sehrin ya da kendi kendimin beni bu kadar yalnizlastirmadigi zamanlari ozluyorum. O yuzden gitmek istiyorum. Bir yanim burda kalmami soylerken, ben gitmek istiyorum. Burda kalmami soyleyen yanimin da hangi akla hizmet bunu soyledigini bilmiyorum.

Yine gece gece kasvet sardi her tarafi. Ozledim ondandir. Bugun en cok kardesimi ozledim. Bakalim ’yarin’ a kim yerlesecek?

not: Merak edilecek bi durum yok. Oole gelip gecen anlardan biri. Simdi bi de kizlarimi ozledigimi hatirladim. Hatta bunun icin bugun bi care bile bakmaya basladim:)

not-resim: internette dolanirken gordugum ve bilgisayarimin hafizasinda yereden bir resimdi, bilmiyorum kimin o yuzden kaynak gosteremiyorum, ben pek seviyorum, cizenin eline saglik, bilen varsa bizi de haberdar etsin..

Nasilsin?

Wednesday, December 10th, 2008

Austin’e ilk geldigim gunlerde herkesin “nasilsin?” diye sorup hic kimsenin cevabi beklemedigini ve de umursamadigini farkettigim zaman uzulmustum gercekten, o gun “yok ben burda yillanamam” demistim kendi kendime. Dort yil oldu nerdeyse!

Peki o zaman niye soruyorlar ki, hic anlamiyorum, artik anlamaya da calismiyorum. Zamanla alisiyor insan, bende de oole oldu. Nasilsin sorusuna verdigim cevaplar her defasinda degisti, hatta suruye ayak uydurup cevap vermedigim zamanlar artti.

Bi kac gun once icten ice her zaman sesini duymayi istedigim/bekledigim, benim icin cok degerli olan (ki kabul ediyorum bu degeri ben kendi kendime yaratip, buyutup, yeniliyorum; bu da benim huyum iste!!) ama beni aslinda hic onemsemedigini dusundugum (ya da bildigim) ve canimi cok yakmis olan birinden geldi bu sefer soru:” Nasilsin?” Hic beklenmedik bir anda, aslinda cok gec bir zamanda geldi. Cok gec bir zamanda!

Ne cevap verecegimi bilemedigim icin hala orada duruyor. Bilmiyorum. Sorunun altinda yatanin ne oldugunu bilmiyorum. Altinda bir sey yatmiyorsa, ve gercekten anlamini tasiyorsa bu kadar zaman nerdeydi bilmiyorum. Cevap veremiyorum. Gunlerdir orda aklimi kurcalayip duruyor. Hadi diyorum tamam bosver gitsin, yokolsun. Ama oole de olmuyor. Surekli aklimda cevap veremedigim “Nasilsin?” sorusu..

Gayet basit, siradan bir soru, ama beni yiyip bitiriyor.

Binbir cesit cevap olabilir, duruma gore sorunun cevabi degisebilir. Bilmiyorum iste.

Nasilim ki ben????????????????

Neyse sizin sorularla bogusmadiginiz bir bayraminiz olsun, cok guzel olsun.

Leziz sohbetler, leziz yemekler..

Monday, December 8th, 2008

Gece saat 1:30 civari, ben hala calismaya baslayacagim:) Ama iste bu blog isleri beni benden aldi, bir de bu aksam yedigim leziz yemekler ve sohbet.

Efenim, simdi soole oluyor, bu aksam cok sevgili bir arkadasimizin (bir onceki yazida belirttigim uzere) dogumgununu kutlamaya ev ziyaretine gittik. Bu arada belirtmeden gecemeyecegim ben bu ev ziyaretlerini pek seviyorum. Hele de sevdigim insanlar etrafta olunca pek guzel oluyor. Zaten her daim sevmisimdir ev muhabbetini. Bizimkileri seviyorum o ayri da; annemin x,y,z.. gunlerinde oturup hanimlarin konusmalarini dinlemeyi, arada sohbete katilmayi, yemeyi, icmeyi de hep sevmisimdir (ehh ilk goz agrilari ne de olsa!!). Bi sevmedigim giyinme fasli, neyse bizimkilerde suslenmeye pek gerek yok, ama annemlerinki de pek bir hos oluyor, hakkini yememek gerek:) Hanimlar pek sik, pek guzel oluyorlar, insan bak bak doyamiyor. Ozledim mi ne!! (Lafi gelmisken, kizlar: buyuyup soole yakin mekanlarda yasamaya baslayinca biz de “gun” yapalim, artik ne gunu yapariz bilemem, mesela gecmise mazi “Angel” gunu yapabiliriz:))

Neyse devam edeyim..Ev ziyaretini yaptigimiz arkadaslarimiz yillardir Austin’de yasiyan bir kari-koca. Kocaman, cok guzel bir evleri, dort kedileri bir de kopekleri var. Hani sohbet muhabbet cok super de bir de yemek kismi var ki oole boole degil yani. Evimizin hanimi anneminkilerden sonra -benim icin- yedigim en lezzetli yemekleri yapiyor. Benim gibi gayet huysuz bir insan o evde her seyi yiyor. Siz burdan anlayin!! Tabi evden uzakta oldugum icin surekli bir ozlemden dolayi Turk isi her seyi sevdigimi dusunebilirsiniz ama yok degil walla hakikaten acayip lezzetliydi her yedigim sey, patlamak uzere oldugum halde mutluluktan kendimden gecmistim, iste uzerine bir de gecirilen zamanin lezzetini katinca pek mesut dondum evime.

Ustune bir de hocamdan mail gelmemis. Koca gece bana kalmis. Yaayim, cizeyim, okuyayim, ogreneyim, dusuneyim, hatta arada hayal bile kurabilirim!! Az mi ?

Boole zamanlarda daha cok farkediyorum iste, hayati en cok yasanir kilan sey sevdigin insanlarla sevdigin zamanlar gecirmek, paylasmak, paylasilani hatirlayip yeniden mutlu olmak, yeniden umut etmek daha cok paylasabilmek.

not: Karides guveci seviyoruz baska ama siz olmadiktan sonra neyleyeyim ben??

not2: O kadar konustum, iki resim koyayim bari, yanliz bu resimler iki hafta oncesindeki sukran gunu ziyafetimiz dolayisiyla yine ayni guzel hanimin elinden cikan baska lezzetler, bugunki resimler daha piyasada degillerse de asagidakiler de guzel bir emsal teskil edecektir.

Mutlu muyum ne?   :)))

Istiyorum da istiyorum..

Sunday, December 7th, 2008

Yaa delirecegim ben yakinda. Hocamin bugun yolladigi 8. mail. Alisverise giderken bile haber verdim, durumum o derece vahim yani. Tamam doktora yapiyorum da hani insanin hic mi gecesi, gundusu, haftsonu olmaz. Bilgisayara yapistim, korkuyorum yakinda klavyedeki harflerden biri olacagim diye:(  Aksam bir arkadasimin dogumgunu icin disari cikacagim, icimden ya mail atarsa bu adam diye geciyor; calan telefonlara korkuyla bakiyorum. Adam icip icip eve gelen eski kocam gibi oldu. Korkuyorum kendisiyle iletismekten.

Arastirmayi, okumayi, calismayi gercekten sevmeme karsin benim civatalar giderek daha da sallanmaya basladi.  Yoruldum. Balayi istiyorum. Sabah kalkinca ilk isim karnimin acikmasini dusunmek olsun istiyorum (bilgisayari acmak degil!), uzerine oturmaktan erittigim yastik sayisi azalsin, yine ayni nedenle buyutmekte oldugum popomun capi kuculsun, banyomdaki kafamdan cikardigim kalem sayisi azalsin,  uyudugum saat sayisi artsin, yerlerdeki makaleleler toplansin istiyorum. Istiyorum da istiyorum..

Bir beyaz atli prens ciksin beni bu siyah atli avcidan kurtarsin istiyorum. Ingaaaaa!!!

“Reign Over Me” uzerinden mirildanmalar…

Thursday, December 4th, 2008

Film delisiyim ben galiba. Gerci durumum “hikaye tutkunlugu”ndan kaynakli oldukca. Filmleri (ya da ve tabi ki) oyunlari hipnotize olmus gibi seyretmem (her ne kadar bazi kurbaalarca durumum dalga konusu yapilsa da!!) ya da kitaplari kaybolarak okumam hep bundan sanirim. Seviyorum o ayri, ama asil neden “deli” olmam, hikaye delisi. Her mekanin, her zamanin, her insanin farkli bir hikayesi var, ve ben o hikayelerin detaylari icinde kaybolmaya bayiliyorum. Probabilistik modellerle kafayi yemek uzere oldugum su son zamanlarda daha da kabartiyorlar istahimi. Olasiliksiz butun olasiliklarin icine gireyim istiyorum, hepsinin icinde ordan oraya kosturayim, kaybolayim, sonra yeniden yolumu bulayim, sonra girdigim kapidan cikip (baskasi da olur) baska bir kapidan baska bir hikayenin icine duseyim. Bu arada benim icinde olduklarim arada gume gidebiliyor tabi, ya da degisik sekillerde etkilesimler olabiliyor. Oyle ki bir gun cok sevdigim biri “sen bu hayatta degil o filmlerdeki/kitaplardaki hayatlarda yasiyorsun” demisti. Onceleri kabul etmemistim. Hatta gayet iradeli bir sekilde saatlerce suren bir tartismaya donusturdum durumu (hemi de Ingilizce:P). Ama sonucta hakli oldugunun ben de farkindaydim sanirim. Hala bir yargiya varamadigim bunun iyi mi kotu mu oldugu, sanirim her ikisi de oldugu icin.

Nerden girdim nereye ciktim. Aslinda amacim “Reign Over Me” den bahsetmekti. Adam Sandler in (bence) super bir is cikardigi, Liv Tyler in (kendisine hastayim o ayri!!) nedir kardesim senin bu durumun dedirttigi yamulup seyrettigim filmlerden biri. Film bittikten sonra -bazilarinin tahmin edebilecegi uzere- bir sure antenlerimi dunyaya kapattim. Maalesef kapisinda bekleyip cikista hayranlikla oyuncularina bakabilecegim bir kulis kapisi da olmadigi icin oturdugum yerde mihlandim. Sonra da eve donup tavana bakmaya basladim.

Insani ayni anda hem acayip mutlu hem de acayip mutsuz eden kac eylem daha var “birini sevmenin/sevebilmenin” disinda? Kac kere daha yenik dusmeye boyun egecegiz kim bilir? Verdigi haz getirdigi acidan cok daha cekici olmali. Diger aciklamalar bilincli mazosistlik ya da bilincsiz aptallik olarak da siralanabilir tabi..

Risk buyuk. Sonunda elde avucta hicbir sey kalmamasi olasiligi gayet yuksek. Gelinecek nokta, icinde disina tasirmak icin buyutup durdugun seyi (her ne ise o) sanki hic olmamis gibi icine geri sokmani soyleyebilir. Bilmez ki sutu memelerinden tasmasina ragmen bebegini emziremeyen annenin nasil aci cekecegini! Ne yani, hic dogmamis gibi mi davransin, hic sevmemis gibi mi?

Erteliyoruz, basa cikamadigimiz her aciyi yok sayiyoruz, bagir bagir dinlenen her sarki kendi icimizdeki ya da disardan gelebilecek sesleri susturuyor sanki. Oysa yokettigimizi sandigimiz her aci bizden besleniyor, daha da buyuyor, kanli canli bir hale geliyor. Hatta bazen oole bir hale geliyor ki onsuz yasamak mumkun degilmis gibi gozukuyor. Yoketmeye calistigimiz aci bizim bir parcamiz oluyor.

Nasil degisir bu durum bilemem. Degismesi gerekir mi onu da bilemeyecegim. Ben sanirim -bu aralar biraz inancimi yitirmis olsam da- her kosulda sevebilmek istiyorum. Anami, babami, kardesimi,…,sevgilimi, arkadasimi..Hepsini, hepicigini sevebilmeye gucum olsun. Sonundaki olasi kaybetme durumu bi gun kendimi kaybetmeme neden olacaksa bile, varsin oole olsun, varsin bana sahip olsunlar!

Iyi ki filmden bahsettim:P Neyse siz en iyisi seyredin. Ben de bu gecelik mirildanmalarima son vereyim.

Not: Evimizin durumu hakikaten sahane. Bu yaziyi yazarken evde 4 dort kisi, 5 bilgisayar olmasi, benim biri remote desktop uzerinden olarak uc ayri bilgisayarda surekli “run” aliyor olmam, arkada bilumum Turk dizilerinin boy gostermesi, beynimin iyice sulanmis olmasi yaziya cesitli boyutlar getirmis olabilir, affola..

Not2: Yaahu bu makalenin yarina bitmesi gerekiyor, yakinindan bile gecmiyor su anki durumuyla o ayri, bakalim bir kac gune belkim! o degil de biri bana yardim etsin nedir bu cekirdek aile icinde yasayan cocuklarin fiziksel aktivite yapmama durumu? Ben demiyorum, korelasyon modelim diyor:P

Not3: Ince belli cay bardagiyla cay icmeye bayiliyorum (Turk cayi, dikkat cekerim) Bi de anneminkiler gibi koksa ne guzel olacak, gerci o zamanlar cay icmiyodum pek ama olsun. Uzaktayiz yaa pek bi kiymetli simdi.

Not4: Bana ait yazilardaki “a”, “z” ve o cevrede olan harflerin eksikligine itafen durum sudur: klavyenin uzerine su doktum, sonra akilliyim ya kurutma makinesi ile kuruttum, ama benim kurutma makinesinin biraz fazla isittigini unuttum, tabii alet de yamuldu, yani bahsi gecen tuslar yamuldu. O yuzden biraz zor basiyorlar. Su andaki yaziyi baska bilgisayarda yazidigim icin bu sorun olmamissa da cogunlukla muhtemeldir. Meraklisina duyurulur. Evet, ben bildiginiz doktora ogrencisiyim. Mikrodalgaya kedi koyup kurutmayin benzeri bir uyarinin bilgisayarinizi oole caninizin istedigi gibi kurutmayin seklindeki versiyonuna ihtiyac duyuyorum:P Lakin, etrafimdaki bir takim teknoloji kurtlarinin da ilk yapacaklari seyin kurutma makinesi ile kurutmak oldugunu ogrenmek icimi rahatlatmadi desem yalan olur:) Ehh ben birazcik fazla kurutmusum ne yapayim!!

Not5: Bana ait yazilardaki “r” ve “y” harflerinin eksikligi tamamen benim tercihim, oole, boole, bi..demeyi seviyorum pek cok.

Not6: Ayy yeter sus diyorum kendime!!

Perde acilsin ve oyun baslasin…

Tuesday, December 2nd, 2008

Herhalde en buyuk hayalim bu..Yillar, yillar once yarim kalan ama her an benimle yasayan bir hayal. Bir gun, o gun geldiginde, perde acilacak ve oyun baslayacak. O gun yer degistirecegim. O gun, tipki bugun gibi, yeniden buraya yazacagim. Geri dondum diyecegim, eksik kaldigim sahneye geri dondum. Bunca zaman sonra perdeyi yeniden araladim diyecegim. Ve siz yine yanimda olacaksiniz. Biliyorum.

Denizkizim benden yazi isteyip “p….” ile baslayan 5 harfli sihirli kelimeyi soyle dediginde, o kelimeyi -ya da bana cagristirdiklarini- ne kadar cok sevdigimi dusundum: “Perde”. Annemin kar gibi bembeyaz ucus ucus tul perdelerinden, sahnenin kalin mi kalin kipkirmizi perdesine kadar… Herbirinin arkasinda bambaska sekillerde hayat bulan o isigi ne kadar cok sevdigimi hatirladim!

Bugun yine oyle bir gun iste. Yeni bir perdenin acildigi gun. Perdenin arkasinda bilincli ya da bilincsiz sakladigimiz hayatlarimizin birazcik daha fazla gun yuzune cikmasi icin adim attigimiz gun. Kim icin? Kendimiz icin belki de, geriye baktigimizda hangi oyunlarda hangi rollerde oynadigimizi unutmamak icin. Birbirimiz icin bi de, bizden geriye yine “biz” kaldigini hep hatirlamak icin. Gecip giden yollarin-yolculuklarin ardinda kalanin, sonunda geri donmek icin gun sayilanin; gulerek, aglayarak, kuserek, barisarak, ve her daim ozlemle yasatilmaya calisilanin hep o “biz” oldugunun farkinda oldugumuz icin.

Biz’ler kim miyiz? Biz’ler yollarda gecen bu hikayenin oyunculariyiz. Yolcularindan kiminin kalmayi kiminin gitmeyi tercih ettigi, ama hepsinin izinin birbirine karistigi bir hikayenin. Biz’im gercekken oyuna , oyunken gercege donusen hikayemizin.

Simdi perde acilsin ve oyun baslasin