Archive for the ‘deniz yazmiş’ Category

Austen’den izlemelikler

Tuesday, April 5th, 2011

Caaaannniiiimmm dostlar!

Umarim is-guc-enerji, ruhsal-mutluluksal-mantiksal uclemelerinizin hepsi iyi gidiyordur. Her ne kadar nefret etsem de “ayy cok yogunum cok yogunum” diyip duranlardan oldum. Vallahi tonlarca okumam,yazmam gereken seyler var. Lakin nasil bir duzen izlemeliyim, once isin neresinden baslamaliyim karar veremiyorum bir turlu. Hal boyle olunca da beklenenden yavas calisiyorum. Tabii bu kararsizlik “yaaaeeee ne yapsam da dalga gecsem” moduna sokuyor beni. Uzun zamandir yazmayinca, suraya iki kelam edeyim de biraz mola vermis olayim dedim.

Cook onceleri kara kapli bir “Jane Austen Complete Novels” kitabi aldigimdan bahsetmistim (Suradaki yazida gorebilirsiniz kitabi: http://5i1yerde.biz/2009/06/26/dare-to-read-it-aloud/) Neyse efenim, ben bu kara kapli kitabi bitirmeyi basardim 1 ay kadar once. Jane Austen zamaninda iddali, guzel yazim, sevilecek romancilik dendiginde agdali bir dil ve bol bol egzantrik sifat kullanimi anlasiliyormus. O sifatlari ozellikle gecebilirseniz, gayet akici ve anlasilir bir ingilizcesi oluyor (en azindan benim ingilizce seviyemde anlasilir oluyor, siz havada-karada anlarsiniz). Bu kitabin bitimi bir de King’s Speech filmiyle ayni doneme denk gelince, ben de donem filmi seyretme arzusu depresti. Jane Austen romanlarinin filmlerini seyrederek bu ise baslayabilirim dedim.

1. Pride and Prejudice: Jane Austen’in en cok bilinen romanidir. Bircok kez cekilmis, bircok filme konu olmustur. Jane Austen’in kendi yasaminin bir kesiti oldugu dusunulur. Tahminim sizin akliniza hemen Keira Knightley’nin oynadigi 2005 versiyonu gelmistir.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0414387/ ) Film guzeldir, romana da bayagi sadik kalinmis. Elizabeth rolundeki Keira’nin ilginc bir guzelligi oldugunu dusunuyorum. Lakin bu kadinin konusmasina sinir oluyorum. Ne dedigi tam anlasilmiyor, kelimeler yuvarlanarak cikiyor. Hatta youtube’da “ne dedi burda yahu” tarzi bir videosu da bulunmakta. Mr. Darcy’yi oynayan abimiz Matthew Macfadyen asik rolunde cok iyi ama kendini begenmis rolunde biraz zayif gibi… Bu filmde en begendigim Elizabeth’in guzeller guzeli ablasini, Jane’i oynayan Rosamund Pike… Zira bu kiz cidden guzel. Diger bahsedecegim Pride and Prejudice versiyonundaki kizi o kadar begenemedim kusura bakmasinlar!

.

Bence en ama en basarili Pride and Prejudice versiyonu BBC’nin mini dizi seklinde cekmis oldugu 1995 yapimi. Ustelik bu versiyon, bu senenin oscar kazanani, King’s Speech ile muhtesem oyunculugunu konusturmus olan Colin Firth’e dunya capinda un getirmis. Bu versiyonu izleyenlerin kalbinde bir tane Mr. Darcy vardir o da Colin Firth.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0112130/ ) Toplam 6 bolumden olusan bir mini dizi. Ingiliz Ingilizcesine bir duskunlugunuz varsa bu mini diziyle o sevdaniz tavan yapacaktir. Kitaba en sadik cevrim olarak geciyor. Colin Firth tam bir Mr. Darcy. Her ne kadar kendisi rolu almadan once, Mr. Darcy’nin daha yakisikli olmasi lazim diye, biraz tereddut etmis olsa da rolun hakkini basariyla vermis. Bu roluyle o kadar benimsenmis ki sonraki filmlerinde de bazi bazi bu durumla dalga gecmis (Mesela Bridget Jones’s Diary filminde de oynadigi karakterin adi Mark Darcy’dir.). Elizabeth rolundeki Jennifer Ehle, tam donem Ingiliz kizidir. Ustelik Elizabeth’in saflik-cokbilmislik gecislerini cok iyi canlandirmis. Ayrica kizlarin annesi Mrs. Bennet’i oynayan Alison Steadman o kadar iyidir ki arada sacini-basini yolmak istersiniz. Tabii suraya Colin-ve-Pride&Prejudice denince herkesin aklina gelen sahneyi koymazsak olmaz. Bircok filmde bahsedilmis bu sahne (SPOILER!!! Youtube: http://www.youtube.com/watch?v=hasKmDr1yrA ) Daha once izlemediyseniz bu versiyonu kesinlikle izleyin.

2. Emma: Kizlarin kendilerini teee o zamandan copcatanliga adadigini anlatan bir roman. Baskalarinin islerine burnunu sokmaktan kendisine dikkat etmeyen yaramaz bir kizi anlatiyor. Bu romanin da cevrimi coktur, hikaye eglenceli olunca… Ustelik Gwyneth Patrow’dan Alica Silverstone’a, Kate Beckinsale’e bii cok unlu oynamis cesitli cevrimlerinde…

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt1366312/ ) Ben acikcasi 2009 yapimi -gene- 4 bolumluk BBC Mini dizisi olan versiyonunu tavsiye edecegim. Saniyorum su aralar CNBC-E’de gosterilecekmis. Yakalayabilirseniz izleyin. Romani okurken hayal ettigim Emma tipki Romola Garai’nin tipindeki  bir kizdi. Ustelik Mr. Knightley rolundeki Jonny Lee Miller’la da cok iyi uyusmuslar. Ben dizideki tum oyunculari cok begendim. Ama aklimda en cok kalan Mrs. Bates roluyle Valerie Lilley ve Mr. Elton roluyle Blake Ritson. Bu ikili irite etme ve de acindirma konusunda cok ama cok basariliydi.

Bir de bu diziyi seyrettikten sonra su melodiyi uzunca bir sure aklimdan cikaramadim. cok hosuma gitti. Bi yerlerden duzgun bir halini bulabilsem keske… (Tekrar youtube’a baglaniyoruz. SPOILER!!! Youtube: http://www.youtube.com/watch?v=avl8SekpF5Y) Soyle kafa dagitmak ve de eglenceli romantik birseyler ariyorsaniz seyretmek icin vakit kaybetmeden seyredin derim.

3. Sense and Sensibility: Bu roman Jane Austen’in ilk yayinlanan romaniymis. Acikcasi hikayesi yukaridaki iki romana gore biraz daha karanlik.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0114388/ ) Bu romanin Emma Thompson’li, Kate Winslet’li Hugh Grant’li, Alan Rickman’li bir filmi var, 1995 yapimi… Gayet de guzel. Emma Thompson harika bir performans gostermis. ehh Ben azicik Alan Rickman sesi duysam yeter yahuuu… seklinde yaklasmistim ama pek bi hayran kaldim filme… Filmi izlemeye baslamadan once karakterlerin kimler tarafindan canlandirildigina baktim. Kate’in romantik, ask bocugu rolunu almasi… Emma’nin oturakli ve duyarli rolunu canlandirmasi… Cidden de kendi karakterlerine uygun rolleri almislar dedim.

.

.

Lakin filmi seyrettim yetti mi?!? HAYIIIRRR… Hazir mini-dizileri seyretmeye basladik devam edelim ayni yerden dedim. BBC sagolsun bu kitaba da el atmis ve 2008 yilinda 3 bolumluk bir bini dizisini yapmislar

(IMDB LINK: http://www.imdb.com/title/tt0847150/ ) Iyiydi iyi olmasina… Izlerken begenmistim ama simdi tek bir karesini hatirlamiyorum. Cok etkilenmemisim galiba… Bi David Morrisey’i hatirliyorum. Tam bi “Colonel” olmus adam… Hos diger tarafta Alan Rickman’da cok iyiydi. Duyarli Elianor rolundeki Hattie Morahan’i Emma Thompson’la karsilastirmak kizcagiza biraz haksizlik olur diye dusunuyorum. Lakin ablaya duyarli ol demisler, 3 bolumun 2.5 bolumunde soguk olmakla karistirmis olayi. Ucari ve duygusal Marianne rolunde Charity Wakefield en az Kate Winslet kadar basarili bir rol cikariyor.  Yalniz Colonel disindaki erkek oyunculari (ki Dominic West’i severim.) begenmedim. Hugh Grant’in canlandirdigi Edward Ferrars’i Dan Stevens’inkine tercih ederim. Bana gore fazla sapsal bir potre cizmis. “Ayy ben mi yaptim, ben miyim, sen kimsin?!?!?!?!?” havalarinda birsey olmus! Bir diger itirazimda 1er saatten 3 bolumluk dizi cekiyorsun, bazi yerleri oyle hizlica toparlaman gerekir miydi, bilemiyorum?!? Gene de guzel bir versiyon, sanirim en sevdigim Jane Austen hikayesi olmamasindan kaynakli bir itiraz etme istegim vardi.

4. Persuasion: Bu da Jane Austen’in son romani… Bilmiyorum neden ben -belki digerlerine gore kisa ama oz olmasindan- bu hikayeyi pek begenmistim.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0114117/ ) 1995 yapimi Persuasion’i ne yazik ki seyredemedim. Oysaki basroldeki Ciaran Hinds’i pek begenirim. Yok Alan Rickman degil kendisi cok benzese de… Nereden biliyorsun diyenlere de Rome dizisinin koskoca Gaius Julius Caesar’ini ben tanimiyacam da o mu beni taniyacak demek isterim :)  Bu versiyonu seyretmedigim icin yorum yapamayacagim ama izleme listeme eklenmis durumda…

.

.

.

Benim izledigim versiyonu 2007 TV filmi hali…

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0844330/ ) Dedigim gibi hikayeyi pek sevdigimden bu filmi cok begendim. Oyuncularin hepsine hayran kaldim. Anne Elliott rolundeki Sally Hawkins muhtesem bir is cikarmis. Karakterin caresizligini, kararsizligini, magduriyetini cok basarili bir sekilde gostermis. Captain Wentworth roluyle Rupert Penry Jones da beni etkilemeyi basardi, yarali ama gururlu ruhunu ben her sahnesinde gordum. Tabii seyirciye zaman zaman “ahhhhhh…. ne guzeeelll” dedirtmek icin donem kurallarindan cikmislar, bu bazi kisilerin yorumlarina yansimis ama olsun. Ben gercekten begendim, o zaman zaman ki kisimlarda “ahhh…yaaaa…” dedim. 😀

Filmin suprizi de Buffy’imizin Giles’i, Merlin’imizin Uther’i Anthony Head’in de bu filmde rol almasi :) . Ayy bir de demeden gecemeyecegim “Captain….Captain…” :)

5. Mansfield Park: Acikcasi bu romanin neden daha iyi cekimleri yapilmamis bilemiyorum. Hos bas karakterin, Fanny Price’in ara ara kendisiyle, icinde bulundugu durumla celismesinden kaynakli olabilir. Ya da diger romanlar kadar populer olmamasindan olabilir.

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0178737/ ) Aslinda 1999 versiyonu, guzel baslamis bir film ama bazi bazi eksikleri oldugunu dusunuyorum. Fanny Price’i oynayan Frances O’Connor cidden kitabi okurken hayal ettigim kiza benziyor ama bir yerden sonra donuklasiyor. Jonny Lee Miller gene bir Jane Austen uyarlamasinda basrolu kapmis, Edmund Bertram rolunde iyi ama sanki eksikler var gibi… Arada James Purefoy’da dahil oluyor oyunculara… Ama izlerken hep birseyler eksik… Saniyorum filmin metniyle alakali bir sorun bu?!? Gene de basarili bir film, diger versiyonundansa bu versiyonu gonul rahatligiyla seyredebilirsiniz. Ama iste tam anlamiyla Jane Austen uyarlamasi degil, daha cok Jane Austen’den etkilenilmis gibi gibi… Romantik bir film olarak gayet basarili.

Gene ben bu kitabin baska uyarlamasi yok mu yaa seklinde bakindim ve 2007 TV filmi versiyonunu buldum.


(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0847182/ ) Olmamis! Otur, sifir! Diyorum su noktada… Aslinda afiste bakislariyla bizi kesen sari sac – siyah kas kombinasyonlariyla Billie Piper’i gordugum an vazgecmeliydim izlemekten… Ama iste Emma’da Mr. Elton’i basarili bir sekilde oynayan Blake Ritson burda Edmund rolundeydi, onun hatrina seyredeyim dedim. Cik olmamis olmamis… Fanny Price roluyle Billie her ekrana girdiginde tum konsantrasyonum dagildi durdu. O disler… kotu Ingilizce… hele o kaslar… Olmamis olmamis… Kusura bakmasinlar!

.

.

6. Northanger Abbey: Son olarak da pek de Jane Austen cizgisinde olmayan bir roman… Ilginc fantastik ogeler vardir bu romanda…

(IMDB Link: http://www.imdb.com/title/tt0844794/ ) Ne yazik ki bu filmi izleyemedim daha… daha dogrusu ITV’nin Mansfield’ini begenmeyince bu romani da batirmislar midir diye korkumdan izleyemedim.

.

.

.

.

.

Youtube videolarini bilerek link verdim, hani videoyu koyarsam spoiler falan anlamaz izlemek istersiniz, sonra aaa filmden sahneymis, bak adam oluymus ogrendik simdi breh breh dersiniz diye yaptim. Jane Austen’i izlemeye Pride and Prejudice ile baslarsaniz, bence en basarilisi odur. Yani sonra digerleri biraz yavan gelebilir. Hikayeler bir noktadan sonra ayni geliyorsa sasirmayin… Jane Austen boyledir. Bir de soylenilene gore kendi hayatinda yakalayamadigi mutlulugu hep roman karakterlerine vermistir. O yuzden romantik komedi turunde filmler ya da mini diziler bunlar… romantik dram degil!

Teknolojinin boylesi!!!

Wednesday, December 1st, 2010

Iki gundur, daha dogrusu soguklar iyice bastirdigindan beri Londra’daki ultra-modern-teknolojik (!) lavabolara daha da bir killanir oldum. Batinin en gelismis ulkesi… Refah duzeyi en yuksek ulkesi… Gunesin batmadigi ulkeee (bu da ne ironik laftir, cogu zaman yagmurlu gunler yasayan bir ulke icin)…. Gel gor ki lavabolarin… ahh o lavabolarin!!! Adina facebook’ta gruplar kurulmus lavabolarin… Ayy ben susayim fotograflar konussun!

Birinci lavabomuz ofisimin oldugu binadaki bi tuvaletten… Sicak su icin yukardaki kazani kullaniyoruz, soguk su icin asagidaki muslugu… Kazanin vanasi da hemen altinda… Tahmin edeceginiz uzere zincirli siyah tutamac sifona ait! Yani onu cekince sasilacak, baska bi antikalik ortaya cikmiyor! 😛 Bu domuz gribinin yaygin oldugu donemde su mavi uyari levhasini her yere astilar. Yalniz her gordugumde, bas harflerini yukaridan asagi okuyunca anlamli bir kelime cikmali gibi geliyor…. Hic sanat ruhlari yok yaaa!!! Bi de boyle gerizekali gibi siralamayi karistirmayin seklinde listelemisler!!! Cik cik…. :)

Ikinci olarak evimin dehset mutfak lavabosunu sunuyorum size!!! Gormus oldugunuz gibi, karistirmamaniz icin “H for Hot, C for Cold”… Her bulasik yikama seansimda bu musluklara, sicak-soguk su sistemini iki muslukla cozen elemana eeennn derin saygilarimi sunuyorum! Gene de bazen yemek yaparken falan bakiyorum da… cok komik nan… yani bir boru parcasiyla su iki suyu birlestirip tek bi musluk takmak ne kadar zor olabilir ki… Sonucta banyodaki lavabomuz normal bi sisteme sahip!!!

Yaa bu Ingilizler babamin da dedigi gibi InceLazlar resmen yaaa… Bi ara da size okul binalarinin arasindaki baglantilari cekip yollayayim… Resmen Lazlar yaaa!!! ehuehueheh 😀

Acep bizim evde de bir zaman makinesi mi var sorunsali!

Monday, November 22nd, 2010

Oglen vakti yasadigim soku hemen sizinle paylasayim dedim. Videonun tamamini agzim acik seyrettim! Sonra ayna aldim elime kendime baktim iyice… Valla cocuklugumdan beri kendi gozumde pek degismedigim icin pek birsey cozmedi bu yaptigim. Soyle bi etrafima baktim, hala Londra’dayim falan… Dedim belki cocuklugumda da Londra’daydim. Sonra boyle soguk soguk terledim, dusunsenize o kadar lise, universite giris sinavi hazirligi, sinavin kendisi, universite, yuksek lisans bitirmissin, doktoranin son demlerine yaklastigina inaniyorsun. Birgun uyaniyorsun meger hepsi ruyaymis! Korkunc yaa… Korkunc otesi! Sonra dedim bi sakin ol, bi daha izle su videoyu… 90’lara donmus olamayiz!!!

(Linki goremeyenler icin: http://www.youtube.com/watch?v=i1CTh4yiTzE )

Sonra dikkatli seyredince, elemanlarda eksik var, sonra sesler kalinlasmis falan… Bi de “Kid, Boy” adiyla essek kadar adamlar cikip dans ediyor gorunce… yok artik dedim. Resmen adamlar cocukluguma isinladi beni yaa!!! Gene guzel bea, yani tee ne zaman dinledigimiz/bildigimiz/kafamiza kafamiza kazinmis sarkilari boyle dinlemek!.. Hos NKOTB’un elemanlarina ne olmus oyle yaa… Vokal kus gibim kalmis! Bi de kiz sesli elemanlari vardi, o ortadan kaybolmus mu ne?!? Ben goremedim. Tee hallahimm ne eglendim yaa oglen vakti! Bir de yakin vakitte “Hot Tub Time Machine” diye bi film seyretmistim, ustune tam tuz-biber oldu!

Sen gelmez oldun, ahh postaci ya da kargocu ya da her kimsen!

Friday, November 19th, 2010

Sabahin korunden beri postaci yollari bekliyorum canlar… Ayy gene ne aldin demeden siz, valla bu sefer baskasinin paketini bekliyorum diye yapistirayim. Ev arkadasim Almanya’ya gittiginden ve de 1 hafta buralarda olmayacagindan kargoyu karsilar misin diye bana sordu… ben de “hee, of course yahu” dedim. Yalniz bi soz vermeden once bi programima baksaymisim, bi bolumden gelen postalari okusaymisim iyi olurmus. Bugun 3 tane seminer varmis. Burda seminere girme zorunlulugu yok ama hocalar gozunde iyi gozukmek icin onemli tabii… Ilki 12:00 – 13:00 arasiydi, kacti. Ikincisi 14:00 – 15:00 arasi kismette o da yok gibi… Ucuncusu de hemen arkasindan 15:00 – 16:00 arasi… Valla bu postaci/kargocu neyse iste hep 11:00’den once gelirdi, ne oldu anlamadim. Aslinda isime de geldi dogrusu, haa evde yatislardayim haa seminerde!!!

Sabah uyandigimda su sarki kafamdaydi, simdi evde hazir kimse yok… bagira bagira soyluyorum. Cok komik nan… 😀

Anlayacaginiz postaci yolu beklemek zor kardesim, cook zor! Hos siz simdi “sen gelmez oldun” sarkisini bekleyeceksiniz ama deeegggiiiiilllll…. Burdan buyrun!

(Linki goremeyenler icin: http://www.youtube.com/watch?v=375ENQbru8s )

hatta

Haydin hep beraber soyluyoz:
Daring duck of mystery,
Champion of right,
Swoops out of the shadows,
Darkwing owns the night.
Somewhere some villain schemes,
But his number’s up.

(3-2-1) Darkwing Duck (When there’s trouble you call DW)
Darkwing Duck (Let’s get dangerous)
Darkwing Duck (Darkwing, Darkwing Duck!)

Cloud of smoke and he appears,
Master of surprise.
Who’s that cunning mind behind
That shadowy disguise?
Nobody knows for sure,
But bad guys are out of luck.

‘Cause here comes (Darkwing Duck)
Look out! (When there’s trouble you call DW)
Darkwing Duck (Let’s get dangerous)
Darkwing Duck (Better watch out, you bad boys)
Darkwing Duck!

Psycho Killer!

Friday, November 19th, 2010

Birkac gundur boyle abuk-subuk uyuma sorunlariyla ugrastiktan sonra dun aksam 00:30 civari yatip uyku duzenimi iyilestirmeye karar verdim. Lakin saat 02:00 civari, fosur fosur uyurken, bir tarafim mi acik kaldi nedir uyandim ve kendimi bir seyi sorgularken buldum. Izninizle aciklayayim sorguladigim seyi abilerim ve ablalarim!!!

Simdi aranizda denk gelip de Mersin’deki Cennet-Cehennem’i gorenler olmustur! Icinizde en azindan birinin gordugune eminim. Kisaca anlatayim, Cennet-Cehennem Mersin’in Silifke ilcesi sinirlarinda… Cehennem bildigin kooocaaaman bi cukur. Yanlis hatirlamiyorsam, cehenneme inmek icin merdiven yok, cukurun duvarlari ic-bukey oldugundan sadece iple falan iniliyor… Vakt-i zamaninda cuzzamlilari, veba, vs. gibi salgin hastaliga yakalananlari bu cukura indirip, olume terk ediyorlarmis. Bayagi derin bir cukurdu… (ya da ben cok kucukken gormustum, benim gozumde buyumus olabilir.)

Cennet ise Cehennemin biraz ilerisinde 450 kusur basamagi (hee… internetten kopya cektim, ben 1000 basamak diye sallayacaktim) indikten sonra ulasilan bir magara… Saniyorum teyzemler vardi yanimizda, bir de tamirat mi vardi nedir?!? Biz cennete gidememistik! Cehennem’e de tepeden baktik zati… (bir nevi arafta kalma durumu… eheheuhe) Hayal meyal hatirladigim, birisi magaranin girisinde limon agaci mi ne varmis demisti, hurma da olabilir. Terden sicaktan oluyormussun inerken ama magaranin icin acayip sogukmus. Bir de su akintisi varmis derinde… ben nedense bu su yolunu Kleopatra ile Sezar bulusmak icin kullaniyormus diye anlatilan bir efsane var diye hatirliyorum. Internette bulamadim boyle birsey, ben salladim sayin!

Bir de bu Cin’deki, Nepal’deki budist, vs. tapinaklari aklima geldi. Hani filmlerde goruruz ya yuzlerce basamaklari tirmandiktan sonra ulasilan tapinaklardan bahsediyorum(bknz. Shaolin Temple, Kill Bill’den hatirlarsiniz belki?!?) . Tapinaga girdikten sonra meditasyonla falan nirvanaya/cennete/gercege/tanriya ulasilir.

Simdi bu ikisini karsilastiracak olursak, Turkiye’deki surumde… cennete/tanriya/gercege ulasmak kolay, oradan geri donmek zordur. Nepal/Cin surumunde ise tam tersi ulasmak zor, ulastiktan sonra cikmak daha kolaydir. Ne de olsa merdiven inmek, cikmaktan her zaman icin daha kolaydir. Bir tutarlilik beklerdim yaa… ne bileyim biz de Agri’nin tepesine kondursaymisiz Cenneti?!?

1-2 saat bunu dusundum gece gece… sonra dedim ki bence tanriya/cennete/gercege/artik ne ariyorsaniz ona ulasma olayi aslinda cok cok basit bir yontemi olan birsey olmali. O kadar basit ki hic kimsenin aklina gelmiyor iste!!! Soyle dusunun bize dort islemi ogretirler once… sonra integral/fonksiyon/vs. ogreniriz. Sonra onumuze bir soru koyarlar, biz ilk, en zor yontemlerle cozmeye calisiriz. En basit cozum en son aklimiza gelir. Boyle bir durum soz konusu olmali bu arayis konusunda da…

Evet yaa… gece gece erdim abilerim ablalarim. Demislerdi zati bu doktora ogrencisi olma durumu “part-time psycho, part-time philosopher” diye…

Ehh buraya basligimaz uygun Rock Band oyununda bagira bagira (daha dogrusu cirlaya cirlaya) soylemesi zevkli sarkimizi da koyalim:

Bohcaci geldi haaaniiimmm!!!

Thursday, November 11th, 2010

-PART I-

Farkindasinizdir ki yasimiz basimiz bayagiiii bir ilerledi. Biz her ne kadar israrla farkinda olmamaya calissak da etrafimizdaki butun insanlar – anne, baba, kardes ve dostlar- gozumuze gozumuze sokmaya calisiyorlar. En son cok cok cok sevdigim bir dostumla annesi Londra’da birkac gunluk misafirim oldu. Arkadasim yeni nisanlanmis, yani evlilik arifesindeydi. Londra’nin unlu yaz indirimini ucundan yakalamayi basaran anne-kiz ufaktan da olsa ceyiz alisverisini burada yapti. Tabii bu sure icinde ben de “darisi basima”lardan nasibimi aldim. Bahsettigim dostum ve annesini canimdan ote cok sevdigim ve saydigim icin, hep iyi niyetlerle dillendirilen bu dilekleri usul usul kabul ettim. Tabii akli bir karis havada gezen bir doktora ogrencisi olmanin en kotu yani, arada kime ne soylenir-ne soylenmez kararlarini yanlis almaniz oluyor. Ben de misafirlerimi yolcu ettikten sonra anne ile yapilan bir Skype gorusmesi sirasinda soylenmemesi gereken bilgiyi cat diye soyleyiverdim.

D.: “Anneeee… bidi bidi’yi hatirliyorsun di mi?!? Hani Istanbul’a gidince kaliyorum, bolumden arkadasim. Annesiyle bende misafirdi hanii… Hah, onlar burdan ceyiz alisverisi yapti yaaa…”

Iste o anda annenin gozlerinden bi parildama gecer ve ben de faka bastigimi anlarim,

D. icses: Ooo oooo…

Anne avantaji yakalamistir, bastirir…

N.: Kizim ben sana diyorum hep. Boyle ucuzluk olunca, al birseyler, kenara koy! Oradan boyle ilginc-kullanisli mutfak esyasi, elektrikli alet falan bulursan al ceyizlik. Doktora bitimine ne kaldi surdaa… Topla birseyler!Bak madem biliyorsun kiyafetlerdeki indirim tarihlerini, ona gore hesabini yap, evlenince giyeceklerini de al….bla bla…

Nitekim benim arada “Tamam annee… Olur anneee” seklinde boldugum uzun bi konusma oldu. Anneden uyari gelmisti, ehh bana da bu uyariya uymaktan baska bir yol yoktu!

-PART II-

Bircok sarkida (bknz. Guns&Roses – November Rain) ve de bircok filmde (bknz. Keanu Reeves & Charlize Theron ‘lu Sweet November) gectigi uzere kasimda ask baskadir. Ozellikle kasim ayina girmemizle birlikte bende depresen ask da bir baska oluyor. Ustelik tuuum kasim ve aralik ayi boyunca da kontrol altinda tutulmami gerektiriyor. Bu donemde iligimi kuruturcasina alisveris yapma istegim tavan yapiyor. Ehh bir de bu istegimi iyice gaza getiren anne-baba-abla-eniste-dostlar kafilesine sahip olunca, sormayin yasadigim ikilemi… Lakin annenin sagladigi “ceyiz alisverisi ceki”yle bu al-alma ikilemi biraz daha az yasandi.

Saniyorum annemin aklindaki “ceyiz”, bunlari icermiyordu ama hepsini tek tek izah edebilirim ve izninizle izah edecegim…

Sol bastan bakacak olursak…

Hayatimin buyuk cogunlugu – ki arada uyuma zamanimi da kapsiyor – medar-i iftihar’im Vaio’mun basucunda geciyor. Insanin laptobunu bulutlara sarip sarmalayasi gelir mi?!? Benim geliyor valla… Hafifligiyle, hizi ve caliskanligiyla canim o benim… Pek memnunum kendisinden. Tamam arada MacPro’lara gozum kayiyor ama tamemen Vaio’mun ustune kuma olsun diye… Yoksaaa Vaio’mun eline su bile dokemezler!Hih! Valla bakin, seviyorum laptobumu… Japonlar yapmis abi!!!

Wacom ise once eglence olsun diye aldigim sonrasinda da kullanmaktan hiiiccc sikilmadigim ekstram. Arada sizin de klavyedir, mousedur… kullanmaktan bunaliyorsaniz tavsiye ederim. Hem gecen aya kadar cizim denemeleri de yapiyordum. Madem laptobun basindan kalkamiyorum bari o zamani degerlendireyim dedim. Hani yurda dondugumde issiz kalirsam G5 mimaride ise baslarim belkim diye tabletle cizim ve photoshop deneme artistlikleri pesindeyim. :)

Hah… gelelim ceyizimin iki onemli parcasinaaaa… Karsinizdaaaa… olasi mutfagimin televizyonu ve de salonun ( ya da oyun kosemiz neresi olacaksa oranin) en en onemli parcasi PS3! Bakin ortada ne mutfak ne salon ne oturma kosesi vs. var, farkindayim ama bi PS3 olduktan sonra o bos salon cennet olur cennet!!! Hem mutfak TVsi ile annemin dedigi mutfak esyasi kismina da bir yerden giris yapmis olmuyor muyum?!? Haa haa haa… 😀

Ayy bu ikisini aciklamama gerek var mi?!? Burda copcuden-bankaciya herkesin elinde bir apple urunu var. Ustelik iPhone 4 bayagi bayagi en iyi iPhone’lardan biri… Her gun yeni birseyini kesfediyorum. (Hos hala anlamadim ne kadar cabuk bitiyo bunun pili, bi ayari bi biseyi  olmali ama nedir ki?!? Bilen varsa yonlendirsin…) Ustelik Twitter’dan takip edebildiginiz uzere abidik-gubidik fotograflar cekip egleniyorum. En az bi 3-5 sene pek iyi anlasacagiz gibi bu iPhone’la… Ustelik annemiz telefon ediiinn… telefonunuza bakiiiin demiyor mu hep?!? Ahha iste, laf olsun diye bakar insan bu iPhone4’a… O yuzden onu da ceyiz hanesine yazin siz yazin… :) iPhone aldik diye emektarimi koseye attim sanmayin. Az hirpalanmadi canim benim… Konserlerin vazgecilmez cihazi valla… Video’lari da fotolari da pek basarili N95imin… Ona sevgimde de azalma yok!

Dikkatli gozlerden kacmamistir, ilk fotografta 3. bir telefon var. Babamin telefonu aslen… Ben gecen Turkiye’ye gidisimde telefonumu Londra’da unutunca babamin eski telefonuna el koydum. N73 kendileri… Valla ben teknolojik cihazlarin alingan olduguna inaniyorum. Bu yuzden toplu fotografa -hem bana da verdigi emeklerden dolayi- girmesini istedim. :)

Gelelim fotograf kosemizeee… Ne alaka ceyizle fotograf makinesi demeyin… Evlendik, balayina gidecez, gezicez gorucez, bayram ziyareti, buyuklerin elini opme merasimi falan filan… nasil belgeleyecez… Eveeettt… o yuzden bi fotograf makinesi her eve lazim! 😀 Benim, ablam ve enistebeyamcamin elinden asirdigim, acimasizca kullandigim, yol arkadasim, telefonu unuturum kendisini unutmam dedigim cantamin degismez parcasiii Ixus 75! (Tamam, laf etmeyin hediye aldik sonrasinda abla-ile-enistebeyamcaya da cok basarili bir makine!) Ufak-mufak demeden her bi seyi pek guzel cekiyor kendisi… Bu yukaridaki fotograflarin basarisizligi makineye ait degil, salak oda lambasindan kaynakli… 2 gune gidici de kendisi!!!

Fotografin solunda gorunen ise Canon Photo printer… Ben makineyi asirdim ama ablamla enistebeyamcam sagolsun, son dogumgunumde bu super-duper hediyeyi yollamisti. Ayy duvarlarimin fotosunu cekip gonderecektim ben sizeee… Glupp.. eee tamam yaa vurmayin, super baski yapan bu makinenin urunleri icin de ayrica yazicam… yaa vurmayin tamam… doktora ogrencisiyim zati ezigim!!!! :) Her kullanimdan sonra bi sarip, paketleyip kaldiriyorum ki gozleriniz yasarir… Toz cok fena bisey coook… 😀

Vee veee… yeni goz agrim, Vaio’m gibi bulutlara sarip, kendimden bile sakindigim Canon 7D’m. Canimmm yaaa  Nasil guzel nasil guzel… ve de agir :) Hani resim derslerine hep meyve-sepeti cizerek baslatirlar yaa… Hah, Canon’um 7D’m geldi… En az 2 saat masadaki portakal cekimi yaptim. Portakal simdi kendini birsey saniyor… Lakin aramizda da bir bag olustu sanirim, yiyemiyorum kendisini!!! Boyle curuyup gidecek korkarim 😀

Gene Twitter’dan takip edebildiginiz uzere kavusmamizin pek zorlugu oldugu parca da Canon 7D’me ait olan Canon EF 24-105mm’lik zoom lensti. Ayy tahmin edemezsiniz nerelere gittim, nasil kayboldum. Londra’nin ingilizce konusmayan bolgelerinde postaneleri kaziya kaziya buldum. Hee bana yardimci olanda ermis dede kivamindaki Elektrikci bir Turk Amcaydi. Koskoca Leytonstone bolgesinde postaneyi dogru duzgun bilen tek insancagizdi. 3 saat boyunca bir yukari bi asagi dolastirip durdurlar beni… Bi de ne sanssa oyle islandim ki sicana dondum. Eeee bosuna dememisler akilsiz basin cezasini ayaklar ceker diye… Hala anlayabilmis degilim, Canon 7D’nin dogru adrese gelip de lensin eski ev adresine gitmesi nasil oldu!?!? Ayy bi de eski evsahibim ve kardesiyle bi pazar kahvaltisi olayim var… Onu sonraya saklayayim artik.

– PART III –

Goruldugu uzere “ceyiz”imi elcagizlarimla ozene bozene hazirliyorum. Yalniz dusunuyorum da insan bu “ceyiz”le evde kaldim diye uzulmez bile…. Ammmmaaannn hepsi bana kaldi der. :) Ayy cok mu bencilce almisim yoksa… Cidden hepsi, hep bana hep bana olmus 😀 Zaten “ceyiz” bahane, bu ganimetler sahane!!! Annem de yutmamisti zati bu olayi!!! Heheheh 😀

P.S. Yazida abartma sanati kullanilmistir, yani annemle aramizda boooyyle abarti bir konusma gecmemistir. Hakkini yemiyeyim simdi. Hem normal bi konusmamizda beni 10 kez dereye goturur, 10unda da dereden susuz getirir kendisi… 😀 Ceyiz konusunda ufaktan bir laf sokma olmustur tabii… Eee annedir ne dese yeridir! Hehehhe 😀

Ipekkizim sana diyorum… Digerleri, siz de anlayin! :)

Sunday, October 10th, 2010

“You’re never really done for as long as you’ve got a good story and someone to tell it to!”

Gecenin bir vaktinde… daha dogrusu cumartesi gecesinin bir vaktinde nerden geldi bu ilham diyebilirsiniz. Lakin izlemeyi su dakika itibariyle bitirdim ve ozumseme surecimi sizinle paylasayim hemen dedim. Yakin zamanda izledigim en guzel filmlerden biri… oyunculuk harika, muzik harika, mekan harika… Ozetle hersey ama hersey harika…

“La Leggenda del Pianista sull’Oceano”… Ingilizce deyisle “The Legend of 1900″… 1998 yapimi bir film, daha dogrusu festival filmi. Ozellikle Ipekcim senin cok hosuna gidecegini dusunuyorum. Ne de olsa filmin ana karakteriyle ortak bi sevgiliniz var. Umarim yakin bir zamanda izleyebilirsiniz… Begeneceksiniz eminim!

“It wasn’t what I saw that stopped me… it was what I didn’t see.”

Filmin surprizini kacirmayacak, ama eglenceli bir kismindan da ornek vereyim hemen… Sonra da kendimin sinirsiz olacagi kucuk-sinirli dunyama geri doneyim! :)

(Izleyemeyenler icin youtube adresi: http://www.youtube.com/watch?v=8dt3we8E7pQ )

Baslik bulamadim idare edin ;)

Monday, October 4th, 2010

Gecen gun oku oku basimin agridigi bir anda soyle pencereden disarisini seyrediyordum. Ve evet, her zamanki gibi yagmur yagiyordu. Bu sefer karanlikta gokyuzunun fotografini da cekmenin bir anlami olmayacakti. O sirada otoparka takildi gozlerim. Eldeki imkanlarla su anin 2 fotografini cekip, kurcalayabildigim kadariyla azicik uzerlerinde oynadim. Bakalim nasil bulcaksiniz.

100. yaziya ozel Big Bang!

Sunday, August 22nd, 2010

Yayinlanan yazilar arasinda bu 100. yazimizmis… Pazar gunune su videoyu izleyerek basladim, sizinle de paylasayim dedim. Korkunc bir yaraticilik…

BIG BANG BIG BOOM – the new wall-painted animation by BLU from blu on Vimeo.

Miss you soo much, Sun!!! :'(

Saturday, August 14th, 2010

Bu nasil bir yaz anlayisidir arkadasim… Siz orada “Yandim… Off cok sicak!” derken ben azicik gunes istiyorum yaa… Yazin Londra cekilmiyormus!!! Normalde cok sevdigim bir sehir olmasina ragmen, su yaz nefret ettim kendisinden… Yagmuru cok severim ama yazin degil… yoo yoo… yaz dedigin bol gunesli, bol “off yandim Allah”li, bol karpuzlu, bol mangalli gecer!!! Sikayetciyim cok fena… coook fena!!!