Archive for the ‘Carsamba Yazilari’ Category

At Kadehi Elinden, Bin Parçaya Bölünsün

Wednesday, July 22nd, 2009

Evin yikimina basladik millet, duyduk duymadik demeyin. Mutfak dolaplari sokuldu, girişteki vestiyer parcalara ayrildi. Ev, giristen bakinca biraz daha bos gibi. Ama iclere dogru gidince… her yer koli koli, irili ufakli… Ben bu kadar cok esyamiz oldugunu, daha da otesi bu kadar esyayi bir sekilde bir yerlere tikistirmayi basarmisiz. Nasil mi? Soyle bir ornek vereyim. Bir gece oturdum, Denizcim yataginin civarina yigdigim esyalari, komidinini ve yatak alti cekmecelerini bosalttim. Ertesi gun Maliler geldiler ve yatagin gitti :) Bazayi soktuk oyle cikardik odadan. Yatagi kaldirinca bir de ne gorelim, altindan plastik cam agacimiz cikti. Cekmece idi sagi soluydu derken altina bakmak hic aklima gelmemis. Muzaffer “atalim, sonra olmadi yenisini aliriz.” dedi ama ben evlendikten sonra yilbasi partisi verecegim daha di mi? Ihtiyacimiz olacak kesin, diye duzgunce kutusunda topladim, tamamini bantladim. Yarin da apartmanin altina, apartman sorumlumuz Adem Bey’in bana gosterdigi yere indirecegim… sanirim.

Baslamak bitirmenin yarisidir derler, simdi nedenini daha iyi anliyorum. Evin islerini bitirmeye artik daha bir yogunlasmamiz lazim, ne de olsa koltuksuz olur da mutfaksiz ev olmaz di mi? Bu arada 1 haftadir mutfaksizim. Zaten pek kullanmiyordum kabul ama lavabomu ve onun üstünde duran, icinde bardaklarimin oldugu dolabi coook ozledim.

Boyle gecti bir hafta…

Wednesday, July 8th, 2009

Tekrar merhaba…

Bu aralar hayatim coook siradan. Calisiyorum, eve geliyorum biraz ev isi yapiyorum ve uyuyorum. Gerci sakin zamanlar bunlar, haftaya bir de evin yikimi kirimi baslayacak. O zaman gorun beni.

Evet… pek bir sey yapmadik. Bir kac hafta oldu galiba, Izmir’e gittik ve gelinligime karar verdik. Pek oyle dusundugum gibi gitmedi aslinda. Deniz’e de anlattigim gibi, herkes pek siradan bir olaymis gibi karsiladilar benim gelinlik denememi. Muzaffer diyor ki annemin yaninda cok caktiramamis ama heyecanlanmis. Gorecegiz, ne de olsa sirada damatlik alisverisi var. :)

Gelinlik

*Resim Pronovias Gelinlik Internet Sitesinden alinmistir.

Evin mutfak cizimleri tamamlandi, kesinlesti. Dolaplarin yapimi yakinda baslayacak. Haftaya sokume geliyorlar ki ben tesisat ve yerle ugrasabileyim. Kirim baslamadan esyalari, ozellikle kisliklari temizleyip kaldirmaya calisiyorum. Su havasi alinan torbalardan birakmis annem evde. Doldurup doldurup havasini alip doaba diziyorum. Haaa.. bu arada… Denizcim senin giysi dolabini benim odaya tasittim. Sandigimin aksine bayaa ferah oldu. Bazi esyalar gidici… onlari da bana temizlige gelen Yildiz Hanim var, o alacakmis.

Bunlarin disinda… hafta sonu Oke ve Ezgi ile gorustuk. Mali’yi de kaptik onlara gittik daha dogrusu. Hepsinin selami var size. Bir parca kulaklarinizi cinlattik. Calgan’da bir aksam yemegi yedik, hafif ve guzel bir yemekti. Ankara’da bu hafta hava cok bogucu idi, basik ve yagmurlu. Calgan’daki kacamak biraz da bu yuzden epey ferahlatici geldi. Sonra Okeler’de Pictionary oynadik. Ezgi ile ben bir ekiptik, Ezgi ile omuz omuza verip de oyun kaybedilmez canim. Zehir gibi valla. Bilirsiniz bu oyunu, Tabu’daki gibi bir kelime cekiyorsunuz ve cizerek anlatiyorsunuz. Oke sonuna dogru ” yok kardesim, ben bu dunyada yasamiyorum” diye isyan etti :)

Sinemaya gittik, Transformers’a… 2.si cabuk mu geldi bu filmin, hic hazir degilmisim. Filme saka gibi belki ama sirf MeganFox’u gormeye gittim. Sanirim cogunlugun hedefinin bu olacagini onlar da dusunmusler ki film boyunca kizcagizin cani cikti oradan oraya kosmaktan. Neyse… ben eglenceyi Buz Devri 3’e sakliyorum. :)

Cakil… Ucan Kedi…

Wednesday, July 1st, 2009

Merhabalar,

Gecenlerde laf arasinda gectiydi, bugun yazayim istedim. Efendim, evdeki esya degisimleri, kirip dokmeler bu ay baslayacagi icin maalesef Cakil Hanim’la yollarimizi ayirdik. Gectigimiz persembe gunu bizimle birlikte Izmir’e uctu kendileri. Bu aralar yazliga yerlesmis, yeni evin ve yeni iklimin stresini uzerinden atmaya calisiyor.

Biliyorum inanmayacaksiniz bana ama cok alismistim ben Cakil’la ayni evde yasamaya. Daha zaman var diye de ayriligin pek ustunde durmuyordum hani. Simdi cok oluyorum onu. Gerci son zamanlarda gec saatlere kadar calismamdan Cakil rahatsiz olmaya baslamisti. Ne de olsa butun gun evde tek basina kaliyordu ve eve geldigimde onunla oynayacak halim kalmamis oluyordu. Annemin son bir haftayi bizde gecirmesi onun hayatindaki olumlu degisikliklerden biriydi. Neyse efendim. Gecen hafta basi oturduk konustuk annemle. Ev isi ne olacak, gelinlik isi ne olacak derken bir de farkettik ki, Cakil’i Izmir’e gotureceksek sayet bunun icin en uygun zaman bu gidisimiz olacakti. Cunku… 1. esyamiz azdi, 2. Muzaffer, annem, ben.. yani 3 kisi gidiyorduk, 3. Temmuz’un ilk 10 gunu icinde eve gelecek ustalar vardi. Sasirdim kaldim… yani ayrilma vakti oylece… pat diye gelmisti.

Hazirliklari da cetrefilli idi. Once Pegasus Havayollari’ni aradim ve Cakil’a bilet ayarladim. Kedi ve kopekler, bizlerle birlikte kabinde ucuyormus. Bir ucaga sadece 2 evcil hayvan kabul ediyorlarmis. Bu yuzden once bildirim gerekli. Bagajdan bagimsiz olarak ucretini de aliyorlar. Yani istersen tek cantan olmasin, kedi icin ekstra bagaj ucreti oduyorsun. Bunun disinda asilarinin tam olmasi, karnesi ve kimliginin olmasi, belli ebatlarda (fiks ebatlarda) tasima kutusunda getirilmesi gerekiyormus. Bu olculerden beni soke edeni ise kutunun yuksekliginin 20cm olmasi… 20cm… Kediyi kutunun dibine yapistirsan 20cm’den daha yuksek tutar!! Benim tasima kutum en kücük boyu ve olctum 30-35cm arasi geliyor. Bavullara yaptiklari gibi kediyi de kutusu ile tartiyorlar, 5kg’dan fazla gelmemesi gerekiyormus.

Gider gitmez tartismalari, evde pratik kutu yapma calismalari… hazirliklar suruyordu. En sonunda tasima kutusu ile goturmeye karar verdik. Eger havaalaninda sorun cikarsa kutunun ust kismini cikarip yerine yapistiracagimiz karton kapagi, koli bandini, ve ipleri de yaninda hazir ettik. Peki kediyi boyle yolculuk etmeye nasil ikna edecektik? Uyutarak… Veterinerden ilac adini aldim, bir damla imis, gittim eczaneden edindim. 4kg kediye (Cakil o kadar) 10-12 damla verilecek.

Ucus gunu – ki ucagimiz saat 23:10da idi – Cakil’a ucustan 3 saat once 5 damla ilacindan icirdik. Tabii ki de sevmedi. 20 dakika sonra birkac damla daha icirdik. Yok, pek uyuyacaga benzemiyor. Ama biraz afalladi, sarhos gibi salinmaya efelenmeye basladi. Sonunda pes etti ve bir kosede devrildi. Uyanik ama popoyu yerden kaldiramiyor. Kutusuna yerlestirdik, once taksi ardindan havaalanina giden belediye otobusu… Ilk 15 dakika sorunsuzdu, sonra azar azar miyavlamaya basladi. Bir ara bacagima soyle yumusak bir sey degdi… aaa… ne goreyim… bizimki acmis kutunun kapagini firar ediyor caktirmadan. Allah’tan poposunu hala istedigi tarafa goturemiyor ki cok uzaklasamadan ayagimin yanina dusuvermis. Yakaladim kediyi geri kutusuna, kutuyu da tekrar kacamasin diye kucagima aldim… o da ne… keskiiin bir koku… yoksa yoksa… yok canim. Gerci koku kutudan gelmiyor sanki. Derken Muzaffer yakaladi. Ben Cakil Hanim’la bogusurken otobus duraktan bazi yolcular almis. Biri de girer girmez ayakkabisini temizlemis ve pisligini otobusun ortasina birakmis. Ama butun yol boyu otobusteki herkes bize bakti durdu. Kisaca yolcuyu bilmem ama sayesinde biz b..a fena bastik. J

Havaalanindaki islemler sandigimdan nispeten daha kolay oldu. Giristeki kontrol noktalarindan Cakil’i kucagimiza alarak gectik. Biletini kestirdik. Sakinlesmesi icin mirnav mirnav ninni soyledik. Ucakta da yanimizda idi, gayet uslu idi. Ama tahmin edersiniz ki 3 saati uykulu olarak kafeste gecirince kapali kalmaktan bunaldi. Yolun sonuna dogru ilacin etkisi de gecti. Yani Cakil Hanim icin biraz sancili bir inis oldu. Sanirim basinc farki biraz rahatsiz etti, cunku yoldan sonra epey bir sure kulaklarini kasitti.

Simdi yazliga yerlesti, evi tanimaya calisiyor. Oradan oraya derken artik akli iyice karisti, kapidan bacadan uzak duruyor. Ama gizli gizli evdeki her yere burnunu sokuyor. Ve hala Deniz’in yataginda uyuyor.

AILELER… ILISKILER…

Wednesday, June 24th, 2009

Gecen hafta yazamadim… once bunun icin ozur dileyeyim. Gectigimiz hafta isleri ve evi toparlama ile gecti. Nedeni de haftasonu icin evde misafirlerim olacakti. Annem, babam ve Iskenderun’dan arkadaslari olan Sener Amca ve Ipek Teyze, haftasonu icin bana geldiler. Annem babam cuma gecesi geldiler, firsatan istifade deyip “Anadolu Sofrasi”na gittik. Babam da annem de mekani begendiler :) Sizi de ilk firsatta goturecegim yerlerden biri orasi olacak. Sener Amcalar ise ertesi gunun sabahi geldiler. Ayni gun ogleden sonra ITU Metalurji Muhendisligi 70 senesi mezunlarinin toplantisi vardi. Gecen sefer annem anlata anlata bitiremedigi icin bu sene ben de gitmeye karar verdim. Atilim Universitesi havuz basinda mangal partisi tadinda bir toplanti oldu. Herkes kucuk de olsa bir anisini anlatti topluluga. Inanir misiniz, beni bile konusturdular.

Sener Amca ve esi tahminimizi bozdular ve hemen o aksam donus yolculuguna ciktilar. Biz de ailecek bir pazar gunu gecirdik. Peki ne yaptik… dolap duzenledik, esya paketledik ve bazi mobilyalarin yerini degistirdik. Yorulunca da disari ciktik ve… ceyizlik esya baktik. Evet evet, yemek takimi, tencere tava, bir iki koltuk, azicik perde renkleri… Sanirim kiz evlendirmeye calisinca boyle oluyor. Sonra da gectik acik havada bir aksam yemegi yiyelim dedik… yagmur baslamasin mi? O sirada mustakbel kayinpederim telefon etti, caya davet etti bizleri, kalktik gittik. Muzaffer haftasonu is icin Istanbul’a gitmisti. Ha simdi ha birazdan gelir diye bekleye bekleye… biraz gec kalktik yani Muzafferler’den.

Pazartesi sabahi babami yolcu ettik… ve ondan beridir son surat calisiyorum. Aksamlari annemle film falan seyrediyoruz, hazirliklarla ilgili yapilacak isler ustune konusuyoruz. Toparlaniyoruz… cunku yarin Izmir’e gececegiz, annem, Muzaffer ve ben. Artik zamani geldi, gelinlik bakmaya gidiyoruz. Evet kararimi verdim, gelinligi Izmir’de diktirecegim. Son dakikalara kadar ofiste yorulup da surat bir karis provalara gitmek yerine, bir gun oncesinden Izmir’e gidip biraz isten uzaklasip provalara oyle girmek istiyorum. Eh.. az bucuk modele de karar verdim. Once bir terzi ile goruseyim, onun da resmini buraya ekleyecegim.

Davetiyelere de karar verdik gibi, yakinda bir yer bulup bastiracagiz. Ama biliyorsunuz tarihler belli, 26 Eylul Izmir ve 3 Ekim Konya… planinizi programinizi simdiden ayarlayin. :)

Bir yaban mersini hikayesi

Wednesday, June 10th, 2009

Efendim biliyorsunuz, hersey bir kis gunu, Londra’da sokak sokak dolasmaktan ayaklarimiza kara sular inmisken, “Pret A Manger”a girmemizle basladi. “Double Berry Muffin” ile tanistik, karsilikli olarak birbirimizi yedik bitirdik diyebiliriz. Cunku siz boyle muffinleri anlatirken benim burada icimi bir seyler kemiriyor. Sonuc olarak baktim ki dukkanlarda yok bu leziz varlik, dedim kendim yapacagim. Internet kazan ben kepce muffin tarifi ararken, aslinda ilk bakmam gereken, fakat tabii ki son baktigim yer olan “Pret A Manger” sitesinde buldum kendimi. Bunu da biliyorsunuz. Ve iste bu noktada ikinci soku yedim. “Berry” dedigimiz sey bogurtlen degil yaban mersini imis. Peki kimmis bu yaban mersini? Nerede bulunurmus? Adi gibi Mersin’den mi gelmis? Ustunde durmadim… isim gucum var benim.

Lakin gecen hafta annem geldi. Beraber Ankara’daki yengemlere gittik, gecen carsamba gunuydu. Havadan sudan baslayan konusma sonunda carsiya pazara geldi. Benim de aklima tekrar yaban mersini geldi. Cunku dukkan dukkan meyveyi soran ben, pazara gidecek vakti bulamamistim. Annem ve yengem bana biraz bos bir bakis attilar ki anladim, yaban mersinini onlar da tanimiyordu. Simdi beni dusunun… muffin icinde patlamis, dagilmis bir meyveyi sadece internetten gordugum resimlerden taniyorum. Ve bu resimler nedense siteden siteye fark gosteriyor. (bkz. Google) Neyse… cabaladim anlatmaya. Ama bakislarda hala ayni saskinlik vardi. “Neyse…” dedi annem, “pazara bakalim. Ankara’yi bilmem ama bizim Izmir’de degisik seyler getiriyorlar pazara. Mesela gecen hafta kuru uzum gibi bir sey vardi. Kilosu 38TL idi. Millete bir degisik geldi, her gelen tadina bakti. 38TL kilosu, adamcagiz zarar etti herhalde.”

Ertesi gun, yani persembe, bizim 100.Yil pazarinin kuruldugu gun. Annem “bos bos oturmayayim evde” demis, kalkmis pazara gitmis. Saat 10-10:30 gibi bir telefon geldi bana. Annem “Günseli, o yaban mersini nasil bir seydi? Kara kuru bir sey mi?” “O kurutulmus olani olabilir anne” (kurusu da varmis yaban mersininin) “ama bana tazesi lazim, tarif oyle”. Arkadan pazarcinin sesi geliyor, “abla yaban mersini dedigin bu, yeni mahsulun kurusu bu.” Annem “tamam tamam, sana biraz ornek getireyim kizim. Bu ise sayet, haftaya gelir kendin alirsin.”

Aksami annem geldi oturdu yanima. “Goster bakalim neye benziyormus su yaban mersini.” Tabii tekrar Google acildi, arama yapildi. “Himm… bizim pazarda gorup de kuru uzum dedigim bu yaban mersiniymis” dedi annem. Burada biraz daha ucuzmus, 35TL mi ne idi fiyati. Ama dedim ya, bana tazesi lazim. Annem “mevsimi gecmistir belki, bak kurutmuslar yeni mahsulu” diye ekledi. Sonra tekrar resme bakti, bir de dondu bana bakti. “Nerede yetisiyor bu? Baban bir kara yemistir anlatir durur hep. Rize’de yetisiyor cikarsa hic sasirmayacagim.” Arastirdik ki ne gorelim. Efendim, yaban mersini, guzide Karadeniz Bolgemizin dogu illerinde, yuksek fundalik ve ormanlik alanlarda yabani olarak yetismekteymis. Actim telefonu babama sordum. Yaban mersinini bu zamana kadar sordugum onca insan arasinda, saticilar bu gruba dahil degil, sadece babam tanidi meyveyi. Kara yemis o degilmis. Yaban mersini de varmis Rize’de, ama o farkli bir bitki imis. Ben hala kara yemisin, yaban mersininin turlerinden biri oldugunu saniyorum.

Durmadim, arastirmaya devam ediyorum. Epey sifali bir meyveymis, Pazar payi sektorel bazda cok (pastaneler, baharatcilar, vb.) ama anladigim perakende pek bulunmuyor. Cunku ulkemizde pek yetistirilmiyor. Ihtiyacin cogu ithal ediliyormus. 19 Mayis Universitesi yetistirilmesini yayginlastirmak icin projeler yapiyormus, Rize ve Trabzon topragi ile bu meyve icin bicilmis kaftanmis. Ben konuyu babama actim, onay aldim. Bana memleketten 3-4 donum bir yer ayarlayacak, pilot bolge olarak. 19 Mayis Universitesi ile bu aralar gorusecegim, en uygun zamanda dikime basliyorum.

Hayir saka yapmiyorum. Gayet ciddiyim.

Gunseli’nin Penceresinden Bu Hafta…

Wednesday, June 3rd, 2009

Merhabalar,

Ilk carsambami Turkiye saatiyle dakikalarla kacirmis bulunmaktayim. Ama akraba gezmesinden yeni donduk ne yapayim. Affiniza siginarak son bir kac gunun haberlerini iletmeye basliyorum.

Hafta ici epey yogun oluyoruz Muzaffer’le. Allah bozmasin ve hayirlisini arttirsin, kosturuyoruz iste. Besevler’de bir doner lokantasinin ic mekan islerini yapiyoruz, bununla daha cok Muzaffer ilgileniyor. Ben daha cok masa basindayim, bir villa dekorasyonu bir de kendi evimin arastirmalari ile bogusuyorum. Diger yazilardan gordugunuz gibi yavas ilerliyor. Haftasonlari biraz rutinimizin disina cikiyoruz. Mesela bu cumartesi Muzaffer’lerde mac seyrettik. Ligin son hafta maclarini… Besiktas ligi birinci bitirerek bu sene hem Turkiye Kupasi’ni hem Lig Kupasini eve goturmus oldu. Ama Muzaffer’lerde bu sevinci biraz buruk yasadik, cunku Konyaspor kume dustu. Sevgili mustakbel kayinpederim cok ama coook uzuldu duruma.

Pazar gunu biraz evimizle ilgili calistik, biraz dinlendik. Hava cok guzeldi, Kafes’teki keyfimizi biraz uzattik. Ama oranin yesilligi yetmedi bize… Cayyolu’na uzandik. Okeler’e de haber verdik ve Nissh’e gittik. Cayyolu’nda oturdugumuz sure boyunca merak ediyordum ya orayi, en sonunda gittik, gorduk. Fena bir yer degil. Cimlere kocaman minderler atmislar. Isteyen hasir bahce koltuklarina oturuyor. Neyse, biz minderlere yayildik. Ama sansimiza hava bozdu, bir esti bir esti, sonra iri damlalar halinde atistirdi. Gerci istifimizi bozmadik, sadece Okeler gelince minderlerden kalktik, bir masaya gecip yayildik. Hava muhalefetine ragmen diyebilirim ki haftanin yorgunlugunu orada attik.

Pazartesi sabahi annem geldi. Isten biraz erken ciktim ve ertesi gune hazirlik yaptik. Ertesi gun mu? Idil Bebek desem… :) Hastane ziyaretine ne alip gitsek diye dolandik annemle. Cicek mi yaptiralim, cikolata mi alalim? Su bebek sepetlerinden mi alalim? Secim yapmak zor. Aman hersey bir buyuk sektor artik. Mesela cikolatalar… erkek ise mavi, kiz ise pembe renkli kagitlarla tek tek paketlenmis… her birinin ustune kucuk kucuk bebek biblolari yapistirilmis… Cicek ornekleri Ankara’da geri kalmis. Annemin anlattigina gore Izmir’de pelus kucaginda buketler yada cikolatali, cicekli, balonlu sepetler varmis. Ankara’daki hazir bebek setleri ise bu konuda geri kalmis. Hastaneden cikis kiyafetlerini cafcafli paketlerde sunuyorlar, icinde eldiven, patik, bere ve tulum var. Sacma degil mi? Yani doguma gelmis bir anne ve baba cocuga bir kiyafet hazirlamamis olabilirler mi? Bir ihtimal gelecek hediyeyi bekleyecek degiller ya?!? Neyse… cok dallandi konu. Biz kendi peluslu cicekli sepetimizi kendimiz hazirladik. Cicekci de “himmm… guzel fikir, ben biraz bulundurayim bunlardan vitrinde” dedi. Sektore katkimiz olsun… :)

Sonucta sali gunu sabahi hastaneye yatti Imran Abla. Ve oglen guzel haberi aldik. Muzaffer, annem ve ben atladik arabaya… dogru hastaneye. Elimizde cicegi burnunda agabeyimiz Mete’nin hediyeleri ile. Yorgun gorunuyordu, ama iyi idi Imran Abla. Bugun duydugumuza gore yavas yavas topluyormus kendini. Bebek Idil miniminicik… 02.06.2009 tarihinde saat 11:14’te merhaba demis dunyaya. Hinzir hinzir gulumsuyordu uykusunda. Iyice paketlemis, sarmis sarmalamis hemsireler onu ama inatci kizimiz bir yolunu bulmus, sag kolunu cikarmis kundaktan disari, uykusunda hafif hafif salliyordu. Allah anali babali buyutsun dedik, ayrildik yanlarindan. Insallah yarin evlerine donecekler, biz de tekrar ziyaretine gidecegiz prensesin. Resimleri o zaman ekleriz siteye…

Son 4-5 gunumuz kisaca boyle gecti iste. Karisik bir yazi oldu, zamanla acilirim diye umuyorum. Hepinizi teker teker opuyorum. Annem de yanimda, sizlere selami var :) Gorusmek uzere…