Karşıdan Bakabilmek

musa

“ne gemiler yaktım, o kadar yandı ki canım, sonunda karşıdan baktım, ne göreyim! Kendime yıldızlardan bile uzaktım”

Sezen Aksu'ya ait satırlar bunlar, yine az ve öz anlatmış en karmaşık duyguları. Yine dile gelmeyeni kelimelere sarmış, müzikle paketleyip sunmuş bize. Yaşına aldırmadan “yeniden başlamalıyım” demiş, beyaz bir sayfa acmış kendine…

Yeniden başlamak zor belki ama arada durup kendine bakmak mümkün.

Yaz ortasında, Teoman ve Şebnem eşliğinde, iki yaz arasında olan bitenin hesabını çıkarttım. Ne kadar çabuk gecmis zaman hiç anlamamışım. Oysa bu ülkeye geleli daha bir sene bile olmadı, değil mı? Öylesine dolu, bir o kadarda zordu ki.. sanki yıllar gecmiş gibi geliyor bana.

“neden olmasın?” demiştim buraya gelirken, onca sefer vazgeçip dönmek istedim ama yapamadım, onca savaştan mağlup çıkmışken inat ettim… Her sabah sürünerek kalktım yataktan belki ama bir sekilde devam ettim.

Sezen in dediği gibi kor ateşlerde yürütmedim belki ama değiştim; değişmişim… büyüdüm, büyümüşüm… Bir sabah aynada başka bir adama bakarken buluverdim kendimi, eski acıların izleri eski yerlerinde duruyordu belki ama yeni izlerde eklenmişti aynadaki yüze. Beni en çok korkutan ise bakışları idi; o gözler eskisi gibi bakmıyordu artık ve bir daha eskisi gibi hiç bakmayacaktı.

Kendimi en son bıraktığım yerden çok uzakta bulmuştum. Yerimde bambaşka bir adam duruyordu. Hangi ara zaman akmıştı, nasıl fark edememiştim ben bunu…

Sonra beni asıl şaşırtanı fark ettim; bu adam gerye dönüp bakmıyordu artık, hatta eski defterleri rafa kaldırmıştı coktan. Gözünü ufuk çizgisine dikmiş bakıyordu öylesine.. Beni korkutan bakışlarla günesin doğuşunu izliyordu.

Evet hala ülkesini ve sevdiklerini özlüyordu belki ama bu adam artık kendine farklı bir rota çizmişti; onca senenin ardından artık akademiye dönmek istemiyordu. Hatta gizliden ve belkide açıkça bambaşka bir ülkede bambaşka bir hayatın düşlerini kuruyordu.

34 üncü yaşımda bambaşka bir Musa buldum, yılı basta korkutmada bu beni, biraz daha karşıdan bakınca kendime; gurur duydum yeni halimle. Geri dönmemeyecek kadar çok ilerlemiştim son bir senede; umutluyum ve de mutluyum. Malum kimse artık doğumunu yazısı yazmıyor, yazamıyor bu sayfada. En iyisi kendimi yine ben anlatayım dedim.

Çok özledim sizleri…

musa nin son yazdıkları

2 Responses to “Karşıdan Bakabilmek”

  1. gunseli Says:

    Geçip giden zaman beni… Artık bu cümlenin yüklemini bulamıyorum be Musa. Öyle garip, kaotik ve hızlı ki zaman/etraf; hiç olmadığım kadar yabancılaştım, kendime bile. Ne zaman oturup şunu bunu yapıyorum diye anlatmaya ya da yazmaya kalksam sanki şikayet ediyormuşum gibi geliyor. Aslında durumumdan hiç şikayetim olmadığı halde. Bir tatsızlık var sanki ama ne?

    Hiçbir zaman uzak hedeflerim olmadı hayatımla ilgili. Öyle uzak beklentilerim de yok. Bu aralar biraz benden beklenenler arttı sanki. Başkalarının beklentileri insanın ağzında garip bir tat bırakıyor; demir gibi, kan gibi; biraz tatlı biraz ekşi… ama kesinlikle can sıkıcı. Çünkü henüz yapamadığın yada yapmak istemediğin şeylerin senden bekleniyor olması sanki hayatında bir sorun var da birileri müdahale ediyor, güya yol gösteriyor gibi bir his yaratıyor bende. Yani kan tadı almamalısın normal bir günde, değil mi? Ağzında yara mı var ne?

    İnsanlar değişiyor, ben de değişiyorum. Büyüyor muyum? Nedense öyle hissetmiyorum. Bu değişim fikri eskiden korkuturken ya da heyecanlandırırken beni, şimdi tepkisiz kalıyorum. Tepkisizliğimi fark etmek bile korkutmuyor, normal mi? Her şey bu kadar sıradanlaştı mı gerçekten, değişimin kendi bile sıradan mı artık? Hayatımın kilometre taşları azaldı gibi. Yani eskiden 3 senede 5 senede ya mezun olurdun, ya şehir değiştirirdin, ehliyet alma hakkı kazanırdın, daha sık “vay be”ler olurdu. Şimdi düşünüyorum; sanırım önümdeki yolun kenarındaki otlar uzamış; kilometre taşları görünmüyor. Değişiklik planları bile kısa süreli değil, en erken 5 sene veya sonrasına yapılıyor. Oysa oraya yürüyünceye kadar en azından ayakkabın aşınacak, onu değiştireceksin. Hayat stabil değil ki!

    Kardeşim, sen, İpek mesela… benim bulunduğum yerden bakınca farklı dünyalara yelken açtınız. Bambaşka ülkelerde yaşamaya başladınız. Sık sık düşünüyorum geri gelir misiniz diye. Gelmeme ihtimaliniz yüksek görünüyor gözüme. Geride kalmışlık psikolojisinde değilim, çünkü bıraktığınız yerler de bıraktığınız gibi değil artık. Şehirler de ülkeler de değişiyor. Yönetim değişiyor, senin dışındaki ama seni doğrudan etkileyen etmenler değişiyor. Yani evet Ankara’dayım ama Ankara bana yabancılaşıyor. Evet herkes Türkçe konuşuyor yani memleketim gibi bir yerdeyim ama nedense öyle gelmiyor işte. Gerçi hiçbir zaman yer/mekan bağlılığım olmadı benim; bir yere aitmişim gibi hissetmedim hiç. En beğendiğim şehirlerde bile “kalırım ya ben burada 3-5 ay” dedim içimden. Sonrası?… meçhul! Bir şehre bağlanmak için binalardan, şehrin imkanlardan önemli şeyler var sanki. Belki de bu yüzden bu şehirle ilgili bu kadar boş hissediyorum. Evet evet, bundan olmalı; ağırlık/hacim gibi; sevdiğin insanlar/nüfus= gidişinizle yoğunluğunu azalttınız bu şehrin.

    Gelelim değişimin bana getirdiklerine… Küçükken o küçücük kafanda sorunların olurdu, büyükler “ne derdin olacak ki” derdi, küçümserdi, sen de sinir olurdun ya. Yani en azından ben öyle olurdum. Artık daha çok sinir oluyorum büyüklere. Ben küçükken, çözebileceğim sorunlarım olurdu. Meğer büyükler hiçbir halt edemeyecekleri işleri sorun ediniyorlarmış kendilerine. Madem öyle; ne takıyorsun kafana be amca ya, tövbe tövbe?!?

    Not: Musa bana verdiğin numara hep kapalı diyor? Yani sanırım öyle diyor, telefondaki ses çok aksanlı konuşuyor, işime öyle anlamak gelmiş olabilir. Bir de bende işitme kaybı gibi bir şey varmış, son dönem çıktı, doktor dedi. Önemli değilmiş, sadece telefonda iken sorun olabilirmiş, dijital seslere. Her yerde 5 çekerler bende billur gibi çekmiyor yani. Telefonda konuşmaya sıkılır oldum o yüzden; anamı babamı arayamıyorum. Mesela bugün Muzaffer telefonda “seni seviyorum” demiş, “selam söyle” duydum valla. “Başüstüne” dedim kapadım, bir de 5 dakika “kime selam söyledi ki bu şimdi?” diye düşündüm ha. SMS attı canım benim, öyle anladım hatayı. Gidişat kötü anlayacağın. :)

  2. musa musa Says:

    Utandım resmen yorumunu okurken, almışsın eline kalemi (kalvyeyi) benden daha uzun yazmışsın, hem de içten ve derinden yazıvermişsin. Kaç sefer okudum bilmiyorum; okurken seni hayal ettim, nasıl bir yüz ifadesiyle yazdığını hayal ettim :)

    Buket Uzuner’in çok sevdiğim bir sözü var, her yolculuk yeni bir yeredir; ayrıldığın şehire bile dönsen, sen yokken o şehir arada değiştiği için döndüğünde bulduğun aslında farklı bir şehirdir, diyerek özetleyim. Evet ankara değişiyor, her geldiğimde daha farklı buluyorum; yollar, mekanlar ve insanlar değişiyor. Değişmeden kalan öyle az şey var ki; o da sevdiklerin belki. Zaten bir kenti dönmeye değer yapan içindekiler değil midir?

    Öyle sevdimki yazdığın bir cümleyi “gidişinizle yoğunluğunu azalttınız bu şehrin” :) Haklısın, eskisi gibi değil hiçbirşey. Baksana yıllar oldu bir araya gelemedik bir türlü. En son ne zaman oturduk aynı masaya; benim doğum günümdü galiba, hangisiydi kimbilir?

    Geride bırakmadık aslında seni, daha çok emanet ettik :) Dönüşt sıcak bir ev bulabilmek için, güzel bir gülümseme görebilmek için.. Hani hatırlar mısın ben hasta hasta amerikadan dönmüştümde beni ulusoy dan almıştın. Seni orada gördüğüme ne kadar çok sevinmiştim bir bilsen. Ne güzel hoşgeldin demiştin ve sıkı sıkı sarılmıştın bana, hiç unutmam. Ankara ya her dönüştü biliyorumki aynı sıcak karşılama beni orada bekliyor olacak.

    Özlemek benim hayatımın bir parçası, içimde bir parça sürekli özlüyor olacak sanırsam. Hep sevdiğim birileri yanımda olmayacak artık kabullendim bunu. Eskiden aynı ülke içinde özlerdim belki, değişen sadece özlediklerimin artık ülke sınırlarınında ötesine geçmiş olmaları.

    Haklısın evet hepimiz başka limanlara yelken açtık; ülkeleri ve çoğrafyaları değiştirdik, bizde değiştik giderken ve gelirken belkide. Bende bilmiyorum canım, bazen etrafımdaki herşey öyle hızla akıp gidiyorki, yetişmeye çalışmayıp öylesine durup izliyorum. Belkide bazen boşvermek gerekiyor, bilmiyorum. Hayat cidden fazlasıyla karmaşık be canım. Neden büyüdük değil mi? Eskiden daha basitti oysa herşey, daha kolaydı.

    Sana telefon numaralarımı mail atacağım. Birde siz neden iMessage kullanmıyorsunuz yahu? 7/24 sohbet edebiliriz aslında. Neyse bunuda mail de göndereyim en iyisi.