Alice… Ama Hangisi?

Alice ailecek pikniğe gittikleri güzel bir günde, ablasının yanında canı sıkkın bir şekilde oturmaktadır. Bu arada yanından beyaz bir tavşan geçer ki bunda şaşılacak hiç bir şey yoktur. Garip olan, tavşanın yelek cebinden çıkardığı bir saate bakarak sürekli “geç kaldım, aman tanrım geç kaldım.” diye söylenmesidir. Tavşan zıplaya zıplaya oradan ayrılır fakat meraklı Alice onu bir ağacın altındaki kovuğa kadar takip eder. Alice merakla deliğe eğilir ve hop… delikten içeri düşmüştür bile. Burası çoook derin bir kuyudur, Alice düştükçe düşer. Bu arada etrafına bakınmaktadır, burası düzensiz bir ev gibidir. Maslar sandalyeler boşlukta öylece asılı durmakta fakat Alice sürekli aşağı düşmektedir. Kuyunun duvarlarında sıralanmış kitaplara bakarken “beni en çok kedim özleyecek” diye düşünür. Tam bu sırada küt! bir zemine çarpar Alice, fakat canı hiç acımaz. Etrafına bakınır ve fakrlı farklı bir sürü kapı görür. Hepsi de kilitlidir, hiç birini açamaz. Düştüğü salonun ortasında bir masa olduğu dikkatini çeker. Üstünde bir anahtar durmaktadır, fakat bu anahtar hiç bir kapıya uymaz. Caresizce yere çömelir Alice, işte o zaman duvarın dibindeki küçük kapıyı farkeder. Anahtarı dener ve kapı açılır. Yalnız kapı o kadar küçüktür ki geçemez Alice. Tekrar masaya koşar ve masanın üzerinde bir şişe bulur. Şişenin üstünde beni iç yazar. Kısa bir tereddüt geçirse de yapılacak başka bir şey yoktur, şişenin içindekileri içer Alice. Hızla küçülmeye başlar. Fakat dalgınlk bu ya, anahtarı masanın üzerinde unutur. Masanın etrafında döner ve ayaklarının dibinde “beni ye” yazılı bir kek bulur. Hepsini bir lokmada bitirir ve yine hızla büyümeye başlar. O kadar büyür ki artık odaya sığmaz. Çaresizlikle ağlamaya başlar Alice. Bu sırada odaya giren beyaz tavşan biraz sesten biraz da Alice’in büyüklüğünden korkar, elinde ne varsa havaya fırlatır ve oradan kaçar. Alice tavşanın düşürdüğü parmağı kadar duran eldiveni ve yelpazeyi eline alır. Yaşadıklarından yorulmuş ve terlemiş Alice başlar yelpaze ile serinlemeye. Derken bir bakar, eldiven eline tam olmaktadır, yani Alice yine küçülmüştür. Birden kendisini bir gölün ortasında bulur. Gölün suyu çok tuzludur, bunun kendi gözyaşları olduğunu anlar.

Böyle başlıyor küçük Alice’in hikayesi. Tabii ardı kesilmiyor; sırıtan Cheshire Kedisi, bilge tırtıl, çılgın şapkacı, diğerleri ve tabii kupa kraliçesi… Vizyona yeni giren Tim Burton’ın Alice’ini izlemeden önce, hikayeyi muhakkak edinip okumak lazım. Hem büyükler hem de küçükler… (Mesaj alındı mı dayısı?) Zira şimdiki hikayemizde Alice büyümüş, artık 17 yaşında. Filmin çoğu yeri kitabı ezbere bildiğiniz varsayılarak hazırlanmış, sürekli gönderme yapılıyormuş gibi bir izlenim ediniyorsunuz. Ben kitabın tamamını hatırlamadığım için izlerken sanki bir yerleri eksik kaldı gibi hissettim.

Çok büyük beklentiler içinde gittim sanırım bu filme. O yüzden bir parça “normal” geldi bana. Biraz kafamda “A Nightmare Before Christmas” vardı sanırım, az renkli, puslu havalar… Hani Corpse Bride, Sweeney Todd gibi filmlerinde de olan, fakat o kasvetli havayı Alice’e taşımamış yönetmen. Aslında iyi de olmuş. Yerine özellikle de kostümler ve makyalda epey renk kullanılmış, çarpıcı renkler (bkz. Willy Wonka). Belki daha da abartılabilirdi… ben özellikle kediyi daha renkli hayal etmiştim. Ama mekanlar Çikolata Fabrikası gibi renkli değil.

Hikayeyi tam hatırlamamakla birlikte sanki karakterler ile biraz oynanmış gibi hissettim. Mesela çok sevgili eşinin oynadığı Kupa Kraliçesi, Helena Bonham Carter’a rağmen gayet sempatik idi. Ben her zaman Helena Bonham Carter’ın oynadığı filmlerde, onun kısımlarını ilginç bulurum. Hiç bir zaman tam anlamı ile sevemezsiniz. (bkz. Fight Club – Marla, Harry Potter – Bellatrix, Sweeney Todd – Mrs. Lovett, ve hatta Corpse Bride – Corpse Bride) Bu filmde Helena Bonham’ı hiç olmadığı kadar sempatik buldum, hele de “Uçurun kellesini!” diye bağırırken.

Masalda var mı hatırlamıyorum, bu filmde bir de beyaz kraliçe var. Aslında sırf onun yüzünden bildiğimiz kupa kraliçesine kırmızı kraliçe diyorlar. Tahmin edersiniz ki kırmızı kraliçe zalim, kötü bir karakter. Beyaz kraliçe de tam tersi, herkesin hayran olduğu, sevdiği bir kraliçe. (?!?) Ben sevemedim. Siz de filmi izleyin, yorumlaşalım. Tabii şimdiye kadar izlemediyseniz. :)

gunseli nin son yazdıkları

3 Responses to “Alice… Ama Hangisi?”

  1. styleBOOM Says:

    ben filmi pek begendim, ama tim burton yuzme tukurse yarabbi sukur diyecek bi kisi oldugumdan bana guven olmaz:) bir de bu filmde zaten kitaptaki hikaye anlatilmiyor denizom, o yuzden karakterlerde bazi oynamalar oldugu gibi olay orgusude de farkliliklar var, bunda alice artik bi de buyuk bir kiz oldugunda yine wonderlande gidiyor, o hep ruya sandigi kisimlarsa bizim okudugumuz alice kitabi :)izledigimiz filmse ikinci seyahat

    amaaaa bence de beyaz kralice feci sikici, kupa kralicesi feci eglenceli:)) yine de beyaz kralicenin ejderha kanini gordugunde kusacak gibi oldugu kisimda pek koptum ben hehe cok gercekci bi mide bulantisi roluydu:p

  2. deniz deniz Says:

    Acikcasi ben de Tim Burton-Johnny Depp-Helena Bonham Carter uclusu bir arada olsun, ne cekerlerse ceksinler diyebilecek bir insanim. Ben ustelik bu filme – kendi klasmanimda- servet odedim izlemek icin yahu…. Gecenlerde bir arkadaslar gozumuzu kararttik… dedik izleyecez bu filmi, ustelik 3D seyredecez… ustelik Leicester Odeon’da seyredecez… Haa sinemanin ne ozelligi var?!? Kendisi Londra film galalarinin yapildigi sinema… hani kirmizi hali, unluler gecidi, bagiran cilgin kalabaliklarin onunde toplandigi sinema!

    Kisi basina 12pound’cuk vererek seyrettik bu filmi… Yiyorsa begenmeyelim 😛 Oooo kadar parayi bilete verince, simdi sinemada susayacagiz… Bi suya deli para isterler diyip, kendimizi Tesco’da sinema icin piknik sepeti hazirlarken bulduk. Vallahi ben begendim filmi… cok da eglendim. (Hos arada ingilizcemin zort dedigi anlar olmadi degil!Bazi karakterlerin konusmalarini aksanlarindan dolayi anlamakta zorlandim.)

    Birebir Alice’in tekrar yorumlanmasi olmamasi guzel olmus bence… Hos Through the Looking Glass (Alice’in devam macerasi) kitabindan birseyler olacak mi diye merak etmistim ama yok sanirim. Kupa Kralicesinde Helena ablam cok basariliydi bence de… Beyaz kraliceyi sevmemiz gerekiyordu galiba ama bende cantami kafasina kafasina vurup, soyle saglam bir silkme istegi uyandirdi! :) Mad Hatter, Kupa kralicesi falani saymazsak favorilerimden biri -ki her daim pek sevmisimdir kendisini- Cheshire Cat oldu. Seslendiren Stephen Fry olunca muhtesem bir Ingiliz aksani dinledik valla…

    Hahah bir de youtube’da su video’da beni koparmis bulunmakta:

    http://www.youtube.com/watch?v=gTBDYdiwuJ8

    Su dakika acaba Batman’in “Joker”inin makyajini yapan var midir diye merak etmekteyim… Yahu kimiin aklina gelir Cheshire Cat’in makyajini yapmak… Hos sonucta kiz agzina kooocaman bir guzel agiz cizmemis iyi ki!

  3. styleBOOM Says:

    aaaaaaa süpper!cheshire cat evet yaa bomba cizgi filmine de o superdi. ama ben ennn cok caterpillarin sesini sevdim cunku hastasi oldugum bir ses alan rickman:))