Sessiz sedasiz Ben

musa

Derin bir sessizlik hali içerisindeyim. Yazmıyorum, çizmiyorum ama bol bol okuyorum ve fazlasıyla düşünüyorum.

Leo nun sayesinde Amerikanın Tolkien i sayılan Martin in “a song of ice and fire” kitap serisine dadandım. Şimdiye kadar çıkan 4 kitap (4bin sayfa) su gibi akıp geçiverdi.. daha 3 kitap daha var ve ne zaman çıkacakları henüz belli bile değil. Ama enfesti, klasik fantezi akımının tersine Martin iyi-kötü savaşının ötesinde gri tonları tercih eden bir yazar. Her karakterin hem iyi hem de kötü yanlarını gösterirken, kitabın sonuna kadar yaşayan kahraman modasının tamamen dışında bir seyir sunuyor. Hani film izlerken ekrandakilerden birini seçersiniz ya, işte seçtiğiniz bütün kişiler bir bir ölüveriyor kitaplar boyunca… şok terapisi, sinir bozucu, ama fazlasıyla etkileyici.

Okulda keyfimi kaçıran bir iki olay yaşadım, üstüne askerlik sorunumun hala ve hala çözülmediğini öğrendim… birde “biricik aşkım” Şevval im ciddi bir sağlık sorunu atlatıverdi; anlayacağınız bunaldım fazlasıyla. Sessizliğimin sebebi bunlar olup, affınızı diliyorum. Çok çok özlediğim halde bir sıcak ses duymak için telefonun tuşlarına bile dokunmadım, dokunmalıydım oysa.

Sorunlar çözülecek ve hayat elbette devam edecek… Tek şikayetim son birkaç seneyi hep bir sonraki yılın daha iyi geçmesini dilemekle geçirdiğimi fark etmem. Bir yerlerde yanlış düşünüyorum muhtemelen, sene sonuna kadar 2 ayım kaldı… bunun üzerinde bol bol kafa yoracağımdan eminim.

Türk-Yunan dostluğunda epey bir ilerleme kaydettim. Martin in karşılığında Battlestar Galactica hediye ettim, 4 sezonu sildi süpürdü bir anda. Lost bitince ikimiz birden ona başlayacağız :)

En son bombamız Kıbrıs Barış Harekatı hakkında çıkıverdi: malum bol bol politika tartışıyoruz.. bir akşam komşumuzun harekata “invasion” dediğini öğrenince bende bizim “operation for peace” diye andığımızı anlattım. En son “invasion for peace” te anlaştık… şaka şaka. bir keşif te fıkra kültürümüzden. Bizim Temel ile Dursun gibi, yunan fıkralarının ana kahramanları Yorgo ile Kostas nereli tahmin edin bakalım? Pontus – Trabzon.

Küçük alamanya olmasından dolayımıdır nedir, geldiğimden beri tonla bira içtim. Herhangi bir barda sırayla bütün bira çeşitlerini denemek isteseniz en az 20 çeşit çıkar muhtemelen. Yazın hani iyi idi ama kış gelince hiç de iç açıcı bir içki değil bu bira. bu soğukta içimi ısıtan bir şeyler arıyorum artık.. Dolapta uzo var ama, o da malum, meze lazım muhabbet lazım…

Hayat nasıl geçiyor derseniz, oldukça rutin; sabah erkenden okul, öğleden sonra geri dönüyorum. Alışveriş ve yemek işleri ile uğraşıyorum. Akşamları ise genelde Leo ile buluşuyoruz, ya bana geliyor yemek yapıyoruz, ya da ben ona gidiyorum fındık ve şarap keyfi yapıp film izliyoruz. Bir önceki pazar günü tuna kıyısında kısa bir tur yapıverdik. 2 kale 1 manastır ziyareti yaptık. İlkinde Napolyon sergisi vardı, manastır Umberto Eco ya ilham olan bir bina ve gerçekten etkleyici idi, ikinci kale ise ingiltere kralının uzunca bir süre rehin tutulduğu bir yer imiş. Cidden dağın tepesinde, tırmanarak çıkılacak bir kale idi… Pazartesi buluşmaları ilk seferden rötar yaptı, bu akşamki plan yunan ahalisinin yarınki sunumu nedeniyle yarına kaldı.

Son olarak, internet alışverişinde aştım kendimi, lens de aldım sonunda. Yazın kıyafet almıştım, bu yeni bir zirve oldu benim için açıkcası.

iyi bakın kendinize; öyle çok özledim ki öpüyorum desem yetmeyecek. Sarılıp bırakmayacağım görünce, Deniz in gelişini hasretle bekliyorum. Hem hoş bir Xmas planı da yapıyoruz ufaktan :) 

musa nin son yazdıkları

One Response to “Sessiz sedasiz Ben”

  1. deniz deniz Says:

    Leo’nun arabaya benzini koyun, sali veya carsambaya ordayim artikin!!! Tutmayin beniiiii!!!!! :)