Venezia

musa

Persembe aksami balik izlerinin sesini sesini takip ederek, sirt çantam (ki içinde kitabim, termosta kahvem ve sandviçlerim bulunmakta idi) ile sehrin bati yakasindaki tren istasyonuna dogru yola çiktim. Metro da giderken, bu uzun yolculukta beni evimden taa uzaklara kadar raylarin tasiyacagini düsünmekte idim…

Tren biraz hayalkirikligi idi, salon istesemde kompartman bileti vermislerdi.. kompartman dar idi ve yolda oldukça uzun idi. Müthis tatli bir güney kore ailesi karsiladi beni kompartmanda, dogu kültürünün inceligiyle o sirada atistirmakta olduklari yiyeceklerinden ikram ediverdiler bana.. sohbetimiz elbette 2004 dünya kupasina kadar gidiverdi. Bir minik hediye bile çikartiverdiler çantalarindan.

Yolculugum 12 saat sürüverdi, bu sürenin nedense 8 saati avusturya da, kalani ise italya da geçiverdi :) avusturya içerisinde zigzag lar çizdigimizi düsünmekteyim hala.

Gecenin el yildiz hali, bizim kompartman içerisinde oraya buraya ayaklarimizi uzatarak uyurken (1 ben, 3 koreli, 1 de italya kiz) sabahin 5 inde italyanlarin bilet kontrolü için kompartmanin içine dalip isiklari yakivermesi idi… kendimize gelip biletleri çikartmamiz epey sürüverdi.

Pasaport mu? O ne ola? Avrupa da sinirlar kalkali çok olmus.

Sabah sabah lagün ün üzerindeki köprüden süzülerek eski sehrin tam sinirina kadar geliveriyor tren. Santa Lucia istasyonu kalabalik, sehir her daim kalabalik zaten… günün her saati valiz çekistiren insan görmek mümkün.

Istasyondan çikiverince Grand Canal karsiliyor insani, araba yok… tekne ise bol bol…

iste grand canal…

25092009042

kocaman bir S çizerek sehri adeta ikiye bölüyor. Üzerinde 3 tane köprü var… ortadaki köprünün adi Rialto, aslinda köprü de denilmez, sehrin eski alisveris marketi.. üzerinde dükkanlarin oldugu bir köprü hayal edin, iste tam da öyle. ve elbette herdaim çok kalabalik.

Venedik, sinirlarin ötesinde bir sehir, böyle bir yere sehir kurmak, onu bu sekilde kurmak.. nasil anlatsam ben bile bilemiyorum… En basta her bina tek, ve etrafindakilere hiç benzemiyor, sokaklar abirent gibi, kimi bir adamin zorla sigacagi kadar dar, kimisi genis meydanlara çikiyor.. bazilari çikmaz sokak, bazilari köprüde bitiyor, kimisi sizi bir kanal kenarina ativeriyor.

Kaybolmamak ise mümkün degil sehirde, aslinda alip basini kaybolmak lazim. Böyle yapinca asil turist kalabaligindan kurtulup arka sokaklarinda ve kanallarinda sanki bir masal ülkesindeymissiniz gibi dolasabiliyorsunuz.

Kanallar, ah nasil anlatsam… deli isi.. kabul edilesi hiç degil… ama öyle bir yasam tarzi seçmislerki kendilerine.. müthis.. düsünün polis lerin arabasi degil teknesi var, çöpler tekneler ile toplaniyor, hastanenin acil girisi bir iskele hatta (cidden hastane yi buldum da ondan biliyorum), her türlü malzeme, yiyecek tekneler ile tasiniyor.. kola arabasinin tekne oldugunu düsünün… binalarin hepsinde tam kanal seviyesinde kapilar var.. bazi binalarin kendilerine özel köprü girisleri var…

25092009070

Hala kendime gelemedim, çok çok etkilendim ben bu sehirden.. özellikle ayrilmadan önceki son zamanimi grand canal da bir vaporetto (su otobüsü) üzerinde geçirince, ve tam o sirada günes te batmak üzere oldugu için; itiraf edeyim hemen.. ilk defa tekne üzerinden bir sehri izlerken bogaziçi gibi keyif aldim. Benim için malum istanbul un yeri hep ayridir, o nun esi benzeri yoktur, hiçbir sehirle kiyaslamam… hala da kiyaslamiyorum. Venedik apayri, bu dünyaya ait bile deil belki. ama bir teknede giderken bana en çok haz veren 2. sehir oluverdiler.

Kötü taraflari da var elbette, ama hiçbiri sehirle alakali degil. Öncelikle çok turistik bir yer, hinca hinç insan dolu.. Mahser kalabaligi gibi, ben hatta fazla agirliktan sehrin battigini düsünüyorum. Ikincisi ise çok pahali olmasi, otellerden restoranlara, kafelerinden tuvaletlerine bütün fiyatlar oldukça yüksek.

25092009061

Burasi Rialto dan sonra sehrin e kalabalik yeri: Piazza San Marco. Resimdeki masalar Cafe Florian a ait, 1720 den beri açik olan bir cafe. Enfes espresso yapiyorlar, 6 oyro.. disarida harika müzikte çaliyorlar, o da adam basi 6 oyro. Servis müthis, garsonlar ise resimdeki beyaz ceketli olanlar.

Cuma sabahi adim attigim venedik ten cumartesi aksam üzeri ayrildim. Leo nun tika basa doldurdugu arabasina binip “autostrada” (italyanca otoban demekmis) ile kuzeye dogru yöneliverdik. Yolda dj lik yapip çok eglendim.

Italya-Avusturya sinirindan bahsetmeden edemeyecegim; elbette sinira gelmeden otoyol bitiverdi. Sonrasinda ise avusturya ya 500 m, 100 m ve hosgeldiniz tabelalari gördük sadece. Ne kapi ne de kontrol, karsi köye gider gibi ülke degistirdik :)

Geceyi sinirin diger tarafinda, avusturya alplerinde göl kenarindaki bir kasabada geçirdik. Hatta köy nufusuna sahipte denebilir, ama köy kasaba dedigime bakmayin siz. Jilet gibi asfalt yollar, düzenli kaldirimlar, bisiklet yollari ile viyana daki yol ve ulasim kalitesine sahip bir yer idi… Unutmadan bu dag köyünden bile tren geçtigini belirtmeliyim. Biz bosuna sarki söyleyip duralim “demir aglar ile ördük…” diye.

Sabah deli bir kahvalti yaptiktan sonra göl kenarina gidip bir minik tekne kiraladik, öyle küçük bir motoru vardi ki.. hani yüzerek ben bile geçebilirdim tekneyi. ama manzara çok huzurlu, yanimdakiler çok keyifli insanlar idi..

27092009114

Bu arada yunan sayisi 1 idi, 2 oldu. Leo, yaninda Chris i getirdi viyana ya. Herdaim gülümseyen tatli bir adam. Iki aydir görüsmeyince elbette anlatacak konu sikintimiz hiç yoktu.

Sonunda pazar aksami yeniden viyana ya ulasiverdik. Avusturya bozkirinin ormanlik ve yemyesil oldugu için çok sinir bozucu oldugunu ayrica belirtmeliyim. Tepelerde gördügümüz inekler milka reklamindan firlamis gibiydi.

Leo bana gelirken ne istersin diye sormustu, bende elbette “Uzo” demistim. Mantar kapakli sisede geliverdi, yakin zamanda biraz meze hazirlayip orta avrupada biraz “akdeniz” havasi estirmeye niyetleniyorum.

Ne kadar keyif alsamda, aklim hep sizlerin yaninda idi… Hepinizi çok çok öpüyorum, iyi bakin kendinize. Ben yaninizda olmasam bile bir araya gelmis oldugunuzu düsünmek dahi beni mutlu ediveriyor.

musa nin son yazdıkları

3 Responses to “Venezia”

  1. deniz deniz Says:

    Musaaaa… super…. super keyif aldim okurken… Cidden gozlerimde canlandi. Hele ki meydanda icilen espresso… Iste tam seninle yasamalik bir an olmus. Ahh ahh ben de gezmek istiyorum Venedik’i… Muusssssaaaa beni de gotur!!! :) Bu haftam biraz yogun da.. Cok ama cok ciddi olarak dusunuyorum Kasim’in ilk yarisinda musaitsen geliyorum canim 2-3 gunlugune… Leo’ya benden selam olsun… 2 bay gezdirirsiniz beni :)

    Ben de Yunanli ablam Silia’ya Turkiye’den Vanilya ve Damla Sakizi aromali kahveler getirmistim. Pek begenmis. “I love Turkeyyy!” seklinde bir e-posta atmis. Leo’nun Uzo’su biteli cok olmustur herhalde… Tuh tuh… neyse buluruz bir yerlerden icecek birseyler…

    Dugun hakkinda ben, ne yalan soyleyeyim, pek birsey hatirlamiyorum. Ablam cok guzeeeelll olmustu… Enistebeyamcam da pek yakisikliydi… Ipek’in “pardon kapida biri var Amerika’dan gelen arkadasinizmis” girisi superdi… Hele hele beni en cok mutlu eden… Dugunden sonra Ipek’in Izmir’de kalip bizimle biraz daha vakit gecirmesi oldu. Sayesinde Mali ve arkadaslari calistirdik, bize yemek yapin seklinde… Dugun kosturmacasi yorucuydu ama gayet guzel ve ozeldi…

    Gelicem Musacim yanina da saatlerce susturamayacaksin beni… :) Boyle kisa kisa anlatmak olmuyor!

  2. musa musa Says:

    Deniz ciğim, ne zaman istersen kap bavulunu ve gel. Seni yanımda görmekten daha çok ne isteyebilirim ki… öyle çok zaman oldu ki, çok ama çok özledim.

    Dediğim gibi bratislava ya da uçabilirsin, Leo ile almaya geliriz seni şüphen olmasın. Gezdiririz de, hem ikiniz oturup yunan mitolojisini de tartışırsınız 😀

    Venedik çok etkiledi beni, 2. sefer değil 10. sefer bile giderim. İstersen bineriz buradan trene, sabah hoop venedik teyiz. Eminim Leo da bizimle gelmek isteyecektir.

    Uzo yu daha açmadık (malum meze lazım şimdi), yunan şaraplarından devam ediyoruz. Arada kahve yapıp höpürdetiyoruz. Ben mesela bir yandan türk kahvemi udumluyorum. ah espresso hikaye, asıl kahve bu olmalı :)

    Asıl ben 2 yunanı ikna ettim, pazartesi buluşmalarını viyana ya taşıdık. Chris in evinde toplanıp geçen haftanın eleştirisini yapıyoruz. Daha doğrusu resmi olarak yarın başlıyoruz. Elbette esin kaynağım bizim “ankara pazartesi buluşmalarımız” idi, ikiside bu fikirden hoşlandı.

    Güzel bir düğün geçirmenizden dolayı çok mutlu oldum, ama en çok bir araya gelmenize seviniyorum canım.

    Acilen gelip bütün olanı biteni detayları ile anlatmanı bekliyorum. Merak etme, yaparım söyle 2 orta kahve, sabaha kadar konuşuruz 😀

  3. deniz deniz Says:

    Pazartesi bulusmalariiii…. Super yapmissiniz… Siz Uzo’yu saklayin, ben gelince sizlere bir meze sofrasi yaparim… Yer-icer guzellesiriz :)