Archive for July 24th, 2009

Grentabrige…Cantebrigge…Cambridge!

Friday, July 24th, 2009

Efendim, gordugunuz gibi nerede ne yapiyor olursam olayim yazilarima cani gonulden devam ediyorum. Bu hafta Londra’nin yagmurlu-gunesli kaotik havasindan kendimi kurtarip bambaska bir diyara ativerdim kendimi… Daha once Oxford’a gitmis ve cok ama cok begenmistim sehri ama kesinlikle favorim belli oldu artik! CAMBRIDGE!!! Inanilmaz sakin, sessiz ve huzur dolu bir sehir. Yemyesil… Yani o kadar guzel cesitli yesillikte parklari var ki… Anlatamam… Hem o kadar duz bir sehir ki… Dunyanin en kolay bisiklet surebileceginiz sehri olabilir… Parklari bile tek tuk agaclardan ve goz alabildigine uzanan hali gibi cimlerinden olusuyor. Hmmm… boyle konuya bodoslama dalmak olmaz, basa aliyoruz!

Cambridge

Gecen pazar gunu, Cambridge’deki bir konferansa katilmak uzere Londra’nin anlata anlata bitiremedigim Liverpool Street Istasyonu’ndan trene atladim. Yaklasik 1 saat 15 dakikalik tren yolculugundan sonra Cambridge’in sirin, minicik istasyonunda indim. Sehrin kuzeyinde onceden ayarladigim konukevine dogru yollandim, sansima Cambridge’deki ilk gunum inanilmaz yagmurluydu ama sokaklar, evler ve cesit cesit mekanlar… o kadar guzeldi ki kendimi yurumekten alikoyamadim. Kalacagim yeri orta yasi gecmis bir cift isletiyormus, cok sirin ve kesinlikle cok guleryuzlu insanlar… Sabah kahvalti icin kacta kalkacagimi ve nasil bir kahvalti istedigimi sorduktan sonra sirin mi sirin odamla basbasa biraktilar beni… Acikcasi odanin dekorasyonunu, mobilyalarini o kadar cok begendim ki Londra’ya goturmeyi cok isterdim. Ozellikle kendine ait banyosunun aydinligina hayran kaldim. Ayrica odamin penceresinden disari baktigimda, konukevinin cok guzel ve rengarenk bahcesini gormek inanilmaz keyiflendirici! Yagmura ragmen gozu karartip ufak bir kesif yuruyusu yaptim sonrasinda… Disci-Gozcu-Bakkal-Cakkal… Ne ararsan komsu sokaklarda… Nehrin uzerindeki arac koprusunde resimdeki afisle karsilastim. Meger bu sene Cambridge Universitesi, 800. yilini kutluyormus. 800 yil once, Oxford’dan ayrilan bir grup ogrenci tarafindan kurulmus universite. Normandiyalilar zamaninda Grentabrige ya da Cantebrigge (Grantbridge) diye anilan ve “Granta” nehrinin yakinlarina kurulan sehir, daha sonra Cambridge diye anilir olmus. 1209 yilindan beri de universitenin kurulmasiyla bilgiye ac ogrencilerin kocaman kocaman guleryuzlerle karsilandigi bir sehir olmus.

Efendim resimde gordugunuz agac hemen nehrin kenarinda, kayikhanenin dibindeydi… Acikcasi soldaki halini cok begenmis olsam da Cambridge’in yesilligine haksizlik yapmamak icin orjinal halini de koyuyorum. Ayrica nehrin uzerindeki bir koprunun dibindeki bu eski bisikletci de inanilmaz sirindi… 800 yillik bir universiteye yakisir bir bisikletci di mi? Buranin en populer ulasim araci bisiklet… Cesit cesit… her yastan insani bisikletle gorebilirsiniz. Trafikte bisiklet ve suruculeri o kadar onemli bir yer kapliyor ki en ayrintili bisiklet yollarina ve ozel isiklandirmalarina sahip bu sehir.

Ertesi sabah yani pazartesi gunu, uzun zamandir yapmadigim bir sekilde erkenden kalktim ve mukemmel bir Ingiliz kahvaltisini mideme indirdim. Nehrin uzerindeki kucuk yaya koprusunden sonra kocaman Jesus Garden Parki’ni gecip St. John’s College’e vardim. Harry Potter’in unlu Hogwarts’i burasi olmali dedim hemen… Birbirini takip eden kocaman yesil avlular… kocaman pencereler… Cesit cesit aile armalarinin bulundugu kocaman pencerelerden bahsediyorum! Kocaman kapilar…kesinlikle Hogwarts da boyle bir yer olmali! Ikinci avluyu gecerken cocugum olursa gobek bagini buraya gommeliyim diye dusunuyordum. St. John’s College’i biz Universitenin Tip Fakultesi olarak adlandirabiliriz. Gorebileceginiz en guzel en sik, en en en college olan bir yer burasi… Hayranligimin boyutunu kelimelerle anlatamam… Kesinlikle gozlerinizle gormelisiniz. (Buranin en unlu koleji King’s College, kendisinin sadece kapisini gormeniz bile yeter!) Insan bu avlularda dolasirken cidden bilim askiyla yanip tutusur. Yani ben bile… hadi artik baslayalim su calismaya moduma girdim daha ilk dakikadan! (Soyle soyleyeyim, cok degerli yer cekimi kurali, Sir Isaac Newton tarafindan Trinity College’deki avlulardan birinde bulunmus!) Yani soyle dusunun… Sir Isaac Newton bu sokaklarda yurumus, Sir John Cockcroft ve Ernest Walton atomu burada parcalamis… Charles Darwin Evrilmeye burada baslamis!!! Francis Crick ve James D. Watson DNA’nin yapisini burada ortaya cikarmislar. Kabul edin… Cambridge’in her tasindan bilgi akiyor ve inanin ister – istemez hemen buyuleniyorsunuz!

En alttaki iki resimde “Sighs Bridge”i ve “Punting” olayini goruyorsunuz. “Sighs Bridge” Cambridge’in en cok turist ceken noktalarindan biri, konferans boyunca uzerinden gecip durdum ama sonunda dayanamayip sordum neden bu kadar populer oldugunu… Birincisi Kralice Viktorya’nin en cok sevdigi noktalardan birisi olmasiymis. Ama en onemli ozelligi, bi tarihte bir grup ogrenci dort adet “punt”un uzerine bir otomobil yerlestirip koprunun altina gelince onu kopruye baglamislar…Haa amac neymis derseniz, pek emin degilim… Ogrenci de mantik aranmazmis! :)

“Punting” e gelirsek… Kendisine Ingiliz Takasi ya da Ingiliz Gondolu demek yanlis olmaz. Normandiyalilar zamanindan kalma takalar bunlar. Sali aksaminin konferans etkinligi, nehir uzerinde “Punt”la bir tur atmakti… 6sarli 2 grup halinde bir tanesine atladik ve ufak bir nehir gezintisi yaptik… Takayi resimden farkedeceginiz upuzun bir sirikla kontrol ediyorsunuz. Bizim takayi coook guzel bir hatun kontrol ediyordu. Yalniz bir ara tam bir koprunun altina girerken sirigi geride birakti, azicik suruklendik… Aslinda pek eglenceliydi! Arkadan gelen grubun taka kaptani sirigimizi bize getirdi. Haa suruklenmeye devam etsek de sorun olmazdi cunku oyle akintili bir yer degil, daha cok, kucuk bir kanal gibi… bir de bircok “Punt”un baglandigi bir yere cok yakindik, bir tanesinden odunc alirdik bir sirik! :) Son resimdeki guzel ve sirin bayan da benim Yunan Ablam… Biz bu geyigi iyice ilerlettik ve tez danismanimiz Irini’ye de “annemiz” demeye basladik! :) Aslinda cidden Yunalilarda ortak tez danismani olan kisilere birbirine “Sister”, “Brother” seklinde hitap ediyormus… Saniyorum “Kader Kardesligi” oluyor bu!

Sabahin korunde kalkmanin, muhtesem bir Ingiliz kahvaltisini mideye indirmenin, olaganustu Cambridge kolejlerinden birinde uyuklaya uyuklaya sunumlari dinlemenin ve cesit cesit konferans etkinliklerine katilmanin disinda baska ne gibi degisiklikler vardi derseniz… Yunanli ablamla boyuna muhabbet etmenin guzelligi vardi. Bir Turk Kiziyla evlenmis Hollandali yeni bir arkadas edinmenin guzelligi vardi. Bir Turk, Bir Yunan ve Bir Hollandali bir aksam bir Turk Lokantasinda, homini girtlak, afiyetle yemek yemenin guzelligi vardi. Vee bu son gece Muhtesem St. John’s College’in “Dining Hall”inda 3 Turk, 1 Yunan, 1 Hollandali ve 1 Misirli boyuna geyik yapip, gulmenin guzelligi vardi. Acikcasi Yunan ve Hollandali arkadaslarimdan inanilmaz memnunum… Ingilizcem icinse cok iyi antreman oldu. Her gecen gun biraz daha iyiye gittim diyebilirim. Keske Londra’da da sehrin merkezine biraz daha yakin olsam ve boyle muhabbet edebilecegim arkadaslarim olsa diye dusundum hep… Aaa Yunan Ablam Aralik ayinda ne yazik ki ulkesine geri donuyor. Olsun ben bu kardesligin sureceginden eminim! Bu gece boyunca saydigim uclunun yaptigi sebeklikleri gorseniz inanilmaz eglenirdiniz. Farkli kulturlere ragmen bu kadar iyi anlasabilmek cok hos! Hmm aslinda dusundum de hic de farkli degiliz. Musakka her yerde Musakka!!! (Yunan ablamla musakka uzerine yaptigimiz espriler vardi da…)

Aaa asil olay… neredeyse bu aksamki etkinlige katilamayacak olmam… Yani buuu kadar insan arasindan bir tek ben kiyafet konusunda… ” Hmm sanirim sizi alamayiz iceri, bla bla” seklinde kot ve spor ayakkabisi giydigim icin uyarildim. Isin komigi benden baska biiii suru insan kotla iceri girdi ve kimse uyarilmadi, bir tek ben… Kapinin onunde biraz bekledikten sonra, uzerindeki montu cikardim ve saclarimi savura savura iceri girdim! Neymis 300 yillik gelenekmis, cok onemliymis boyle giremezmisim… Simdi tamam kot ve spor ayakkabim olabilir ama uzerimdeki bluz gayet guzeldi… Ustune ustluk, yemek yiyecegimize gore oturuyor olacagim ve oturuyor olacagima gore kotumu kim gorecek yahu! Ve ve… En onemlisi, altina etek niyetine birseyler giymeye calismis bircok bayan benden kotu gorunuyordu, ben gayet makyajli ve siktim bircok insana gore! Haaa ne oldu, oturdum yedim ictim… :) Isin komik yani, kiz beni kenara aldiktan sonra o kadar abest kiyafetli insani iceri aldi ki… ben gecerken benden ozur dileyecegini sandim, yok ama o sanki beni lutufen iceri aliyormus gibi davrandi! Yunan ablam benden cok sinirlendi bu olaya… “Bu ne bicim misafirperverlik, hem son dakikada “Dress Casual” uyarisi yapiyorsunuz, hem de 300 yillik gelenek geyigini gozumuze sokuyorsunuz, O zaman 2000lik misafirine iyi davranacaksin diyen Hz. Isa gelenegine ne oldu?” diye soylendi bayagi… Ben de gayet emin, amannn… nasilsa alacak beni iceri takma sen diye onu yatistirdim. :) Yaa vallahi guzel giyinmistim! Hatta ustumdeki bluz, Muzaffer’in ailesiyle Calgan’a kahvaltiya gittigimizde giydigim mor bluzdu. Bakin facebook’tan… Cidden guzel :) Haa bu kadar laf yedigim, 300 yillik gelenek neymis derseniz, inanin bilmiyorum! Yani bir ara haydin bi ayaga kalkin dediler yemek servisi basinda… Saniyorum bi Latinca dua okundu (Muslumanim ne alakam var di mi?!?!? 😛 ), sonra yemek salonunda kiliselerdeki gibi muzisyenlerin oturabilecegi bir balkon vardi, 4 kisi cikti guya caldilar ama salon o kadar gurultuluydu ki kimse birsey duymadi. Aslinda duymamak iyiydi, zira flut calan bayan hem flut de hem de sarki soyleme de pek fenaydi. Sonunda 300 yillik gelenegin en saf gozuken insani yemek salonuna sokmamak oldugu yonunde teoriler gelistirdik! Ne olursa olsun… ben butun gece cok eglendim, ozellikle masa da “Ingiliz” asilzadelerini taklit ettigimiz zamanlar gulme krizine girdim.

Rudy (Hollandali): My dear? Do you want another glass of wine? (Super Ingiliz aksani taklidiyle, cene iyice havaya kaldirilmis, gozler kisilmis, dudak iyice buzulmus, kaslar yukariya dogru kocaman bir yay yapmis)

Silia (Yunan): Oooh my lord, yes please… (serce parmak havada, igrelti gibi tutulmus bir bardak elde, aksan, durus Rudy’ninkiyle ayni)

Deniz: PPPUUUAAAAHHHAAHAHAHAAA!!!!

Son olarak diyebilirim ki… Cambridge inanilmaz guzel… inanilmaz yasanilasi! Tabii bol yagmurlu! :) Postdoc’a buraya gidecegim karar verdim :) Hatta ikinci bir doktora mi yapsam diyorum, zira katildigim konferans “Psychometrics” uzerineydi ve cok ilgi cekici gozuktu bana! :)