Archive for June 22nd, 2009

Tuna nin kiyisindaki sehir; Viyana

Monday, June 22nd, 2009

Mart ayinin son gününde, günes batmadan önceki saatlerde THY nin kanatlari altinda geliverdim Viyana ya, orta avrupa nin küçük ülkesi Avusturya nin aristokrat baskentine. Belki bu kente ikinci sefer ayak basiyordum, belki öncekinden biraz daha büyük bir valizim vardi yanimda, ama ilk defa dönüs biletimi almadan gelivermistim. Uçaktan gördügüm manzarayi, havalanindaki o ilk adimlarin heyecanini, telasini ve farkliligini anlatmam mümkün degil.

Simdi arada geçen neredeyse 3 aydan sonra, yeni arkadaslar edinip yeni sokaklara alistiktan sonra farkli bir gözle bakmaya basladim ve artik neden dünyanin en yasanasi kenti olarak seçildigini anliyorum. Avusturya li larin gururla kurduklari bir cümle bugünlerde; “Viyana bu sene Zürih i geçerek birincilik koltuguna oturdu”.

Mozart.Pembe

Viyana ya ilk geldigim günlerde sehir merkezindeki kitapçilarin ingilizce kitap arsivlerini karistirarak kendime bir sehir rehberi satin aldim. Bol yazi ve az resim felsefeme dayanarak seçtigim rehberimin açilis cümlesi “süphesiz her ziyaretçinin Viyana dan dönüste evlerine götürmek istedikleri yegane sey kentin toplu tasima sistemidir” idi. Ilk basta diger büyük avrupa kentlerinden ne farki var desemde, ilk haftamin sonunda bende ayni kaniya vardim. “Güven” esasli bilet sisteminin konforuna, tikir tikir isleyen sefer saatlerine ve kenti ag gibi ören “mükemmel” sisteme alistiktan sonra; dönüste cebime koyup yanimda getirmeyi öyle çok isterdim ki.

Nerede ilk defa okudum, ya da ilk defa kim bana “Viyana nin kenar mahallesi olmadigini” söylemisti hatirlamiyorum. Beni en çok etkileyen de bu olmustu. Kimi ufak kimi büyük 23 bölgeye ayrilmis olan kentte belki çok güzel ve pahali evlerin oldugu semtler vardi ama hani o adini anarken bile insanlarin çekindigi tek bir yer bile yoktu. Dünya savasindan bu yana sürdürdükleri “sosyal sehir” anlayisi ile insa ettikleri evlerde düsük bir kira bedeli ile kalabilme olanagini herkese sunduklarini, Karlsplatz da yasayan evsizlerin “gerçekten evsiz olmayi tercih ettikleri” için evsiz olduklarini ise daha sonra ögrendim. Simdilerde göçmen nufusunun yogun oldugu bir semtte yasiyorum belki, ama günün herhangi bir saatinde disari çiktigimda kendimi daha önce hiç hissetmedigim kadar “güvende” hissediyorum. Özellikle kendi ülkemin aksine, kösedeki ilkokulda okuyan çocuklari okul çikisinda kimsenin karsilamadigini gördükten sonra.

Mozart.Sari

Bebekler için tipki arabalarda oldugu gibi bisiklet koltugu oldugunu, dünyada takim elbisesi ilebisiklet üstünde ise giden insanlarin yasadigini, yaya geçitlerinde dört tekerleklilerden daha çok iki tekerleklilere dikkat etmem gerekebilecegini de ilk defa Viyana da ögrendim. Yaya geçitlerinde kendinizi yola rahatlikla “gözünüz tamamen kapali” atabilirsiniz, aliskanlik yapmasi ve ülkenize dönüste ezilme tehlikesi ile karsi karsiya kalmaniz disinda malesef hiçbir tehlikesi yoktur.

Her ne kadar zevkime ve standartlarima uygun bir kirtasiyeci kesfedemedim henüz ama sehir merkezinde binbir çesit ve renkte semsiyeler satan enfes bir minik dükkan kesfettim. Bir tane bile büyük alisveris merkezi olmayinca kentin her tarafina yayilmis irili ufakli magzalari kesfetmeye, ve her magzanin, kafenin, bankanin ve marketin farkli açilis-kapanis saatlerine hala alismaya çalisiyorum. Pazar günleri ve tatil günlerinde marketlerin kapali oldugunu, diger günlerde aksam 7 de kapandiklarini ise “aç kalarak” tecrübe edince mecburen ögreniverdim. Aksamin geç bir saatinde caniniz güzel bir beyaz sarap çektiginde “eger kapanmadi ise hala” kösedeki bardan baska seçeneginiz olmadigini; aksam “mojito” hazirlamak için bile günes henüz tepedeyken hazirlik yapmaniz gerektigini de ögreniverdim. Avusturya lilarin ne kadar “planli” yasadiklarini ise buradaki hocamin haziran basinda eposta göndererek “önümüzdeki dört ay boyunca” her hafta toplam kaç saat ofiste olacagimizi sormasi sayesinde anlayiverdim.

Enfes güzellikteki çesit çesit parklari, seyrine doyum olmayan muhtesem imparatorluk dönemi binalari, havlamayi unutmus halleri ile bana “köpekleri bile egitimli” dedirten köpekleri, hiçbir zaman eksik olmayan turistleri, bol köpüklü ve hafif sert melanj kahvesi, her yasta incecik ve sik olmayi basaran insanlari, ülkemin nefis tatlilarina olan özlemimi gidermesi mümkün olmayan çörekleri ve kekleri, kirmizi tutkunu beni bile beyaza çeviren güzel saraplari ile Viyana benim uzun zamandir özlemini çektigim “keyifli ve huzurlu” bir siginak oluverdi.

PS: Bu yazi ile baska bir web sayfasinda karsilasirsaniz sakin sasirmayin. Hayir çalinti degildir, sadece bir tasla iki kus vurma sevdasidir.