Archive for May, 2009

Yammii!!!

Saturday, May 30th, 2009

Efendim biliyorum baska baska konularda yazarim demistim ama cidden elime daha leziz (!) bir konu gecti… Yoksaaa… Hayatta sasmam bilirsiniz. Cok sevgili Teksasli kovboyumuz ve taze gelin adayimiz bu “Pret A Manger” markasini biliyordur. Ehh Viyana kapilarindan gecirebilidigimiz taze doktorumuza da anlata anlata bitiremedik zati!!! Amaaaa benim asil konum bu “Pret A Manger” markasi degil. Simdi arkadaslar, ben oyle deli gibi “Muffin” yiyen birisi degilimdir. Sahsen muffinlerin uzerindeki beyaz yagli goruntuyu pek hazetmem. Ayricana su vakte kadar canim kek cekerse ya annecigimin keklerini ya da kendi elcagizlarimla yaptigim browniemi tercih ederim. Yalniizzzz… Londra’da tatli krizleri sirasinda da muffinlere burun kivirmak olmaz di mi? Tabii beni bildiginiz icin de muffin alacak isem neli alirim?!?!? Ehhh kendim gibi cikolatali bir muffin tercih ederim di mi? Yaniliyorsunuz arkadaslar… Efendim asagida cumartesi gunumu senlendiren muffincigimin resimlerini goreceksiniz ve kendisinin cikolatali hicbir seyle uzaktan yakindan alakasi yok.

Kendisini “Pret A Manger” dukkanlarinda “Double Berry Muffin” ya da disaridaki bircok yer de “Blueberry Muffin” olarak tanirlar. Sahsen etrafta “Blueberry Muffin”im diye dolasan bircok kendini bilmeze denk gelebilirsiniz. Ammmaaa bu resimdekinin en buyuk ozelligi tutmayin-beni-akicam diyen “Blueberry Compote” yani Blueberry kompostosu… Komposto dendigine bakmayin kendisi recel kivaminda birsey… Zira bir arkadasimi “Pret A Manger” a sokmustum yagmura yakalaninca… Oturmusken bir de muffin yiyelim demistik, kendisi “M&S Simple”in muffinlerini tek gecerim demisti ki… Bundan sonra “Pret A Manger”i tek gecerim diyor… “Pret A Manger” da “Double Berry Muffin”ini soyle tanimliyor:

“It’s quite incredible how many blueberries we’ve packed into this muffin- it really has to be seen to be believed! A delicious blueberry muffin with a blueberry compote middle.”

Haa merak edenlere soyleyeyim, cikolatalisi da ayni bu muffinin… Ortasindan size dogru akan bir cikolata selalesi geciyor. :))) Hmm daha ne denilebilir ki… Yammmiiiiii!!!! :)

evim evim guzel evim – 2

Wednesday, May 27th, 2009

Tekrar merhaba,

Yazi dizimin yeni bolumunde mutfak konusuna deginecegiz. :) Simdi gecen ay OTV idi KDV idi inince apar topar beyaz esyalara kara verdiydik ve mayis basi siparisimizi tamamladik. Neler aldik? Oncelikle Siemens’te karar kildik, ergoCool buzdolabi (dondurucu altta, sebzelik ortada modeller), ankastre firin (benim daha once hic firinim olmadi, aslinda cok gerek de olmadi :p) ve camasir makinesi (bak onu hiiic gormedik, katalogtan sectik. Muzaffer memnun ama, gomlek yikama programi ozelmis) aldik. Makineler sandigimizdan erken geldi. Maxart aramis bir gun Muzaffer’i firininiz geldi diye. “Aaa.. biz daha mutfak yaptiracaktik ama” demis Muzaffer cevap olarak.

Aslinda mutfak konusunda epey kararsiz kaldik. Yapalim yapmayalim, yikalim yikmayalimlardan sonra, sonunda mutfaga el atmaya karar verdik. Boylelikle balkonun zeminini de duzelttirecegiz insallah. Maxart’tan Ali Bey pazartesi gunu geldi, mutfagin olculerini aldi. Ben de o sirada mevcut durumun resimlerini cektim, asagiya ekliyorum.

*Bu en toplu hali mutfagin, ama hala daginik duruyor :(

 

Mutfak rengi kirmizi, evet kirmizi… Civil civil bir mutfagim olsun istiyorum. Maxart calismis, dun ornek resimler gonderdiler. Biraz inceledik, ustunde konustuk ve biz de bir cizim hazirladik bugun. Bunlari da asagiya ekliyorum.

*Maxart clisma cizimi… kapinin yanindaki kirmizi dolap kombi dolabi, onu sevmedim alternatif fikirler ariyorum.

*Bu da bizim cizim. Solda ana mutfak kismi ile balkon uzantisi beraber cizildi. Sagdaki ise karsi duvarin cizimi. Buradaki üst dolabi buzlu cam dusunuyoruz.

Kapaklar konusunda kararsiz kaldik. Simdilik resimlerdeki kompozisyonlar ustunde duruyoruz, ama sanirim Muzaffer’in aklinda daha ahsap gorunumlu dolap kapaklari var, bilemiyorum. “Sen dolaplar uniteleri nelerden olacak mutfakciyla bir otur konus, anlas… kapaklari sonra konusalim” dedi. Hadin hayirlisi…

Duvarlari, hazir mutfak guzel de isik aliyorken, “Filli Boya’dan Bademi” renginde boyatabiliriz. Hakikaten gri granit zemin ile guzel olacak diye dusunuyorum bu renk icin. Ama belki de icinde cok ucuk pembe barindiran bir renk dusunulebilir.

Yorumlar? Ozellikle kombi dolabina alternatif ne olabilir, bir fikriniz var mi? Opuyorum herbirinizi…

eeyyy-book!

Monday, May 25th, 2009

Biliyorum benden cok duymussunuzdur “Ahh keske kutuphaneci olsam”, “Keske bi sahaf olsam” diye… Hatta annemi bile cogu zaman ikna etmeye calismisimdir acalim bir sahaf diye! Neyse tum bu ahh-vahh’larim kitaplara olan sevgimden… Hani kitap dedigin, boyle kendisine has bir kokusu olmali… Basimhaneden yeni cikmis gibi… hani firindan cikmis ekmek kokusu gibi… sayfalari soyle hizlica cevirince kelimeler basini dondurmeli… Nice hikayeler, nice anilar, canlanmayi bekleyen kahramanlar, okudugun anda seni oturdugun yere mihlayacak cumleler… Ama en basta o kagidin dokunusu, kokusu, kapagin motifi… Yani kitap diyince hep boyle bir butun aklimda canlaniyor… O yuzdendir ki oldum olasi su e-book olayini pek anlayamamisimdir.

Neyse Londoner’lar ulasimlari sirasinda en cok metroyu tercih ediyorlar ve yolculuklari suresince sacma sapan karsilarindakiyle bakismamak icin her cesit kitap/gazete/dergiyi okuyarak degerlendiriyorlar bu zamani… (birseyler okumanin alternatifi uyuklamak, PSP oynamak, Ipod touch’da dizi seyretmek/muzik dinlemek oluyor). Yakin zamanki metro yolculuklarimdan birinde, bir grup insanin elinde “e-book reader”larla karsilastim. Yaw neymis bu diye arastirdim ki… E-book okuyan sayisinin Ingiltere’de bayagi fazla oldugunu gordum. Ustelik cesit cesit e-book formati da varmis, ben sadece pdf’tir diye dusunmustum… 250 pound ila 400 pound arasinda degisen biii suru e-book reader mevcutmus. Artik hemen hemen her kitabin e-book’u da mevcutmus. Oyle ki Londra’nin unlu kitapevlerinden Walterstone’da sanki bazi kitaplarin e-booklari paperback dedigimiz kagida basim hallerinden daha pahali! Tabii her dizinin/filmin ve muzigin korsaninin etrafta mevcut olmasi gibi e-book’larin da korsanlari dort bir yana hizla yayilmis…

Buradan konuyu su habere baglayacagim… Gene bilirsiniz ki biz AKINC kizlar olarak, vampir hikayelerine bayiliriz… En son filmi de vizyonlarda boy gosteren Twilight serisini duymussunuzdur. Bu serinin ilk filminin bendeki yeri ayridir Londra’da Vue sinemalarinda seyrettigim ilk filmdir. Neyse ben filmine oylesine girmistim, boyle bir seri film oldugunu bilmiyordum… Ustune ustluk genclerin eeennn begendigi ve en cok okunan kitap serilerinde Harry Potter’la kapisan bir seri oldugunu hiiicc bilmiyordum. Neyse gecen zamanda bunu da ogrendik… Seri 4 kitap cikarmis ve hikaye sonlanmis diye okudum. Ama bu serinin ilginc hikayesi 5. kitapta yasanmis. Yazar 5. kitapta hikayeyi bir de su karakterin gozunden yazayim demis va baslamis yazmaya… 12 bolum bitirdikten sonra birgun bir bakmis ki yazdigi 12 bolum internette dolasmakta… Yazar sitesinden daha fazla bu hikayeye (5. kitaba) devam etmek istemedigini belirtmis… Ayrica bu isi kimin yaptigini bildigini soylemis… Eeehhh korsanin da bu kadari dedirtiyo bu olan…Kendi ifadesiyle…

“As some of you may have heard, my partial draft of Midnight Sun was illegally posted on the Internet and has since been virally distributed without my knowledge or permission or the knowledge or permission of my publisher.

I have a good idea of how the leak happened as there were very few copies of Midnight Sun that left my possession and each was unique. Due to little changes I made to the manuscript at different times, I can tell when each left my possession and to whom it was given. The manuscript that was illegally distributed on the Internet was given to trusted individuals for a good purpose. I have no comment beyond that as I believe that there was no malicious intent with the initial distribution…” (devami icin bakiniz link)

* Yukaridaki ifade Stphenie Meyer’in kendi websayfasindan alinmistir.

evim evim güzel evim

Sunday, May 24th, 2009

Merhabalar,

Uzun zamandir yazmiyorum, ama is güc söyle diye yazmak… dogrusu hic icimden gelmedi. Ama kisaca ondan da bahsetmek gerek degil mi?

Ilk calismamiz olan Anadolu Sofrasi gectigimiz hafta acildi. Daha ancak bir kere, o da kapidan ugrayabildik. En kisa zamanda gidip resim cekmeyi umuyoruz. Onlari da siteye ekleriz. Siz gelince de bir yemege gideriz. Yeni olarak da bir donerci isi bulduk, tesisat isleri bayaa ugrastiriyor bizi. Muzaffercim bir sonrakinin salataci olmasi gerektigini soylemisi (kebapcida alinan kilolar sebebiyle) ama evdeki hesap carsiya uymadi ve bir donerci isi oldu :) Sukur hala bogusuyoruz.

Ciziyoruz, kosturuyoruz derken kendi evimiz icin bir sey yapmaya firsatimiz olmuyor malesef. Ama bazi kararlar aliyoruz, bazısını isleme sokmaya calisiyoruz. Mesela mutfagi yaptiracagiz dedik. Benim eski patronum Atilla Bey’in kizi ile actigi Maxart ile calisalim istedik. Bakalim, insallah yarin (yani pazartesi) olcu almaya gelecekler. Bir kac fikrim var, daha kafamda oturtamadim. Maxart ile ilk gorusmemiz ve cikacak hesaba gore :) kesin bir fikrimiz olur herhalde. Neyse… mutfak, bu serinin 2. yazisi olacak. Evet, evet… bu evi hep beraber sectik ve ilk seferde beraber dosedik degil mi? O yuzden fikriniz benim icin onemli. Boylelikle 3. yazimda salondan bahsederken berjer ve aplik meselesine girmem diye umuyorum. Aplik demisken bir aydinlatma armaturu geciyor icimden ama henuz bir katalogta goremedim, elimde gorsel yok. Sonra, sonra…

Adim adim baslayalim dedim ve en kolay olan konudan, yani giristen baslamaya karar verdim. Istedigim seylere ait gorseller buldum, ama ayni resim icinde kolajlayamadim. Resimlerden takip edersek, en solda gordugunuz gibi kalin cerceveli bir boy aynasi dusluyorum. Bunu daha once de niyetlendigim yere, koridorun ucuna gelen yere koyacagim. Yanina istedigim bank da aynen orta resimdeki gibi bir sey. Ince bacaklari ve puf puf bir minderi olacak. Bankin sagina, kapiya yakin olan tarafa, belki biraz da bankin arkasinda kalacak sekilde bir duvar deseni dusunuyorum, 3. resimdeki agac seklinde.

 

* Resimler cesitli dekorasyon sitelerinden alinmistir.

Bank resminin ustunde bir askilik var. Gozume hos gorundu. Siz ne dersiniz? Gelen misafirler ve gunluk kullandigimiz montlar icin boyle bir seyin kullanisli olacagini dusunuyorum. Alternatifim de var, gorseli en sagdaki gibi. Bu duvar desenlerini bir dergide gormustum, oradaki agac daha buyuktu diye hatirliyorum. Dallarinin ucunda bakinca belli olmayan aski kancalar vardi. Belki askilari biz kendimiz alip yerlestiriyoruz, tam bilmiyorum. 

Bu duvar desenleri cok hosuma gitti, cok degisik seyler var. Bakmak isterseniz bir kac adres siralayayim. www.duvargrafiti.com , www.walltogether.com , www.evgrafiti.com

Gardrobun icinde bir degisiklik yapmayi dusunmuyorum. Raylar biraz takiliyordu, belki onlari yenileriz. Sizce hazir sokturmusken kapaklari boyatsak mi? Gerci daha duvar rengi de konusmadik. Ne olsa? Himmm… bu dekorasyon isinin ucundan tutunca butun oda corap sokugu gibi dagiliveriyor di mi? Hadin o zaman bu seferlik burada durayim ve sizi dinleyeyim. Kafamdakileri degistirebilir yada aklimda olmayan seyleri aklima sokabilirsiniz. Hadin canlarim benim.

* Mevcut hali de ekliyorum.

Alışverişin de adresi… Londra…

Thursday, May 21st, 2009

Madem Londra’nın tiyatrosuna değindik… Londra’nın başka zevkli, hareketli, eğlenceli noktalarına değinmeye devam edelim.

Bu aralar arkadaşlarımı Londra’ya gelmelerine ikna için sürekli moda haberlerini takip edip, postalar oldum. Londra hiçbir şeyden geri kalmam ben dercesine, nerde hareket orada bereket diyip moda sektörünün de dibine vuruyor. Gözüme çarpan ilk moda hareketi: ” Clothes Show London ” oldu (Bakınız link için). Arkasından – daha doğrusu burdan aldığımız/seçtiğimiz elbiseleri gerekli takılarla süsleyebilelim diye ikinci moda hareketi: ” Coutts London Jewellery Week ” gelecek (Bakınız link için).

Haa dedik ki bizim moda anlayışımıza ters bunlar… Ben öyle oturacağım, önümden hatunlar geçecek ben öyle kıyafet seçeceğim… olmaz kardeşim olmaz… kendimi dükkandan dükkana atmalıyım, şuursuzca koşturmalıyım, diyorsak da… hemen bu haftaki olayımıza girişiyoruz. Şuursuzca alışverişi severler, arabaların altında kalıp, ezip gitmesinler diye… Bu haftasonu… Oxford Caddesi emrinize amade!!! Sırf dükkandan dükkana koştururken araba altında kalmayalım diye… tttüüüüümmm caddeyi trafiğe kapatıyorlar bu haftasonu! Aaa bir de tabi, hiçbir cadde eğlencesiz kapatılmaz. Kocaman bir roket, kocaman bir dinazor ve doyasıya parti de caddede hazır bekliyor (Bakınız link için).

Ahh bu sahnelerin gözü kör olsun!!!

Thursday, May 21st, 2009

Efendim aradan çook ama çook uzun zaman geçmiş anca blogumuza gereken ilgiyi gösterebiliyorum. Paskalya tatilini başından sonundan uzatıp biii güzel Türkiye’nin en güzel üç köşesinde çoook eğlenceli zamanlar geçirince geri Londra’ya dönüş ne kadar zor oldu tahmin edersiniz… Hele ki burada da tez danışmanımla bir türlü buluşamama, evde sürekli kara kara bulutlarla gezen birisinin olması ve zar zor aşıldığını düşündüğüm gene yalnız kaldım sendromunun tekrar hortlamasıyla inanılmaz konsantrasyon eksikliği, mutsuzluk hissiyatı ve bol melodram yaşadım. Tabii bu süre zarfında ders çalışılmıyorsa ne yapılır??? Bol bol kitap okunur, dizi, film seyredilir… Ne zamandır baştan sona seyretmek istediğim dizilerin başında “Köprü” dizisi yer alıyordu. Ayşe Kulin’in eserinden esinlenerek yapılmış “Köprü” dizisi… Neyse size diziyi anlatmayacağım merak etmeyin. Haa beğenip beğenmediğimi sorarsanız, beğendim derim. Dizinin bi özelliği Eskişehir’de çekilmiş olması… Diziyi seyrederken birçok oyuncunun performansını beğendim. Kimi ses tonuyla, kimi mimikleriyle, kimi de sırf duruşuyla takdirimi topladı. Tabii tanımadığım oyuncular olunca da araştırma isteğim kabardı, kim bunlar diye…

Vallahi ne yalan söyleyeyim yaptığım araştırma sonucunda Eskişehir’de olmayı çok istedim bir anda… Beğendiğim oyuncuların kimi “Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları”na mensup, kimi de Anadolu Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren “Tiyatro Anadolu”ya mensup… Iki kere kapısını çaldığım Eskişehir’e, tiyatroyu bu kadar desteklediği için ayrıca aşık oldum. Hepsi genc, heyecanlı bir sürü oyuncu… hem de Anadolu’da… Çok gurur duydum inanamazsınız.

Ehh bu kadar tiyatro konuşup da… Müzikal ve tiyatro cenneti Londra’yı hor görmek ayıp olur di mi?

Kenneth Branagh’ın Çehov’un Ivanov’una; Derek Jacobi’nin Shakespeare’in 12. Gecesindeki Malvolio’sine; Judi Dench’in Madame de Sade’ye ve Jude Law’ın Shakespeare’in Hamlet’ine hayat verdiği bir şehir Londra!!! Hmm tabii şimdi ağzınızın suyu akmaya başlamıştır ama… Bu vakit itibariyle bilet bulmanız neredeyse imkansız bu oyunlara… Üstelik bulacağınız biletler de ateş pahasınadır… Şöyle anlatayım pek değerli Zuhal Olcay Hamlet’e biletini bir sene öncesinden almış! O kadar yani… Ben gene de yılmadım baktım bilet fiyatlarına ama salonun en kıytırık yerine istedikleri fiyat dudaklarımı uçuklattı…

Hoş bilet fiyatını anneme söylediğimde süper bir yorum geldi.

“Denizcim sen şimdi git Hamlet’in güzel bi kitabını al… Okurken de Jude Law’ı düşün!!!”

Evet… evet… annemin taktiğini uygulamak, şimdiki öğrenci bütçemle en sağlıklısı gözüküyor :)))

Her gün birimiz

Tuesday, May 5th, 2009

Blog umuz öksüz kaldı fazlasıyla..

Her ne kadar bende kendi blogumu sık sık öksüz bıraksamda bu çoçuğumuzu çok seviyorum ve böyle boynu bükük kalmasına gönlüm razı gelmiyor bir türlü.

O yüzden bir önerim var sizlere; bir başka blog dan esinlendim bu fikri bu arada.

Haftada 7 gün var ve biz (şimdilik) 5 kişiyiz; o yüzden diyorumki haftanın yedi gününden en sevdiğinizi seçin…

Sonra da o gün sizin olsun, bir şartla elbette.. her hafta o gün bu sayfaya iki satır bile olsa birşeyler yazın…

Çok sıkı bir düzen olsun istemem elbette; o yüzden herkesin ayda 1 bilemedin 2 sefer “özür” hakkı da olsun.

Ne dersiniz?