“Reign Over Me” uzerinden mirildanmalar…

ipek neşe

Film delisiyim ben galiba. Gerci durumum “hikaye tutkunlugu”ndan kaynakli oldukca. Filmleri (ya da ve tabi ki) oyunlari hipnotize olmus gibi seyretmem (her ne kadar bazi kurbaalarca durumum dalga konusu yapilsa da!!) ya da kitaplari kaybolarak okumam hep bundan sanirim. Seviyorum o ayri, ama asil neden “deli” olmam, hikaye delisi. Her mekanin, her zamanin, her insanin farkli bir hikayesi var, ve ben o hikayelerin detaylari icinde kaybolmaya bayiliyorum. Probabilistik modellerle kafayi yemek uzere oldugum su son zamanlarda daha da kabartiyorlar istahimi. Olasiliksiz butun olasiliklarin icine gireyim istiyorum, hepsinin icinde ordan oraya kosturayim, kaybolayim, sonra yeniden yolumu bulayim, sonra girdigim kapidan cikip (baskasi da olur) baska bir kapidan baska bir hikayenin icine duseyim. Bu arada benim icinde olduklarim arada gume gidebiliyor tabi, ya da degisik sekillerde etkilesimler olabiliyor. Oyle ki bir gun cok sevdigim biri “sen bu hayatta degil o filmlerdeki/kitaplardaki hayatlarda yasiyorsun” demisti. Onceleri kabul etmemistim. Hatta gayet iradeli bir sekilde saatlerce suren bir tartismaya donusturdum durumu (hemi de Ingilizce:P). Ama sonucta hakli oldugunun ben de farkindaydim sanirim. Hala bir yargiya varamadigim bunun iyi mi kotu mu oldugu, sanirim her ikisi de oldugu icin.

Nerden girdim nereye ciktim. Aslinda amacim “Reign Over Me” den bahsetmekti. Adam Sandler in (bence) super bir is cikardigi, Liv Tyler in (kendisine hastayim o ayri!!) nedir kardesim senin bu durumun dedirttigi yamulup seyrettigim filmlerden biri. Film bittikten sonra -bazilarinin tahmin edebilecegi uzere- bir sure antenlerimi dunyaya kapattim. Maalesef kapisinda bekleyip cikista hayranlikla oyuncularina bakabilecegim bir kulis kapisi da olmadigi icin oturdugum yerde mihlandim. Sonra da eve donup tavana bakmaya basladim.

Insani ayni anda hem acayip mutlu hem de acayip mutsuz eden kac eylem daha var “birini sevmenin/sevebilmenin” disinda? Kac kere daha yenik dusmeye boyun egecegiz kim bilir? Verdigi haz getirdigi acidan cok daha cekici olmali. Diger aciklamalar bilincli mazosistlik ya da bilincsiz aptallik olarak da siralanabilir tabi..

Risk buyuk. Sonunda elde avucta hicbir sey kalmamasi olasiligi gayet yuksek. Gelinecek nokta, icinde disina tasirmak icin buyutup durdugun seyi (her ne ise o) sanki hic olmamis gibi icine geri sokmani soyleyebilir. Bilmez ki sutu memelerinden tasmasina ragmen bebegini emziremeyen annenin nasil aci cekecegini! Ne yani, hic dogmamis gibi mi davransin, hic sevmemis gibi mi?

Erteliyoruz, basa cikamadigimiz her aciyi yok sayiyoruz, bagir bagir dinlenen her sarki kendi icimizdeki ya da disardan gelebilecek sesleri susturuyor sanki. Oysa yokettigimizi sandigimiz her aci bizden besleniyor, daha da buyuyor, kanli canli bir hale geliyor. Hatta bazen oole bir hale geliyor ki onsuz yasamak mumkun degilmis gibi gozukuyor. Yoketmeye calistigimiz aci bizim bir parcamiz oluyor.

Nasil degisir bu durum bilemem. Degismesi gerekir mi onu da bilemeyecegim. Ben sanirim -bu aralar biraz inancimi yitirmis olsam da- her kosulda sevebilmek istiyorum. Anami, babami, kardesimi,…,sevgilimi, arkadasimi..Hepsini, hepicigini sevebilmeye gucum olsun. Sonundaki olasi kaybetme durumu bi gun kendimi kaybetmeme neden olacaksa bile, varsin oole olsun, varsin bana sahip olsunlar!

Iyi ki filmden bahsettim:P Neyse siz en iyisi seyredin. Ben de bu gecelik mirildanmalarima son vereyim.

Not: Evimizin durumu hakikaten sahane. Bu yaziyi yazarken evde 4 dort kisi, 5 bilgisayar olmasi, benim biri remote desktop uzerinden olarak uc ayri bilgisayarda surekli “run” aliyor olmam, arkada bilumum Turk dizilerinin boy gostermesi, beynimin iyice sulanmis olmasi yaziya cesitli boyutlar getirmis olabilir, affola..

Not2: Yaahu bu makalenin yarina bitmesi gerekiyor, yakinindan bile gecmiyor su anki durumuyla o ayri, bakalim bir kac gune belkim! o degil de biri bana yardim etsin nedir bu cekirdek aile icinde yasayan cocuklarin fiziksel aktivite yapmama durumu? Ben demiyorum, korelasyon modelim diyor:P

Not3: Ince belli cay bardagiyla cay icmeye bayiliyorum (Turk cayi, dikkat cekerim) Bi de anneminkiler gibi koksa ne guzel olacak, gerci o zamanlar cay icmiyodum pek ama olsun. Uzaktayiz yaa pek bi kiymetli simdi.

Not4: Bana ait yazilardaki “a”, “z” ve o cevrede olan harflerin eksikligine itafen durum sudur: klavyenin uzerine su doktum, sonra akilliyim ya kurutma makinesi ile kuruttum, ama benim kurutma makinesinin biraz fazla isittigini unuttum, tabii alet de yamuldu, yani bahsi gecen tuslar yamuldu. O yuzden biraz zor basiyorlar. Su andaki yaziyi baska bilgisayarda yazidigim icin bu sorun olmamissa da cogunlukla muhtemeldir. Meraklisina duyurulur. Evet, ben bildiginiz doktora ogrencisiyim. Mikrodalgaya kedi koyup kurutmayin benzeri bir uyarinin bilgisayarinizi oole caninizin istedigi gibi kurutmayin seklindeki versiyonuna ihtiyac duyuyorum:P Lakin, etrafimdaki bir takim teknoloji kurtlarinin da ilk yapacaklari seyin kurutma makinesi ile kurutmak oldugunu ogrenmek icimi rahatlatmadi desem yalan olur:) Ehh ben birazcik fazla kurutmusum ne yapayim!!

Not5: Bana ait yazilardaki “r” ve “y” harflerinin eksikligi tamamen benim tercihim, oole, boole, bi..demeyi seviyorum pek cok.

Not6: Ayy yeter sus diyorum kendime!!

ipek neşe nin son yazdıkları

3 Responses to ““Reign Over Me” uzerinden mirildanmalar…”

  1. deniz deniz Says:

    Tamam ben de itiraf edicegim artik… Arkadaslar aslinda ben hic de normal bir insan degilim. :))) Cok anlamli oldu di mi? Simdi bu itirafimi Musa’ya yapmistim, hatirlayacak birazdan!

    Ipekkizim gibi ben de kitaplari cok severim, ama oyle okudum gecti havasinda degil. Ben ciddi ciddi yasarim aynen Ipekkizim gibi. Lise sondayken gecenin birinde elime rafta duran bir kitabi almistim (Ciglik’ti sanirsam kitap) Tamam kitap cok heyecanliydi ama ben o kadar kaptirmistim ki kendimi, babam basima dikilmisti gecenin ucunde neden hala ayaktasin diye. Neyse tamam dedim yattim ama icim icime sigmadi, bir tane fener bulup yorganin altina iyice girip kitabi bitirmistim. Ama Ipekkizimin da dedigi gibi kitaptan cok ya da hikayeden cok ben o hikayenin icine dusebilmeyi seviyorum.

    Gelelim itirafa… Benim garip bir huyum var, aslinda bu huy bazi geceler uykuya dalmakta zorlandigim icin cikardigim birseydi. Ben uyuyamadigim gecelerde aklimda kalan film ya da kitap hikayelerinde kendim icin de bir karakter yazar, hikayeyi bir de kendi yorumumla cevirirdim kafamda.

    Sonra bu, gunduz sıkıcı derslerde de kendimi monotonluktan kurtarmak icin kullandigim bir metot oldu. Ama bu durumda en ust nokta saniyorsam bolum baskanindan azar isitirken kendimi ona saglam bir ucan tekmeyle dalip, onu pencereden disari firlatirken canlandirmam olmustu. Hem de Japon mangasi seklindeydi canlandirmam. :))) Hayir azari haketmedigimden degildi bu canlandirmam. Aksine ben hocaya da haklisiniz, cok mahcubum size karsi demistim. Ama bu kadar alttan almama ve sakin sakin dinlememe ragmen, her isi yapan, her gun duzenli gelip giden tek asistan olmama ragmen, yaptigim ilk hatada disipline gonderilmekle tehdit edilmek koydu tahminen… Neyse basarili bir Japon animesiyle canlandirmam hala kafamda tazecik… Keske cizimim guzel olsaydi da size de gosterebilseydim aklimdakini, eminim cok begenirdiniz :)))

    Yani ben de cok seviyorum hikayelere dalip gitmeyi. Hem rahat da durmuyorum o hikayelere yeni yeni parcalar koyuyorum bana ait olsunlar diye…

    Evet benim de kendime sus demem gerekiyor artik. Filme dair yorumlarim izleyince gelecek… Kediyi 1 dakika mikrodalgada cevirsen bisey olmaz bence!!! Bizim mikrodalga 1 dakikada anca kendiyle dalga gecebilir hale geliyor!!! 😛 Tabii siz gene de denemeyin! Klavye dedigin kurutma makinesiyle kurutulur, hatta agzina tulbent baglanmis supurge makinesi ile de temizlenir… Normaldir, sasilacak bir durum yok yani… Ama tulbenti unutmayin, sonra alfabenin birkac harfinden mahrum kalabilirsiniz. :)))

    Bizde cay bardagi yok, ev arkadasimin bardak koleksiyonunu arttirmak icin kendini feda ederek yedigi nutellalarin bardaklari var, onlarla cay iciyoz… Ince bellinin yerini tutmaz tabii ama, olsun Cay olsun Turk cayi olsun!!! Bu ingilizlerin “breakfast tea”si biseye benzemiyo!!! 😛

    Yaaa yarina kim simdi ders notu hazirlayacak… Off off diyor, biri beni durdursun, yazi kadar yorum mu olur diyor… Veee susuyorum :)

  2. musa musa Says:

    Deniz bana tam da ogün anlatmıştı, bölümde onu çıldırtan, burada doktora yapmam dedirten o olayın olduğu gün anlatmıştı.. Bende kendimi hayalperest derdim o güne kadar… sonra vazgeçtim.

    Çok yaşayın be kızlar.. dünyanın iki ayrı köşesinde… çok ama çok sevdiğim, iki az buçuk kaçık ama tatlı kız, (unutmadan… biriniz de azıcık huysuz) 😛

    Yazılarınızı okudukça bu sayfayı iyiki açmışız diyorum… yazmaya devam etmenizi diliyorum.
    ipek ciğim: evinizin o halini çoook merak ettim, belki resim çeker koyarsın bir ara… Greystone tayfasına selam ederim ayrıca.

  3. ipek neşe ipek neşe Says:

    Denizkizim walla asmissin kendini, gerci benim pek hosuma gitti okurken, bi de aklima kucuk el fenerimle yorganin altinda gizli gizli kitap okudugum lise yillarim (ozellikle lise son) geldi; ee malum o aralar sadece ders kitabi okumaya izin vardi, gerci birazcik da haklilardi, bana kalsa sadece oyku/roman/denem vs. okurdum sadece:)

    muca, walla korkarsin evin resmini (su andakini) gorursen, her yer her yerde, darmanduman, herbir mekan makale yazilmak icin design edilmis durumda!!

    su anda biz sezgincimle basbasa kaldik, herkes terk etti austin i, o yuzden selamini sadece ona iletiyorum, hii bak o da sana selam soyluyooo.